Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Ülkenin en hararetli siyasi tartışma başlığının en yüksek mahkeme yani Anayasa Mahkemesi olmasını büyük bir üzüntü ile izliyorum.

        İşin iki boyutu var.

        İkisi de vahim.

        Hem Engin Yıldırım’ın skandal twiti hem de AYM’yi yok sayan yerel mahkemeler skandalı…

        Anayasa Mahkemesi kararları mevcut anayasanın 153. maddesine göre bağlayıcı.

        Bu husus tartışmaya açık olmadığı halde mahkemenin kararlarının tartışılır hale gelmiş olması çok düşündürücü.

        Kararları biz gazeteciler, siyasetçiler, aydınlar tartışabiliriz, eleştirebiliriz hatta protesto edebiliriz ama ilk derece mahkemeleri tartışamaz ve itiraz edemez.

        İki gündür Anayasa Mahkemesi’nde görev yapan ve geçmişte yapmış olanlar dahil, hukukçu kimliğine inandığım, güvendiğim onlarca isimle konuştum.

        Mevcut hükümeti destekleyenlerle de muhalif olanlarla da sohbet ettim.

        Şüphe götürmeyen bir konu varsa o da AYM kararlarının bağlayıcılığı ilkesi.

        Siyaseten tartışılan kritik mevzularda şu an AYM 8-8 bölünmüş durumda.

        Hukuk felsefesi ve anlayışı bakımından 8 üyeye karşı 8 üye pozisyonu var. Bu durum kimi kararlara da yansıyor.

        Fakat bu 8-8 bölünme medyada yazıldığı gibi Gül’ün atadıkları ve Erdoğan’ın atadıkları bölünmesi değil.

        İki tarafın içinde de her iki Cumhurbaşkanı’nın da atadığı isimler var. Ayrıca bir de eski dönemden kalma Ahmet Necdet Sezer’in atadığı askeri üye var. Durum karışık.

        Fakat 16 üyenin birden kesin olarak uzlaştığı bir konu var ki o da AYM kararlarının bağlayıcılığı prensibi.

        Anayasa Mahkemesi’nde herkes bu konuda müttefik.

        Dolayısıyla şayet Türkiye hukuk devleti olma iddiasında bir ülke ise Berberoğlu ile ilgili AYM’nin verdiği hak ihlali kararının yerine getirilmesi, 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nin itiraza olumlu cevap vermesi şart.

        Üstelik Berberoğlu kararı 16’ya 0 çıktı. AYM üyelerinin tamamı bir bütün bu konuda.

        Hatanın neresinden dönülse kazançtır ülkemiz için.

        Yanlışta ısrar etmek hepimize, çocuklarımızın geleceğine çok büyük faturalar çıkaracak.

        Yüksek Mahkeme kararlarına uyulmayan bir ülkeye dış yatırım da gelmez yabancı sermaye de gelmez.

        Bu tavır bizim iktisadi hayatımızı da geriye götürür.

        Ben 15. Ağır Ceza’da bu tıkanıklığın aşılacağına inanıyorum.

        Şayet bu da olmazsa, yani 15. Ağır Ceza Mahkemesi başvuruyu reddederse bu kez Berberoğlu’nun avukatları ikinci kere Anayasa Mahkemesi’ne başvuracak.

        Anayasa Mahkemesi Şahin Alpay’da yaptığı gibi bir kez daha ihlal kararı verecek.

        Süreç bu kadar uzamadan iş çözülürse Türkiye rahat bir nefes alır.

        Darbecilerin  ışığını kapalı tutmak için...

        AYM’nin bağlayıcı olması gereken kararları tartışılırken AYM üyesi Engin Yıldırım’ın attığı mesaj intihar girişiminden farksız.

        Engin Yıldırım’ın twitini büyük bir skandal olarak görüyorum.

        Bu twit çok tehlikeli, çok çirkin ve bu ülkenin hafızasında çok karanlık dönemlerin parolası gibi. Kabul edilemez.

        Yıldırım özür diledi, twitini sildi.

        Anayasa Mahkemesi alışılmadık şekilde bir açıklama yayınladı.

        Bu twitin kendi görüşünü yansıtmadığını söyledi.

        Bunlara rağmen o twit Anayasa Mahkemesi’ne büyük zarar vermiştir.

        Ancak bu nedenle AYM’nin anayasada işaret edildiği gibi bağlayıcı olan kararlarının tartışmaya açılması, uygulanmaz hale gelmesinin doğuracağı büyük tehlikeyi göz ardı etmemeliyiz.

        Zira bizi, hepimizi darbelerden ve her türlü vesayet girişiminden koruyacak olan şey de hukuk güvenliği.

        Darbe heveslilerinin ışığını kapalı tutmak için hem Engin Yıldırım’ı kınamalı hem de AYM’nin Enis Berberoğlu kararının uygulanmasının hukukun gereği olduğunu hatırlatmalıyız.

        DEVLET BAHÇELİ'NİN SÖZLERİ

        Diğer yandan Devlet Bahçeli’nin ifade ettiği gibi Anayasa Mahkemesi’nin 27 Mayıs askeri darbecilerinin kurduğu ve bu yüzden tarihinin önemli bölümünde problemli bir müessese olduğu açıktır.

        Fakat şunu da eklemek isterim ki Sayın Bahçeli’nin bu düşüncesine mevcut 16 üyenin hepsinin de tamamen katıldığını biliyorum.

        Yassıada felaketinin sözde hakimlerinin otomatik olarak ömür boyu Anayasa Mahkemesi Üyesi olarak atanması da utanç vericidir. O darbeci üyelerin isimleri AYM duvarlarında hala asılı duruyor.

        Bu bağlamda ben de şahsen 27 Mayıs kalıntısı ‘Anayasa Mahkemesi’ isminin değişerek Türkiye Yüksek Mahkemesi olmasına olumlu bakarım.

        Fakat bu vesileyle Türkiye’nin en Yüksek Mahkemesi’nin yetkilerinin budanması ve bodurlaştırılması düşünülüyorsa da buna karşı çıkarım.

        Normal bir ortamda olsak mevcut AYM’nin büyük çoğunluğunun mevcut ismin değişerek Türkiye Yüksek Mahkemesi olmasına itiraz etmeyeceklerini düşünüyorum.

        Türk Yüksek Mahkemesi adı ne olursa olsun her zaman çok saygın ve çok güçlü bir kurum olmak zorundadır.

        Zaten AK Parti ve MHP’nin AYM konusunda değişikliğe gidecek anayasal çoğunluğu yok.

        İYİ Parti camiasının da bu değişikliğe destek vermesi gerekiyor ki 361 yakalansın ve referanduma gidilsin.

        Bireysel başvuru hakkının sonuçları

        Bir diğer mesele bireysel başvuru meselesi… Belki ben atlamışımdır diye, AYM tarihinin detaylarına vakıf isimlere sordum.

        Önceki yıllarda buradaki gibi AYM kararlarına uymayan mahkemeler oldu mu diye araştırdım. Şahin Alpay ve Mehmet Altan kararı dışında yok. Orada da daha sonra alt mahkeme AYM’nin kararını yerine getirmişti.

        Son dönemdeki tartışmalı konular hep AK Parti Hükümetleri döneminde yapılan değişiklikle getirilen bireysel başvuru hakkının sonuçlarından doğuyor. Bunu unutmamak gerekir.

        Eylül 2012’de hayata geçen bir değişiklikle AYM’nin sadece norm denetimi olan görev alanına bireysel başvuruları incelemek de eklenmişti. Ve bu çok doğru ve önemli bir adımdı.

        Zira birçok dosya AİHM’e gitmeden bu yolla yeniden incelendi ve mağduriyetler giderildi.

        12 Eylül 2010 referandumuna kadar AYM sadece mahkemeler kanalıyla gelen somut norm denetimi ve siyasi partiler kanalıyla gelen soyut norm denetimi yapıyordu.

        İlk bireysel başvurular 2012 Eylül ayında kabul edildi..

        Enis Berberoğlu meselesinde Yüksek Mahkeme yargılama sürecini hukuki bulmuyor.

        Dokunulmazlık sürerken yargılama yapılmış olmasını hak ihlali sayıyor. Sürecin Berberoğlu’nun dokunulmazlığı kalkana kadar ertelenmesini, milletvekilliğinin de iade edilmesi gerektiğini söylüyor.

        Bugün karşılaştığımız sıkıntının nedeni açık: 2010 yılında AK Parti Hükümeti AYM’ye bireysel başvuru hakkının yolunu açmasa bu tartışmalar olmayacaktı.

        Keşke açmasaydı demek için bunu hatırlatmıyorum. Elbette çok önemli bir kazanımdır bu. Ancak bu kazanımın getirdiği sonuçlara da katlanmak gerekir.

        Diğer Yazılar