Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Hayli kalabalık bir grup erkek, İstanbul Sözleşmesi olarak da bilinen 6284 sayılı “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine dair Kanun”u mazeret ederek, hatta KADEM’i gerekçe göstererek kadınların kazanımlarına savaş açtı.

        Kadınların statüsünü düzeltmeye çalışan bütün çalışmalara ve aktörlere diş biledikleri biliniyordu.

        Ben ise, KADEM’e yönelik eleştirilere ve suçlamalara bir süre sessiz kalmayı tercih ettim.

        Nedeni sözkonusu oluşumun aileyi koruma konusunda zaten fazlasıyla hassas oluşu, ’KADEM aileyi yıkıyor’ suçlamasının nasılsa tutmayacağını düşünmemdi. Yanılmışım, tutarmış.

        Ayrıca bekledim ki, KADEM’in ‘doğru yaptığı bir şey için’ kendi mahallesi tarafından uğradığı saldırıları gören kadın örgütleri, muhafazakar kadınların hangi şartlarda varolmaya çalıştıklarını anlayarak Kadın ve Demokrasi Derneğine omuz versinler. Yanılmışım, çekirdeklerini alıp çitleyerek izlediler. Çünkü ‘Erdoğan’a rağmen’ KADEM’e bayrak açılması ilginç olduğundan, bu tartışmadan bir gizli Erdoğan karşıtlığı çıkması ihtimalini sevdiler.

        Derken İslami camiadan gelen sorunlu ve fütursuz yazılar, yorumlar arttı da arttı. Daha iki gün önce kamuoyunun tanıdığı Prof. Ahmet Şimşirgil gayet sorunlu bir yazı kaleme aldı. Ondan önce Abdurrahman Dilipak, İhsan Şenocak konuyla ilgili ‘dertlerini’ dile getirdi. Sosyal medyada hergün biri bir taş atmakta.

        KADINLARIN KORUNMASINDA KAMU YARARI YOK MU DEDİNİZ? İYİ MİSİNİZ?

        İçlerinden biri 6284 sayılı yasadan bahisle şunu bile diyebildi: “Kamu yararına olmayan hiçbir yasal düzenleme hukuki değildir”

        Kim karar veriyor 6284 sayılı yasanın kamunun yararına olmadığına?

        Bildiniz: Erkekler.

        Duydunuz zilin sesini sevgili kadınlar. Dert büyük, acı büyük. ‘Kamu’ artık ‘erkek’ olarak tasavvur ediliyor ve şiddet gördüğünde kendisini korumak için daha fazla imkana sahip olan kadından ‘yararlanılamadığı’ için, 6284 sayılı yasada ‘kamu yararı yok’ denilebiliyor.

        Bu varsayımda zerre miskal ‘hukuk’, onu da geçtim ‘adalet’ gören varsa beri gelsin ve külahıma doğru konuşmaya başlasın.

        LGBT YÜRÜYÜŞÜNE KIZIP HINCINI KADINLARDAN ÇIKARMAK

        Bu Türk, Kürt, İslamcı erkek kamu hiç de yeni olmayan sorunlardan, bireyin bencilleşmesi ve aile bağlarının zayıflaması gibi meselelerden dolayı neden ‘şimdi’ atağa geçtiler?

        Esas itibariyle LGBT’nin Onur Yürüyüşü adını verdiği, pek çok ülkede teşhir ve tedhiş gösterisine dönüşmüş o seremoniye kızdılar.

        CHP’li belediyelerin, resmi hüviyetleri yokmuş gibi gay pride’a kalp atma yarışına girdiği o gün, sadece İslamcı’lar, muhafazakarlar şok olmadı; CHP’nin kendi alt ve orta sınıf tabanı da şaşırdı. “Atatürk ailenin önemine vurgu yapmıştır, siz ne saçmalıyorsunuz ?” diyen yüzlerce tivit gördük. Yürüyüş ve CHP’li belediyelerin nümayişinden duyulan rahatsızlık bir noktada nasılsa LGBT’ye oranla bile daha ‘zayıf halka’ olan ‘kadın’a döndü. Hazin değil mi?

        Çünkü şöyle bir akıl yürütme yapılıyor: “Bu Lgbt haklarının başımıza bela olmasına neden olan ‘İstanbul Sözleşmesi’dir. İstanbul Sözleşmesi de toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması, kadına karşı şiddetin önlenmesi ile ilgilidir ve KADEM tarafından sahiplenilmektedir. Halbuki kadın ile erkek eşit olunca, LGBT vakaları artmaktadır. O zaman kadına vuralım, KADEM’i sallayalım”

        Kadınlar şiddete rıza gösterip, evliliklerine devam ederlerse aile bölünmez, dolayısıyla erkekler gay, kadınlar lezbiyen, evlatlar transeksüel olmaz şeklindeki bu tuhaf akıl yürütmede en ufak bir cesaret ve mantık var mı? Yok. Elimizde ‘mutsuz ve boşanmış ailelerin çocukları lgbt çatısı altında buluşuyor’ diyen bir istatistik var mı? Yok.

        Olsa bile, hatta ve hatta elimizde ‘kadın’ ve ‘erkek’ cinsel kimliklerinin tehlike altında olduğunu gösteren müthiş veriler bulunsa bile, nasıl olur da bunun sorumluluğu sadece kadınlara yüklenir ve ‘Devlet kadınları korumasın, dayağı yiyip otursunlar, evlilikler de ayakta kalsın ’ denilebilir? Böyle bir teklif ahlaksız teklif olmaktan öte bir şey değildir.

        EVLİLİK KIRILGAN BİR KURUM HALİNE GELDİ, DOĞRU…

        Farkındayım.

        Bugünlerde arkasına bir psikolog alan ‘boşanma müjdesi’ veriyor. Psikolojik danışmanlar, kendilerinden yardım alan evli kadınları ve bazen de erkekleri, ilk krizde boşanmaya, ‘kendilerini neyin heyecanlandırdığını aramaya ve maceraya ’ teşvik ediyorlar.

        Misal, sözlü bir tartışmanın da ‘sözel şiddet’ olduğuna, her istendiğinde para vermeyen bir erkeğin de aslında ‘şiddet uyguladığına’ ikna edilen kadınlar, kafasındaki ütopyayı yaratmaya çalışırken realiteyi ıskalayan müşkülpesent psikologların yaşam koçluğuna fazlaca kapılabiliyorlar.

        Ortalık ‘Artık konuşamıyorduk bile, gördüm ki ilişkimiz bitmiş” deyip sağlıklı sayılabilecek evliliklerine son veren kadınlardan, erkeklerden geçilmiyor.

        Evlilikte asıl başarının, zor olanın ilişkiyi sürdürmek, bir istikrar yakalamak olduğu unutturuluyor ve en kolay olanın yani boşanma seçeneğinin ‘cesur bir karar’ gibi telkin edildiğini görüyoruz.

        Kabul, bunlar var ve bu ‘yüreğinin götürdüğü yere git’ gevşekliği, evlilik kurumunun ‘atılması gereken bir yük’ gibi konumlandırılması yanlışını beraberinde getiriyor. Ancak el insaf, bu durum ayrı; 6284 sayılı yasanın korumaya değer bulduğu kadının vücut bütünlüğüne ve asgari ruh sağlığına karşı, ‘Aile yıkılıyor anadın mığhh’ diye meydan okumak ayrı! İlki her muhafazakar ve dindar insanın endişe duyacağı bir sosyal olgu. İkincisi kadın düşmanlığı.

        6284 SAYILI YASA YOKKEN YÜZLERCE AYŞE PAŞALI ÖLDÜ

        Neymiş, şiddet gören mağdura yaklaşmayı önleyen mahkeme tedbirleri erkekleri rencide ediyormuş. Doğrusu rencide olmak, şiddet uygulayan erkeğin ödemesi gereken bedelin yanında bir hiçtir.

        Neymiş tedbir kararı için kadının beyanı yeterli görülüyor, delil aranmıyormuş. İyi de, zaten tedbir kararı demek, şiddet uygulayan eşin hapse girmesi anlamına gelmiyor ki? Dövdüğün kadına bir süre yaklaşamazsın anlamına geliyor ve iyi de oluyor. Konu erkeğin şiddet uygulama gerekçesiyle hüküm giymesi olduğunda, mahkeme kadın beyanını yeterli saymıyor, çatır çatır delil soruyor. Adil olan da bu.

        Unutmayın ki, Ayşe Paşalı ve daha yüzlerce kadın, dayakçı kocaya evden uzaklaşma tedbiri vermek için kadının beyanını yeterli görmeyen yasalar nedeniyle öldü. 6284 sayılı kanunundüzelttiği şey budur. Üstelik yasa, sadece kadını korumuyor, dikkat edin, aile birliği içinde şiddete uğrayan herkesi koruyor. Yani erkeği ve çocuğu da. Annenin çocuklara karşı şiddet uyguladığı durumlarda babalar 6284 sayılı kanuna dayanarak aynı tedbiri kadın için de aldırabilirler.

        Uygulamalar bozuk düzen gidiyor olabilir, yasa istismar ediliyor olabilir. KADEM de diyor ki, kanunun iptalini isteyeceğinize, gelin elbirliği ile uygulamaların takipçisi olalım ve düzeltilmesini sağlamaya çalışalım.

        Ama yok.

        Dinlemiyorlar. Çünkü kadınların kanun önünde ve toplumsal yaşamda bazı avantajlardan elde etmesi başka tekerlere de çomak sokuyor.

        Erken evliliklerle, çocuk gelinlerle mücadele de bu rahatsızlıktan payını alıyor, kadınların boşanma sırasında büyük kayıplara uğramasının önüne geçen uygulamalar da.

        Yarın hem bu rahatsızlıklara değineceğim hem de ‘aile yıkılıyorsa sebebi kadınların feminizmden etkilenerek ‘kadın’ ve ‘aile’ konusunda ciddiyetsiz hale gelmeleri’ tezini ileri sürenlere küçük bir samimiyet testi yapacağım. Takipte kalalım.

        Diğer Yazılar