Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Türban (tesettür) ,1908'den sonra çağdaşlaşma yandaşlarının ele aldıkları 'kadın özgürlüğü, kadın-erkek eşitliğinin sağlanması' türünden konular arasında hep baş rolü oynadı .

        1900'lü yılların başlangıçlarında çağdaşlaşma yandaşları, peçe ve çarşafa karşı görüşlerini seslendirdiklerinde karşılarında şeriatçıları bulmuşlardı.

        Bu kesim, yayınlarında çok katı bir tutumla 'Tesettürün en yüksek dinsel ilkelerden biri olduğunu, kadınların yüzlerini ve saçlarını örtmeleri gerektiğini' haykırmaktaydı. Aradan geçen yüz yılda, olay saçları örtme boyutuna indirgenebildi.

        1923'te Cumhuriyet kurulduğunda tesettürün 'erkek bencilliğinin ürünü' olduğunu vurgulayan Mustafa Kemal, kadınların dünyayı kendi gözleriyle gören eşit bireyler olabilmeleri için gerekli adımları attı. Ama karşı devrimciler hiç boş durmadılar. Halkımızın tertemiz din duygularını istismar etmeyi kadınlar üzerinden ve çoğu zaman kadınlar aracılığı ile sürdürdüler.

        2010 yılına geldiğimizde ise, 1980'lerde yeni bir ivme kazanan tesettürün sözde çağdaş biçimi olan türbanın, artık moda kavramlar haline gelen 'demokrasi,bireysel özgürlükler ve İnsan Hakları' maskelemesi altında benimsetilmeye çalışıldığını görmekteyiz.

        Bu dayatma ve benimsetme işlevinde bir kısım medya , yüzyıl önce olduğu gibi 'türbana özgürlük' propagandası ile kamuoyunu ikna etmeye çalışıyor. Güncel bir sorun haline getirilen Üniversitelerdeki türban yasağının ulusal ve uluslar üstü yüksek yargı organlarının kararı olduğu, unutturulmak isteniyor. Kamuoyu üzerinde başarılı bir beyin yıkama programı uygulanmakta. 'Türban yasağının Müslüman toplumla hesaplaşma ve İslâmi alana tecavüz olduğu; Lâikliğin bu yönüyle İslâm karşıtlığına dönüştürüldüğü' öne sürülebiliyor.

        Dinde çağdaşlaşmayı ve inanç özgürlüğünü sağlamaya çalışmış olan lâik Cumhuriyetin din olgusu karşısındaki saygılı tutumunu kötüye kullanan çevreler,işi gençlerimize Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlığı aşılamaya kadar götürebiliyorlar. Nitekim, şimdi bazı türbanlı genç kadınlar televizyonlarda 'Biz türbanla lâik devlete baş kaldırdık. Lâik Cumhuriyet, türban üniversitelerin kapısına geldiği zaman çöktü' diyorlar.

        Bir zamanlar Erbakan'ın 'Rektörler,türbanlı öğrenciler önünde selam duracaklar' söylemi nerede ise gerçekleşti.

        Ne var ki biz, halkımızın ancak % 1.5'unun sorunu olan türbanın kadınlarımızın % 65-70'inin şu ya da bu şekilde başlarını örttükleri öne sürülerek gündemde tutulmasının asıl nedeninin lâik Cumhuriyet ile hesaplaşmak olduğunu çok iyi biliyoruz.

        Türbanı bir 'özgürlük sorunu' ve 'toplumun tercihi' olarak pazarlamaya çalışanlar, lâik Cumhuriyet'in temel değer ve ilkelerinin birer birer ortadan kaldırılmasına yardımcı oluyorlar. Kemalist Cumhuriyet'ten öç alma operasyonu kadınlar kullanılarak yürütülüyor. Mahkeme kararları çiğnenerek Üniversiteler türbana açıldıktan sonraki duraklarda ise, 'ilk öğretim,lise ve kamu' var.

        20.Yüzyılın başlarında Mustafa Kemal ve arkadaşlarının dünyaya parmak ısırtan bir siyasal-kültürel devrimle kurdukları lâik Cumhuriyet , ne yazık ki 21.yüzyılın başlarında 'Toplumun ihtiyaç ve talepleri' yutturmacası altında gericiliğin sembolü olan türbanın bayraktarlığını yapan yazar ve akademisyenlerin 'değişim' (!) teorilerine tanık oluyor.

        YÖK Başkanı 'hukukun arkasından dolanarak' ve fiili durum yaratarak türban yasağına çözüm (!) getiriyor. Başı açık öğrencilere 'mahalle baskısı' uygulanmayacağının güvencesi (!) olarak da kendisini gösteriyor.

        Bu arada ana muhalefet partisinin de 'uyumlu hareket etmesi', 'pasif bir destek politikası uygulaması' yani hukuksuzluğa göz yumması bekleniyor.

        Bütün bu kargaşa içinde bazı traji-komik örneklerle de karşılaşıyoruz. Gazete manşetlerinde 'Kadın- erkek eşitliğinde dünyada 134 ülke arasında 126. sıradayız' başlıkları yer alırken 'İslâmda kadınlar erkeklerle eşit değil bir çok bakımdan erkeklerden üstündür. Cumhuriyet'in başına çarşaflı bir İslâm hanımı geçmelidir. Çünkü çarşaf, İslâm kadınlığının sembolüdür' diyen köşe yazarları da var.

        Diğer Yazılar