Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

“Biz Diyarbakır’da 2005’te ne demişsek dün de oradaydık, bugün de aynı yerdeyiz, yarın da aynı yerde olacağız. Biz tüm samimiyetimizle barış, kardeşlik, çözüm, adalet, hak özgürlük dedik. Biz ret, inkar, asimilasyon politikalarını ortadan kaldırıp hak ve özgürlük eksenli bir yaklaşımla asırlık meselelerin çözümüne yöneldik…. Çözüm sürecini niye başlattık? Yeter ki artık anneler ağlamasın, akan kan dursun, her meşrepten insan kardeş olsun istedik. Bu bölgenin insanları demokrasiden, ekonomik büyümeden nasibini alsın diye baldıran zehri de olsa içeriz dedik. Samimiyetle başlattığımız süreci provoke ettiler, zehirlediler ve sonunda tamamen yıktılar…. Küresel emperyalizmin ülkemizde yaklaşık bir buçuk asırdır kaşıdığı bir yarayı kapatmak için çözüm sürecini evet biz başlattık ama sonlandıran biz olmadık…”

Tayyip Erdoğan geçtiğimiz Cuma günü Diyarbakır’da söyledi bunları.

Çözüm süreci gibi tamamen yerli ve milli bir projeye yeniden sahip çıktığı için Cumhurbaşkanı’na teşekkür ediyorum.

Hükümet medyasındaki kalemler tarafından bile bir süredir çözüm süreci şuursuzca kriminalize ediliyordu bu ülkede.

Bu sürecin vatana ihanet olduğunu pervasızca söyleyenler gerçek demokratları bastırıyorlardı. AK Parti bu konularda özgüvensiz ve sessiz kalıyordu.

Ben her zaman her koşulda bu son 6 seneye inat çözüm sürecini savunmaya devam ettim. Yazarlık hayatımda en çok inandığım projelerden biriydi bu süreç.

O sayede bütün bir Doğu ve Güneydoğu Anadolu coğrafyası Türkiye tarihinde ilk kez kansız ve barış içinde bir dönemi yaşadı. Kürt halkı barış ve refahı ilk kez bu dönem tattı.

PKK, akılsızca politik hesaplarla çözüm masasını devirerek aslında Kürt halkına ihanet etti. Bu sürecin bitişinin bedelini son 6 senedir en başta Kürtler çok ağır biçimde ödüyor.

Sırf Erdoğan düşmanlığından ötürü çözüm süreci bitsin diye Kürt siyasetçileri dolduruşa getirenler bedel ödemiyor. Bütün fatura yine Kürtlere çıkıyor.

Bu ülkede Kürtler arasında çözüm sürecine destek yüzde 100’dü. Evet yüzde 100. Hangi siyasi görüşten olursa olsun her Kürt bu barış sürecinden mutluydu.

MHP VE İYİ PARTİ KENDİ İÇİNDE TUTARLI, PEKİ YA CHP?

Ben iki Türk milliyetçisi parti MHP ve İYİ Parti’nin çözüm süreci karşıtlığını anlıyorum. Onları da kendi ideolojileri bağlamında tutarlı buluyorum.

Fakat “demokrasi ittifakı” başlığı altında HDP ile işbirliğini konuşan, belediye başkanları Selahattin Demirtaş’ın tiyatro oyununa giden CHP’nin konu çözüm sürecine geldiğinde bu nasyonalist dili benimsemesini anlamıyorum ve asla doğru bulmuyorum.

Yeniden o 2015 sürecine dönelim… Abdullah Öcalan 28 Şubat 2015’te 21 gün sonraki nevruzda PKK’nın silahları tamamen bırakması için kongre toplayacağını ilan edeceğini söylemişti.

21 Mart 2015’de Sırrı Süreyya Önder tarafından Diyarbakır’da okunacak Öcalan konuşmasında PKK’nın tamamen silah bıraktığı tüm dünyaya ilan edilecekti.

Tüm bunlar beklenirken barışın sağlanacağı tarihten 4 gün önce 17 Mart 2015’te ne oldu?

Selahattin Demirtaş çözüm sürecinin kurucusu Erdoğan’a hitaben “Seni Başkan yaptırmayacağız, yaptırmayacağız, yaptırmayacağız” başlıklı şu an kendisinin de pişman olduğunu düşündüğüm o manasız ve işlevsiz grup konuşmasını yaptı.

Kimi Türk solcuları ve Beyaz Türk çevreleri bu konuşmayla adeta bayram ettiler.

Netice?

Ağır bedeller ve acıları yaşayan yine Kürtler oldu.

Bu şuursuz konuşması yüzünden Demirtaş’a en yüksek desteği verenlerden bazıları şu an Türkiye’de faşizmin ateşine odun atmakla ve hapisteki Demirtaş’a her gün hakaret etmekle meşgul.

DEMİRTAŞ’IN MEŞHUR KONUŞMASINDAN ÖCALAN HABERDAR MIYDI?

Şimdi sormadan edemiyorum… Demirtaş, Erdoğan’ın Başkanlığa gidişini HDP’nin engelleyebileceği gibi Türk devlet genetiği ve tarihinden bihaber bu çıkışı nasıl yapılabildi?

HDP ne dün ne bugün ne de yarın Tayyip Erdoğan’ın Başkanlık makamında oluşunu ya da kalışını engelleyebilecek bir güç değil. Türkiye’de Devlet kurumunu biraz bilen kimse bunu düşünemez.

Nitekim tüm bu tantana içinde Tayyip Bey tam anlamıyla Başkanlık koltuğuna oturdu bile.

Öte yandan o konuşmaya dair diğer bir nokta Öcalan boyutu…

Demirtaş bu konuşmayı Abdullah Öcalan’dan bağımsız mı yaptı?

O süreç gerçek bir muamma ama ben Abdullah Öcalan’ın onayı olmadan o kritik süreçte Demirtaş’ın bu konuşmayı yapacağına inanmıyorum.

Türkiye’de özgürlüklerin vanalarının tamamen kısılmasına sebep olan 7 Haziran öncesi ve sonrası süreçten Abdullah Öcalan da sorumludur.

Olayı sadece Demirtaş’a bağlamak bu hareketin iç dinamiklerini bilmemek demek. Zaten Demirtaş tüm savunmalarında esas lider olarak Öcalan’ı gördüğünü söylüyor.

Bizim Türk medyasında kurduğumuz Demirtaş-Öcalan dikotomileri hayal ürünü.

EROL KATIRCIOĞLU’NUN SÖZLERİ

Abdullah Öcalan kendisiyle görüşenlere 2016’dan beri özetle şunu diyor:

“Biz Kürtler, Türkler arasındaki siyasal kavgada taraf olmayalım. Ne zaman taraf tuttuysak hep biz bedel ödedik ve düşmanlıklar körüklendi. Ne AKP ile ne CHP ile ittifak kurmayalım.”

Haziran 2019’da PKK üzerine uzman olan akademisyen Ali Kemal Özcan’ın Abdullah Öcalan ile görüşmesinde de Öcalan’ın söylediği yine aynı tezdi. Yani “Türkler arası politik kavgada Kürtler taraf tutmasın. Eğer taraf olursak ağır bedel ödüyoruz. Yanında durduğumuz taraf da bize sahip çıkmıyor” tezi.

Fakat bu görüşme 23 Haziran 2019 öncesine denk getirilme gibi bana göre de çok büyük bir yanlış yapıldı. Olay bağlamından koparıldı.

O görüşme ile ilgili bazı detayları burada ilk kez şimdi yazıyorum.

Aslında Öcalan’ın yukarıdaki sözleri Ali Kemal Özcan ile görüşmesinden sonra Asrın Hukuk Bürosu tarafından açıklanacaktı. Bu gecikince ikinci bir görüşme gerçekleşti. O görüşmede Öcalan sinirlendi ve Özcan’a şöyle söyledi:

“Onlar benim avukatım, HDP’nin ya da birilerinin avukatı değil. Benim bu açıklamamı Kürt halkına duyurmak zorundalar. Sen git ve o açıklamayı Asrın Hukuk Bürosu’na yaptır. Sakın benim bu sözlerimi kendin kamuoyuna aktarma. Öyle yaparsan sana devletin provokatörü gözüyle bakar Kürt halkı. Söylediklerin onlar üzerinde hiçbir etki yaratmaz. Hatta tam aksi netice verir ve inadına bu kavgada İmamoğlu’ndan yana tavır koyarlar.”

Öcalan’ın bu uyarılarına rağmen maalesef 23 Haziran öncesi panikle Ali Kemal Özcan’a Mudanya’da o açıklamayı yaptırdılar. Netice tam da Öcalan’ın dediği gibi oldu.

Öte yandan Haziran 2019’dan beri geçen 2 senelik süre içinde Öcalan’ın “Türkler arasındaki kavgalarda taraf olmayalım. Taraf olursak kaybeden Kürt halkı oluyor” tezinin haklı olduğu HDP içinde de konuşulmaya başlandı.

Aslında hem Erol Katırcıoğlu’nun hem Sırrı Süreyya Önder’in son dönemde verdiği kimi röportajları bu bağlamda okumak gerekir. Mesela Erol Katırcıoğlu bir söyleşisinde şöyle diyor:

“Biz CHP’ye tam 10 büyük belediye kazandırdık. Bizim sayemizde 10 belediye aldı CHP. Onlardan da hiçbir şey istemedik. Peki Deniz Poyraz kardeşimizin katledilmesinden sonra Kemal Kılıçdaroğlu genel merkezimizi ziyaret edemez miydi? İki genel merkezin arası 3 dakika. Ben CHP de iktidarda olsa Kürt meselesinde durumun daha da beter olacağını düşünüyorum.”

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00