İstanbul Büyükşehir Belediye seçiminin iptali ve seçimin yenilenmesi kararı çıktığı andan itibaren akla gelen ilk soru “AK Parti’nin neye güveniyor olduğu” sorusu. İmamoğlu’nun mağduriyet algısının oy sayısını doğal olarak yükselteceği ve bu durumun AK Parti’ye ikinci bir kayıp yaşatmasının kaçınılmaz olduğu şeklinde bir akıl yürütme yapıyorsanız soru doğru bir sorudur. Ancak AK Parti’nin daha doğrusu Erdoğan’ın “Kazanmaya dair bir ihtimal, kesinleşmiş kayıptan iyidir” diye düşündüğünü tahmin etmek zor değil. İmamoğlu ve Yıldırım arasındaki oy farkı zaten az. İkinci bir seçimde bu farkı kapatma ihtimali var mı, var. O halde deneyelim diye düşünülüyor. Şimdilik İmamoğlu lehine olan “mağduriyet” realitesinin de, İmamoğlu’ndan değilse bile CHP hinterlandından kaynaklanacak kamikaze dalışları ile tersine çevrilebilme olasılığı var mı, var.

Örnek mi? “İstanbul’da Binali’yi gömdük, Türkiye’de Erdoğan’ı gömeceğiz” şeklinde konuşan saçma sapan adamlar.

Örnek mi? TBMM kürsüsünde su içen CHP’li vekile “Burası Müslüman Türkiye” diye sataşan AK Partili vekilleri mazeret ederek “Vallahi sizi tarihten sileceğiz” cevabını veren militan gazeteciler.



YALNIZKEN GÜÇLÜYDÜ, KALABALIKLAR ÇELİŞKİLERİ DERİNLEŞTİREBİLİR

İmamoğlu ikna edici bir sebep olmaksızın mazbatası elinden alınmış bir devrik büyük şehir belediye başkanı. Üstelik o kadar davulu dövülmesine rağmen organize oy hırsızlığı ya da sonuca müessir edecek ölçüde kısıtlı seçmen, geçersiz oy tespiti yapılamadı. Ancak sandık kurulunu oluşturan yetkili makamların yaptığı hatanın maddi manevi faturası seçmene kesildi.

İlginçtir, 16 Nisan 2017 referandumunda bazı mühürsüz zarfların içindeki oylar, “Seçmene ait olmayan bir hata yüzünden neden seçmenin iradesi hiçe sayılsın?” denilerek geçerli sayılmıştı. Oysa 31 Mart seçiminde oluşturulan sandık kurulunun muhtevası da seçmenin hatası değildi, seçmenin müdahale edebileceği bir mesele değildi.

Sandık kuruluna itiraz için bir süre verilmişti (2 Mart 2019) ve süre vermenin anlamı, bu süre zarfında itiraz edilmeyen kurulun geçerlilik kazandığı kabulünün kayıt altına alınmasından başka bir şey değildi. Buna rağmen 31 Mart seçim sonuçları seçmenin inhisarında olmayan bir durum mazeret gösterilerek seçmenin iradesi, emeği, ayırdığı zaman, ülke ekonomisini ilgilendiren seçim maliyetinin vatandaşa yüklediği bedel rahatlıkla hiçe sayılabildi.

RADİKAL SEVGİ MARJİNAL PROFİLLERE KARŞI

Bütün bunların ma’şeri vicdana dokunan bir tarafı var.

Gelgelelim bir de 23 Haziran’a kadar sürecek algı oyunları var. İmamoğlu’na İstanbul’da başarı kazandıran şey basında da yer alan “radikal sevgi” temalı kampanyasıydı. Ve en önemlisi, İmamoğlu’nun yalnız olmasıydı.

Kampanya boyunca diğer CHP’li siyasetçiler sustu. Alanı Ekrem İmamoğlu’nun dindarları rahatsız etmeyen, muhafazakarların sempatisini kazanan, Kürtlere dokunan ve alt gelir grubuyla göz hizasından temas ettiği anlar kapladı. CHP’nin en büyük mahareti 31 Mart’a kadar geçen süreçte “beş benzemez” yani karmaşık, henüz barışmaya hazır olmayan her kimlikten grubu olgun ve sakin tutmayı başarmasıydı, onun dışında sahnede CHP yoktu. Sahnede İmamoğlu’nun başarısından kendisine zafer yontmaya çalışan Yılmaz Özdiller, daha bir yıl önce Türkiye’ye “B.kunda boğul Türkiye” diye yeni yıl mesajı gönderen Barbaros Şansallar yoktu. İki tane “Her şey çok güzel olaca” hashtagı yapıp galon galon ilgi bekleyecek sahne sanatçıları yoktu. Kandil’den destek mesajı uzatıp “HDP ‘ye mesafe koy” baskısının daha da artmasına sebep olan Bese Hozat da ortalarda görünmüyordu henüz.

Şimdi bunların hepsi var.

Dahası 31 Mart öncesinde bu beş benzemez toplulukta umut vardı, bugünkü gibi kızgınlık, hayal kırıklığı, haksızlığa uğramışlık duygusu yoktu.

23 Haziran’a kadar geçecek süreçte sabırlar ciddi sınanacak. Beş benzemezi bekleyen en büyük tehlike ise, aralarındaki marjinal adamların radikal çıkışlarının, radikal sevgi temasını açığa düşürme tehlikesi olacak.

 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • tek-kelime 6 ay önce yüne çok yerinde tespitler ile dolu bir yazı... Sayın İmamoğlu rakiplerinden çok, destekçilerinden zarar görmeye devam edecek.. sadece gerçekleri sade biçimde anlatsalar çok daha etkili bir kampanya olur ama bazıları kendi egolarını tatmin ederken sn İmamoğlu na zarar veriyor...
    CEVAPLA
1881 -
1938