Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        MÜFTÜLERİN, nikâh kıymaya yetkili evlendirme memurları arasına alınacak olması çarşıyı karıştırdı.

        Habertürk TV’de yayınlanan Türkiye’nin Nabzı programında CHP Milletvekili Canan Kaftancıoğlu, “Evlendirme hizmetleri aksıyorsa, daha çok evlendirme memuru gerekiyorsa neden öğretmenler, polisler evlendirme memuru olmuyor? Neden müftü?!” diye itiraz ediyordu. Aynı yayında olduğum için kendisine, “Neden olmasın?” diye sordum. “Müftüyle sorununuz ne? Müftü de bu devletin bir görevlisi değil mi?”

        Cevap hiç şaşırtıcı değildi. Elbette müftüler de devlet görevlisiydi. Ama nikâhı din hizmetleri vermekle sorumlu birinin kıyması, dinin alanının günden güne genişlemesi demekti.

        Benzeri bir tema Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü’nün açıklamalarında da var. Güllü, “Müftü dini anlatırken kadınları yönlendirmeye çalışacak, özel hayata ilişkin her konuya karışacak ve kadınları toplumun dışına itecek” diyor. Yani bir işin içine “din” girdi mi oradan kadınlara mutluluk gelmiyor Güllü’ye göre. İyi de, evlilik kurumunun kökeni bütün kültürlerde ve milletlerde “din”dir. Çok merak ediyorum, evliliği dinden arındırmak için ne yapacaksınız? İşi papatya taçlı kızların halka olup Keltçe şarkılar söylediği pagan törenlerini önermeye kadar vardıracak mısınız?

        Tartışma buz gibi İslamofobi çerçevesinde ilerliyor. Ama bunu en net, somut ve çirkin şekilde ortaya koyan Deutsche Welle Türkçe’ye görüş veren CHP’li Gaye Usluer oldu. Şunu demiş, TKDF sitesi de alıntılamış: “Cihat anlayışı, müfredata ibadet şekli olarak yerleştirildi. Körpe beyinlere din için savaş anlayışının yerleştirilmesi, müftülere nikâh yetkisinin verilmesi, IŞİD’i yaratan zihniyetin bir başka versiyonunun Türkiye’de gezindiğinin resmidir.”

        “Müftü” ile “IŞİD”i birbirine bağlayabilecek kadar kirli bir zihni anlamak imkânsız.

        Bu ülkenin insanı, resmi nikâhtan sonra zaten dini nikâh kıydırıyordu ve o dini nikâh da aslında sembolikti, yeni çifte dua etmekten ibaretti. Şimdi resmi nikâhı müftüye kıydıracak olanlar hem birlikteliklerine bir din görevlisini şahit tutmanın gönül huzurunu yaşayacaklar hem de devletin evlilikten doğan hak ve borçları kayıt altına alma görevinin şemsiyesi altına girecekler. Sonra da muhtemelen gidip bir yerlerde arkadaşlarıyla, akrabalarıyla eğlenecekler. Ne var bunda? Sahiden bu kadar yaygara yapacak ne var?

        SÖZLÜ BEYAN YENİ DEĞİL

        Bir de Nüfus Hizmetleri Yasası’ndaki değişikliğin doğumla ilgili kısımlarını çarpıtma gayretleri var.

        Şöyle diyorlar: “Tasarıya göre bundan böyle sağlık personelinin takibi dışında doğan çocukların doğum bildirimi, nüfus müdürlüklerine sözlü beyanla yapılacak. Sözlü beyan, kız çocuklarının doğum yapmalarının takibini ortadan kaldırıyor.”

        Yani hükümet, doğum bildiriminin sözlü beyanla da yapılmasını sağlayarak kızın akrabalarının, ailesinin; doğumu sözlü olarak bildirmelerinin önünü açıp kız çocuklarının evlendirilmelerine izin veriyormuş. Duyan da “sözlü beyan” uygulamasının yeni olduğunu zanneder. Yasanın mevcut haline bakmayanlar günlerdir “Aman ne iğrenç” diyerek bunu tartışıyor.

        Hiç utanmaları yok.

        Oysa 2006 tarihli yasanın bildirim yükümlülüğünü düzenleyen 15. maddesinin 2. fıkrası aynen şöyle: “Bildirim; veli, vasi, kayyım, bunların bulunmaması halinde, çocuğun büyükana, büyükbaba veya ergin kardeşleri ya da çocuğu yanında bulunduranlar tarafından, doğumu gösteren resmî belgeye dayanarak yapılabileceği gibi sözlü beyana dayalı olarak da yapılabilir.” 5. fıkrası ise şu: “İlgilinin herhangi bir belge ibraz edememesi halinde sözlü beyanı esas alınarak bildirim tutanaklara geçirilir ve doğum tutanakları bildirimi yapan ile görevliler tarafından imzalanır.

        Yapılan değişiklik, aslında sadece bildirimle yükümlü kamu kurum ve görevlilerinin yanına doğumu gerçekleştiren “sağlık kuruluşlarını” da ekliyor. Mesele bu.

        Diğer Yazılar