Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Cinsiyet eşitsizliği içeren cümlelerin erkeklere uyarlanması akımını hatırlıyorsunuz değil mi? Sosyal medyada fırtına gibi esen #erkekleryerinibilsin hashtag kampanyası sadece kadınlara söylenen, alışkanlık ve teamül nedeniyle anormalliği sorgulanmayan bazı ayrımcı ifade kalıplarının erkekler için sarf edildiğinde ne kadar ‘acayip’ durduğunu göstermeyi amaçlıyordu. Bu yönüyle hem amacına ulaştı, hem pek çok kişinin zihninde bir kıvılcım çaktı. Zaman zaman çirkinleşse de, genel olarak pek keyif vericiydi.

Öne çıkan tivitleri hatırlayalım mı?

Erkek dediğin oturmasını kalkmasını bilecek.

Çirkin erkek yoktur bakımsız erkek vardır.

Hiçbir kadın durduk yerde kocasını dövmez, bilip bilmeden hemen kadını yargılamayın.

Şişman erkekler tayt giymesin gözümüz kanıyor.

Erkeğin yeri karısının dizinin dibidir.

Sana güvenmiyor değilim oğlum ama topluma güvenmiyorum.

Erkekler iş aradığı için işsizlik rakamları yüksek.

Çocuklarının babası, evinin beyefendisi olacaksın.

Sizin abinize, babanıza yapılsa ne hissederdiniz?

Erkek dediğin okumaz, evinin adamı olup karısına hizmet eder.

Damatlık her genç erkeğin hayalidir.

Erkek sığınma evinin temelini attık, bir yıl içinde bitirmeyi hedefliyoruz.

Erkekler siyasete atılmalı, her siyasi parti en az %30 erkek kotası belirlemeli.

Zemheriden sonra ekilen darıdan, karısından sonra kalkan kocadan hayır gelmez.

Hadi şu evin erkeği de kalksın bize bir kahve yapsın da elinden kahve içelim.

Kadın şiddetli açlık durumunda kocasını yiyebilir-(Suud Müftüsü)

Gibi şeyler. Aylardan Haziran’dı. Kampanya trend topic oldu.

Günler sonra bu kampanyayı hatırlatmamın bir nedeni var.

Zeynep Algı isimli başörtülü dindar bir genç kadın #erkekyerinibilsin hashtagına yazdığı bir tivitten dolayı ifadeye çağrıldı dün.

Çünkü kalabalığa uymuş, çoğunluğun ‘hadisi şerif’ olarak bildiği bir sözü, bu kez erkekler aleyhine ters çevirmişti. O cümle “İşlerini bir kadına bırakan topluluk asla felah bulamaz” cümlesiydi. Zeynep Algı bu cümleye takla attırmış ve şunu yazmıştı: “İşlerini bir erkeğe bırakan topluluk asla felah bulamaz.”

Tivite sosyal medyadan hayli tepki gelmişti. Tepki bir yere kadar anlaşılabilirdi. Kalabalıklar arasında, hadisi şerifin sahih olduğuna inananlar çoğunluktaydı çünkü. Ancak Emniyet Genel Müdürlüğü'nü mentionlayanlar, polisi göreve davet edenler oldu. Devleti dinimizin bekçisi yapmaya heves eden bu yaklaşıma karşı tavır koymuştum.

Din üzerinden şaka yapılmasını onayladığım için değil, dini tahkir etme gayesi olmadığını tahmin edebileceğimiz dindar bir kadının, sırf yaklaşımı beğenilmedi diye din zabitanlığına soyunanlarca polise şikayet edilmesini çirkin bulduğum için tavır koydum.

Ne yapacaktı Emniyet? Ravi zincirine, hadisin senedinin sahihliğine mi bakacaktı? Hadisin tahrif edilip edilmediğini, edildiyse nereye kadar edildiğini mi ölçecekti?

Herhalde bu konuda kendisini ehil görenler vardı polis teşkilatında. Çünkü tam olarak endişe ettiğim gibi oldu.

Tivitin atılmasından tam beş ay sonra, Zeynep Algı halkın kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçlamasıyla ifadeye çağrıldı. Hakkınızda şikayet ver denildi.

Zeynep Algı ifade verdi ve şunları söyledi:

“Ben Müslüman bir kadınım, bir farkındalık yaratmak istedim. Sebebi gençlerin, çocukların bu tür uydurma hadislerle dinden soğutuluyor olmasından rahatsızlık duymam. Erkek egemen sistemin kadını aşağılayan, yok sayan din diye dayattığı uydurma hadislerini kabul etmiyorum ve buna göre de yaşamıyorum, bu benim düşüncem…” (serbestiyet.com - Maaz İbrahimoğlu)

Günümüzde pek çok ‘dindar’ kadın ya da erkek söz konusu "İşlerini bir kadına bırakan topluluk asla felah (kurtuluş) bulmaz" hadisi hakkında Zeynep Algı gibi düşünüyor. Hadisin uydurma olduğunu. İçerdiği sekterlik, adaletsizlik, ayrımcılık nedeniyle peygamber sözü olamayacağını. Bugün inançlı ve eğitimli kadın ve erkekler arasında pek çok kişi, Allah’a sarsılmaz bir inanç duymakla beraber, ‘din’ olgusunu parçalara ayırarak ele alıyor, din diline sirayet eden dönem, coğrafya ve insan faktörüne daha sorgulayıcı bakabiliyor. Din dendi mi, hazır ola geçen ya da dinden sadece ‘itaat’i anlayan perspektifin yanı sıra, artık böyle bir eğilim de var. Bir lahzada ‘deizm’ sularına ittirilemeyecek kadar Müslüman ama anlamaya çalışan bir didikleme gayretiyle, akıl dışı ya da gayri adil bulduğu nüveleri bağlam dışı bırakma hızıyla geleneksel İslam’ın düşünme pratiğinden ayrılan.

"İNANCA SAYGI" SADECE İNANÇSIZLARDAN BEKLENEN BİR NEZAKET Mİ?

Öte yandan, hadisi şerifleri ayetlerden sonraki en mühim kaynak olarak gören ana akım Müslümanlık, bir hadisi şerifin bu kadar kolay alaya alınması karşısında dehşete düşüyor. “İnanca saygı” sadece inanmayanlardan beklenen bir nezaket mi? sorusunu sormanın tam zamanı. Çünkü görüldüğü üzere, bir grup dindarın kutsalına saygısızlık,sadece inançsız kişiler tarafından gerçekleştirilen bir ihlal olmayabiliyor.

Peki, bazı dindarların kutsallarının, diğer bazı dindarları tarafından tartışma konusu yapılması bir sınır ihlali midir? Düşünce ve ifade özgürlüğü ise, bu özgürlüğün sınırı o inanca taraf olmayanlarla aynı yerden mi çizilir?

Kanımca o sınır , herkes için aynı yerden başlıyor. Dini alanda asla hoş karşılanmayan şeyin, yani ‘ironi’ ya da ‘alaya alma’nın başladığı yerden çiziliyor.

Yapıcı eleştirellik, sorgulama, bilinen tariflerin dışında yeni tanımlar arama hepsi dinsel düşünme serüvenine dahil. Ama inancın alanında tek bir şeye yer yok: İroniye. Mizaha. Dini alanın en kaldıramadığı şey, hafife alınmak.

Kitlelerin inandığı, hayatlarının anlamını inşa ederken referans aldıkları dini kaynaklar üzerinden sosyal mesaj içerikli mizah oyunları kurmak pek iyi bir fikir değil.

Ancak her meselesini mizahla anlatan, her işle humorize ederek başa çıkabilen bir ‘entertainment’ ile yetişen insanların sosyal medya aktivitelerinden akaid imamlarının ciddiyetini beklemek ve bulamayınca da hadiseyi ‘güvenlik sorunu’ olarak etiketlemek de olacak iş değil. Ne yaşadığımız dönemin realitesiyle ne de anayasa tarafından güvence altına alınmış haklarla örtüşüyor bu durum.

Sevgili devletimiz, güzide kolluk güçlerimiz ve pek mümtaz ihbarcılar, “Din şakaya gelmez” mesajını vermek istiyorsanız, bunu kendinizi komik duruma düşürmeden yapın.

Din adına pek çok rezalet sergilenirken, din adına yaşanan istismarlar yeri göğü tutmuşken, sahih olup olmadığı belli olmayan bir hadisin tahrifat olasılığına zaman ve emek harcamak da 'gizli işsizlik' sorunu gibi görünüyor ayrıca, benden söylemesi.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00