Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Önce Tunus’ta başlayıp daha sonra Mısır,Ürdün,Fas vbg.İslam ülkelerine de sıçrama eğilimi gösteren, yoksulluk, antidemokratik yapılanma ve baskılara karşı direnme kıvılcımı, Mısırda bir büyük yangına dönüştü. Mısır halkı Kahire’nin en büyük meydanı olan Tahrir meydanında zorba bir yönetimden kurtulma savaşımı vermeye çalışıyor.

        Ülkeyi otuz yıldır yöneten devlet başkanı Mübarek, artık kitleler tarafından istenmiyor. Yüz binlerce insan , O’na “oğlunu da al git” diye bağırıp Mısır’ı terk etmesini bekliyor.

        Sokağa çıkma yasağına karşın yaklaşık bir milyon Mısırlının sokakları ve meydanı doldurduğu ve oralarda sabahladığı görülüyor. Ama bu halk direnişinin hangi boyutlara ulaşacağı henüz belli değil.

        Ne var ki belli olan bir şey var. O da Başbakan Erdoğan’ın uzunca bir suskunluktan sonra Kahire’deki direncin kalıcılığını görünce ve ABD Mübarek’e “Halkını dinle” komutunu verince,düşüncelerini açıklama gereğini duyması.. Erdoğan, bu bağlamda Mısır devlet başkanına “Baskıyla kalamazsın. Halkın istediğini yerine getir. Halka gözünü, gönlünü, kulağını kapatan yönetimler, uzun ömürlü olamaz. Halka rağmen hiçbir iktidar yerinde kalamaz” türünden öğütler verdi.

        Başbakan Erdoğan, “sivil itaatsizlik” hakkını kullanan Mısır halkına da inanmakta güçlük çektiğimiz şeyler söyledi. Örneğin, “Özgürlüklere sahip olmanın onurlu mücadelesini verin. Bu sizin en demokratik hakkınızdır” dedi. O, bu görüşlerini dile getirirken ülkemizin en büyük sivil toplum, emek ve meslek örgütleri, bu hafta yangından mal kaçırırcasına Meclis’ten geçirilmeye çalışılan “Torba” adlı ucube yasayı protesto etmek için ,kentler arası hazırlıklar yapıyorlar. İktidarın valileri ise, bu “onurlu mücadeleyi” yürütecek ve “demokratik haklarını” kullanacak olanları durdurmak üzere her türlü önlemi almakla meşguller.

        Başbakan’ın Mısır halkına yönelik görüşlerinin içtenliğine inanmak çok zor. Çünkü daha üç buçuk yıl önce Türkiye’de milyonların katıldığı, bütün dünyanın şaşkınlık ve beğeni ile izlediği “Cumhuriyet Mitingleri”ni en ağır sözcüklerle karalayan O değil miydi? Bu bağımsız halk hareketini salt iktidarına karşı yapıldıği için ve slogan olarak da “Ne Şeriat ne darbe-Tam bağımsız Türkiye” kullanıldığı halde, “darbe yanlısı” olarak yaftalayan O değilmiydi?

        Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Atatürkçü Düşünce Derneği, Çağdaş Eğitim Vakfı gibi sivil toplum örgütlerini,Atatürkçü öğretim üyelerini,kendisinden yana olmayan medyayı,gazeteciler ile yazarları; hukukun üstünlüğünü savunan yargıçlarla yaşamlarının en güzel yıllarını dağlarda bölücü-terörist kovalamakla geçiren Silahlı Kuvvetler mensuplarını “kurgusal” bir “Ergenekon” davası içinde cezalandırmaya çalışan O değil mi?

        Ayrıca, gençlerimiz “özerk-demokratik üniversite ve parasız eğitim”;işçiler toplu sözleşme ve grev haklarını kullanmak istedikleri için basınçlı su, biber gazı, gözaltı ve tutuklama ile karşılaştıklarında Mısır halkı gibi “özgürlüklere sahip olmanın onurlu mücadelesini” yapıp “en doğal insani haklarını” kullanmıyorlar mı?

        Ne yazık ki Başbakanın söz ve eylem tutarlılığı yok. Mısırdaki olaylara ilişkin değerlendirmesine ise, aşağıdaki atasözümüz halkın deyimi ile “cuk

        Oturmakta”:

        “Halka verir talkını-kendi yutar salkımı”.

        Diğer Yazılar