Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Kabil’in merkezinde daracık bir sokağın içi. Araba zor giriyor. Bir duvar gibi dizilmiş çatısız alçak evler sıcağı daha da artırıyor.

Araçtan iniyoruz. Çok ağır bir lağım kokusu. Sokağı boydan boya kesen kanalizasyon çukurunu atlayıp boyası dökülmüş kapıyı açıyoruz.

Burası ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM)’un önceki gün ‘Trajik bir hata’ deyip işin içinden çıktığı yer.

‘Trajik hata’ 29 Ağustos'ta bu evde yok olan hayatlar. O gün ABD bir arabayı insansız hava aracı ile takip ediyor. Bagajında taşıdığı su galonunu patlayıcı gibi kodladığı ileri sürülüyor.

Sonuç bizim karşımızda gördüğümüz enkaz.

İtiraf edeyim dün sabah Özgür Balaban’la o eve gittiğimizden beri gözlerimi kapamakta zorlanıyorum. Her seferinde karşıma buraya koyduğum o masum yavruların yüzleri geliyor.

Ayet. İki yaşındaydı.

Sümeyye. 2 yaşındaydı.

Melike 3 yaşındaydı.

Bünyamin. 5 yaşındaydı.

Arvin. 6 yaşındaydı.

Farzad. 12 yaşındaydı.

İstatistik değil bunlar. İnsan. Her birinin bir ismi ve bir yüzü vardı.

TEK SUÇLARI SU TAŞIMAKTI

Kimliklerinin dahi olmadığı bir coğrafyada üçü babaları ile su taşıdıkları arabada, üçü ise babaları ve amcalarını karşılamak için çıktıkları kendi bahçelerinde parçalanarak ve yanarak öldüler.

Faysal da vardı. 16 yaşındaydı.

Zamir de vardı. 20 yaşındaydı.

Nasır da vardı. 28 yaşındaydı.

Ve Zemari de vardı. 36 yaşındaydı.

Ahmedi ailesinin 10 ferdi Kabil’in kanalizasyonu dışarıdan akan bir mahallesinde, elektrik ve suyu olmayan evlerinin bahçesinde, gökten gelen nokta atışlı bir drone ile yok oldular.

Şayet yaşasalar bugün o mahalleden çıkmış ve ABD’ye gitmiş olacaklardı. Zemari Ahmedi ABD için teknisyenlik yapıyordu. ABD, Afganistan’dan çekilirken onlar için de kağıtlar çıkarılmıştı. Bavullarını hazırlamışlar, yeni bir geleceğe gün sayıyorlardı. Olmadı.

O evdeki kadar ağır bir kasveti ve yaşamsızlığı bugüne kadar başka hiçbir yerde hissetmemiştim. İmkansızlıklar, kavurucu sıcak, dev bir trajedi, dayanılmaz bir koku ve kül olmuş iki arabanın arkasında ev demeye bin şahit isteyen bir enkaz…

“Çocukların anneleri nerede?” diye sordum. Başka akrabalarının yanına göndermişler. Biri sinir krizi geçirmiş, diğeri ise ayakta durmakta zorlanıyor.

Yavruları gözlerinin önünde paramparça olmuş iki kadın…

Gökten bir bomba düşüyor, aileleri bir saniyede yok oluyor…

"ABD BİZİ BURADAN ÇIKARMALI"

Zemari Ahmedi’nin abisi Emal, “ABD’den herhangi bir telefon aldınız mı, sizinle bağlantı kuran oldu mu?” diye sorunca şu yanıtı verdi:

“Bırakın aramayı, bizimle ilgili açıklama yaptıklarını tesadüfen internette gördük. Hiç kimse bize bir şey demedi. Arayan soran olmadı. Halbuki şimdi biz sanki DEAŞ ile bağlantımız var gibi burada mimlendik. Hayatımız tehlike altında. Bizi buradan çıkarıp ABD’ye götürmeleri gerekiyor.”

Kendi çalışanını ve minicik çocukları rastgele attığı bombalarla parçalayan ABD, bu insanları Afganistan’dan çıkarmakla uğraşır mı? Zannetmiyorum…

Afganistan’da yaşamak ve ölmek arasındaki çizgi flulaşıyor. Bu kadar vahşet, bu kadar yokluk, bu kadar kadersizlik insanı bir yerden sonra mecburen duyarsızlaştırıyor olmalı. Aksi takdirde dayanmak imkansız.

Bu dünya güzeli yavrular cayır cayır yanan arabanın içinden anneleri ve akrabaları tarafından paramparça çıkarılıp kendi imkanları ile hastaneye götürülmüş ve birkaç saat içinde hastanede vefat etmişler.

Söyleyin, buna can dayanır mı?

Dayanıyor burada…

Sokaktan akan lağımlar, gökten düşen bombalar ve her saniye ensenizde hissettiğiniz ölüme insanlar burada dayanıyor.

Görüntü: Özgür Balaban

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00