Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        2010’un son aylarında üniversitelerimizde patlak veren öğrenci eylemleri,aslında İtalya ve Yunanistan’daki öğrenci ayaklanmaları ile zamandaş olmalarına karşın, nedenleri ve yöntemleri yüzde yüz örtüşen eylemler değildir. Kuşkusuz, ortak paydaları bulunmaktadır.

        Örneğin, her üçünde de miktarları giderek artan harçlar ve genç işsizliği; gençlerin geleceklerini güvence altında görmemeleri temel nedenler olarak karşımıza çıkmaktadır.

        Ne var ki İtalya ve Yunanistan örneklerindeki ortalığı yakıp yıkan şiddet yöntemleri yanında Türkiye’deki “Yumurta Eylemleri” , Başbakanı ve AKP Milletvekillerini çok kızdırdıkları halde,oldukça “masum” eylemlerdir.

        Son otuz yıldır ivedi çözüm bekleyen üniversite sorunlarımızın çözümü konusunda bir türlü somut adımlar atılamadı. Bunda üniversitelerin başında “Demokles’in Kılıcı” gibi asılı duran anti-demokratik bir kurumun,YÖK’ün varlığı kadar, ekonomik nedenler de rol oynuyor.

        Nitekim üniversitelerimiz 2010 yılı Bütçesinden yalnızca yüzde 3.26 oranında pay alabiliyorlar. Bu pay,2011 yılı için de yüzde 3.68 olarak öngörülüyor.

        Kısacası,eğitim ve bilimden tasarruf yapmanın ülkenin geleceğine ne kadar zarar vereceğine hiç aldırış edilmiyor. Oysa,bu düzeydeki bir ekonomik plânlama, sorunların sürüp gitmesine yol açacak ve işlerin düzeleceği beklentisi bir türlü gerçekleşemeyecektir.

        Ülkemizde üniversite öğrencileri çok zor durumdadır. Çünkü,devlet üniversitesinde okuyup devlet yurdunda kalan bir gencin barınma,harç, kitap,yemek ve giyimden oluşan masraflarının tutarı,yıllık ortalama on bin lirayı bulmaktadır. Gelir düzeyi yeterli olmayan ailelerden gelen gençler, haklı olarak harçların kaldırılmasını yani “Parasız Eğitimi” savunuyorlar.

        Öte yandan, üniversite yönetimine paydaşlar olarak katılmaları,kendilerini etkileyen kararlarda oy haklarının bulunması söz konusu bile değil.

        Bırakın yönetime katılmayı, en küçük bir olayda “üniversiteden atılma” tehdidi ile karşı karşıya kalabiliyorlar. Ama, katılmaya çalıştığımız AB’de

        Öğrencilerin yönetime katılımı bir “olmazsa olmaz”dır.Nitekim,2001 Prag ; 2003 Berlin ; 2007 Lizbon Bildirgeleri “Öğrencilerin Yüksek öğretim topluluğunun tam üyeleri ve yönetimde tam ortak olduklarını;ilgili kurullarda görev alarak sorumluluklarını yerine getirmeleri gerektiğini” vurgulamaktadır.

        Ülkemizde ise, üniversite gençliğinin taleplerine kulaklar tıkalıdır.Onlardan depolitize, uslu çocuklar olmaları, otoriteye başkaldırmamaları istenmektedir. Talep ya da protestolarını dile getirmek için eylem yapıp muhalif görüş sergilediklerinde ise, hiçbir “ileri demokrasi”de rastlanmayan muameleyi görmektedirler. Coplanmakta, biber gazı yemekte,tekmelenip saçlarından sürüklenmekte ve haklarında hapis cezası istemiyle davalar açılmaktadır. Başbakan ise,polisin uyguladığı orantısız şiddeti onaylayan bir yaklaşımla “ister sevsinler,ister sevmesinler, ben polisime sahip çıkıyorum ve çıkacağım” demektedir.

        Acaba,saçlarından sürüklenen,tekmelenen genç kızların,delikanlıların yerinde kendi çocukları olsaydı aynı şeyleri söyler miydi ? Empati,hoşgörü,”ileri demokrasi” nerede ?

        Diğer Yazılar