Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        GEÇEN hafta birbirinden üzücü iki intihar vakası yaşandı. Biri, ünlü bir şef, Emmy ödüllü yemek ve kültür programlarının sahibi olan 61 yaşındaki “eğlenceli” bir adam, Anthony Bourdain, diğeri moda dünyasının “neşe” kaynağı olan tasarımlarına imza atmış, Kate Spade New York markasının yaratıcısı Kate Spade.

        Bu iki ismin kendi hayatlarına son vermelerini pek çok insan için “çok tuhaf” yapan, ikisinin de hayatta hemen her şeye sahip olması. Bu sahiplik durumunun özel yanı ise iki ismin de alt sınıftan gelmemekle beraber, ağızlarında gümüş kaşıkla doğmuş insanlar olmaması. Bourdain annesi Yahudi, babası Katolik olan sıradan bir göçmen ailenin çocuğu, öyle ki ünlü şefin anne ve babasından okuma alışkanlığından başka aldığı bir miras yok. Spade ise Missouri- Kansas City’den çıkıp Arizona’da devlet üniversitesinde gazetecilik okuyan, mezun olduktan sonra New York’a gelip Manhattan’da bir dergide aksesuvar editörü olarak çalışıp kendi tasarımlarını üreteceği bir moda markası inşa eden bir kadın.

        Kate Spade New York markası, neşeli, maceracı, sade ama göze çarpan, tatlı ama basite kaçmayan çizgisiyle metropol kadınına aradığından fazlasını veriyor yıllardır. Alanında özgün, neredeyse “eser” tadında, ilham veren tatlı şeyler milyonlarca dolarlık hak edilmiş bir servet bahşediyor. ABD’de 140, uluslararası ölçekte 175 mağazası oluyor Kate’in. Evli, çocuklu, başarılı bir kadın ve her başarılı zengin insan gibi “yardım projeleri” ile taçlandırılmış bir hayat.

        Anthony Bourdain deseniz, şeften ziyade rock star. Yemek turları sayesinde dünyanın en neşeli tatlarını hem denedi, hem yaptı, hem de çok izlenen TV programlarından izleyicisiyle paylaştı. Mükemmel yerlerde yemek yedi, bütün kültürlerin lezzetini içine çekti. Sadece yemek kitapları değil kurgu romanlar da yazdı.

        İkisi de kendi yazdıkları peri masallarının hem yazarı hem yönetmeni. Nasıl oldu da iğneyle kazarak inşa ettikleri yaşamlarını kendi elleriyle idam sehpasına çıkardılar?

        Bourdain’in yaşam enerjisini emenin, birlikte yaşadığı Asia Argento’nun skandalları olduğu yorumları yapıldı. Ama her halükârda 61 yaşındaki olgun, herhangi bir şeye şaşırması zor bir adamın hayatına son vermesini deli fişek bir kadına bağlamak yanlış olur.

        Tasarımlarını sürekli olarak “Hayallerini gerçekleştir, parılda” türünden neşeli ve ilham verici “İyi yaşa” sloganlarıyla donatan Spade’in, zor anlarında kendisine ilham verememesi, bir yüzyıl sonrasının tasavvuf kitaplarına girmeye aday bir çelişki. Ama daha kötü olan 13 yaşındaki kızına bıraktığı iddia edilen not. İddiaya göre şunu yazmış: “Seni hep sevdim. Sorun sen değilsin. Babana sor!”

        Garip değil mi? Bir erkek, her şeyi olan ve tabii bu arada özgüveni de doruklarda olması gereken bir kadına, sadece kendi hayatını değil kızının hayatını da sona erdirecek bir bencilliği göze aldıracak kadar kötü ne yapmış olabilir?

        Sorun herhalde kadın ya da erkeklerde değil. Sorun, büyük olasılıkla, anlam verilen şeylerin o kadar da anlamlı olmadığının ortaya çıktığı anla ilgili hazırsızlık.

        Yemeyi, gezmeyi, gusto ve stil sahibi olmayı, “Bu imparatorluğu ben inşa ettim” deme keyfini, özgüveni, kır düğünlerini hayatın merkezine yerleştiren, bir de etrafta irili ufaklı haz veren nesneler; Barbados’ta, Monako’da tatiller; ergenliğe girince köklü okullara yatılı verilecek iki güzel “preppy” çocuk oldu mu her şey mükemmel algısı yaratan iyi yaşam ideologları bir şeyi unutuyor: Bütün bunların kaynağına yönelen derin bir teşekkür duygusu yoksa, mükemmelliğin, anlamın ve sahip olunan imtiyazların verdiği tatmin illaki aşınacaktır. Dua yoksa hepsi eskir ve giderek büyüyen tek şey keder olur.

        Ramazan ayı bitiyor.

        Bugün arife günü, yarın bayram.

        Kate Spade ciğerimi soldurduğundan, kendimi şunu söylerken buluyorum: Her bayramı ilk kez geliyormuş duygusuyla karşılatan Allah’a hamdolsun.

        Çünkü ramazan, ayın her sıradan iftarından bir başarı öyküsü çıkarmamızı ve bu öyküyü sadece Allah’a borçlu olduğumuzu hatırlatıyor. Yediğimizin, içtiğimizin, kısaca bütün yaşamımızın bir sahibi olduğunu bildiriyor. Sahipsiz değiliz. Bizi oruçla tutan bir Tanrı var ve bu fikir insanı hayatta tutmaya yeter.

        İyi bayramlar.

        Diğer Yazılar