Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

İzmirlilere geçmiş olsun, Allah acil şifa versin. İzmir’in yaralarını sarmak için bütün suni gündemlere mola verilmeli. Son bilgi 25 kişinin öldüğü 831 kişinin yaralandığı yönündeydi. Korkarım daha da artacak bu sayılar. Ve en kötüsü, günlerce tartışılacak ama yine bir yere varamayacak çözüm reçetelerinin ucu.

Ne talihsiz bir dönemdeyiz değil mi?

Öyle ki, insanlar depremden sağ kurtulsa, Covid-19’dan ölebilir.

Öyle ki, “Evde kal” uyarısı bir anda ‘Evlere girmeyin’e dönüşebilir. Koronavirüsten sağ kurtulan hayatını bina altında kalarak kaybedebilir.

Deprem bu ülkenin gerçeği ama depremi sadece deprem yüzünden ölürken ciddiye alıyor oluşumuz gerçekten ziyade kötü bir rüyaya benziyor. İnsan hayır hayır bu gerçek olamaz diyerek uyanıyor. Sonra tekrar uyuyor. Tekrar uyanıyor. Tekrar uyuyor…

Sanki bütün acılar, yoksunluklar ve kötülükler birbirini tamamlamak için kuyruğa girmiş.

Sadece dönemle değil, bu ülkede olan bazı şeylerle de tepkimeye giriyor bu acılar, yoksunluklar, kötülükler kuyruğu.

İyi hasletlerimiz, güzel yönlerimiz var, hamdolsun.

Mesela: Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Direktörü Hans Kluge Nisan ayında, Avrupa'daki koronavirüs ölümlerinin neredeyse yarısının, bakımevlerinde gerçekleştiğini söylemişti. "Avrupa bölgesindeki tahminlere göre, Covid-19'dan ölenlerin neredeyse yarısı, uzun süreli bakımevlerinin sakinleriydi. Bu akla hayale gelmeyecek bir insani trajedi."

Bizim ülkemizde böyle bir trajedi olmaz. İnsanımız annesini babasını dedesini ninesini bakımevlerine bırakmıyor çünkü. Ne yapıp edip onları yaşlılıklarında kolluyoruz; yapayalnız ve boğularak huzurevlerine hayata veda etmelerine izin vermiyoruz.

Ama bizde olan, bize özgü nahoşluklar, yanlışlar, garibanlıklar da o kadar çok ki.

Depremde enkaz altında kalan, kendisini kurtaran kişiler tarafından soyulduğunu fark edebilir mesela.

Depremde çatlamış evler sadece 1 ay sonra Suriyelilere yüksek fiyatlara kiraya verilebilir. Öğrenci de olur. Eğitimin intikam alır gibi tarumar edildiği ülkede öğrenci de mülteci gibidir çünkü. Yabancı sayılır, istenmez, sömürülür.

Deprem, sonraki depreme kadar sadece kentsel dönüşüm adı altında rant imal etmek için kullanılabilir.

Kaçak ve dolayısıyla depreme dayanıksız olduğu baştan belli binalara yeniden imar affı gelebilir misal.

Tam tersi de olabilir. “Bakın deprem ancak radikal tedbirlerle önlenebilir" denilerek, bir anda şu tarihten önce yapılmış evleri yıkıyoruz denilebilir.

Deprem gerekçe gösterilerek şehirlerin, semtlerin demografisi değiştirilebilir ya da değerli muhitlerin eski evleri, parti devletine entegre olamamış, ya içi kaldırmamış ya da becerememiş ve artık ekonomik olarak eskisi kadar iyi durumda olmayan sahiplerinden alınıp yeni zenginler tarafından temellük edilebilir. Bir anda olabilir.

Resmin büyüğü, geneli, genişi var sonra.

Bir ülke düşünün ki gerçek ve suni gündemler sürekli yer değiştirebilir.

Askıda ekmekle Hermes çanta arasındaki makas kısacıktır; "Servisciler perişan" diyen Malatya Servis Şoförleri Odası Başkanı'nı paket çayla susturmak, sürünürcesine özür diletmek mümkündür.

Euro’nun 10 TL oluşu başlıklı akılalmaz, insaf kabul etmez gerçeği, "Çünkü bizi kıskanıyorlar", "Çünkü Batı'ya meydan okuyoruz" sürrealizmi ile perdeleyebiliriz, zira satın alanı boldur. Çünkü sanıldığının aksine talep arzı yaratmaz, arz talebi yaratır. Demokrasi yanlış arzla yanlış talep yaratmak için kullanıldığında vıcık vıcık bir akıldışılık, yanlış yönlendirilmiş milli ve dini duygular, güdülebilir hale gelene kadar aptallaştırılmış kitleler doğurur çünkü.

Mazlumu seven, mazlumu koruyan ülkeyizdir ama seçiciyizdir de.

Her mazlumu beğenmeyiz. Helikopterden atılan yahut işkence gördüğü için o hale gelmiş iki köylünün durumu sadece ‘iddia’dır ve "Her iddiaya yanıt verilecek olsa ohoo…"

İnsanları kendisini yakmaya, oğluna pantolon alamadığı için intihar etmeye sevk eden mazlumluğu, verdiği dilekçeler yanıtlanmadığı için cezaevinde plastik sandalyede ölüp gidiveren adamın dramı üzerinde bir dakika bile düşünmemize izin verilmez, yayın yasağı gelir.

Ölmeyip yaşayacak ve müteşekkir olup ilk seçimde oy verecek mazlum gerekmektedir, bunlar değil.

"Artık dayanamıyorum" diyenin trajedisinde beş dakika boy vermek şekilli şüküllü "Çok iyiyiz ya, durumumuz iyi, yerli arabamız da var” lansmanına iyi gelmez. İyi gelmeyen her şeyi yasaklamak da artık büyük Türkiye-küçük China cumhuriyetinin töresidir.

Bir ülke düşünün ki depremde de, terörle mücadelede de, ekonomik yoksunluk nedeniyle de en çok yoksullar ölür, en çok orta sınıf ezilir. Ve yine de kendilerini mahveden mekanizmayı ama kanlarıyla ama terleriyle yağlamak için en önde onlar koşar.

Önce İzmir’e, sonra hepimize geçmiş olsun.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • bayramcantekin51@hotmail.com 1 ay önce Elinize sağlık çok güzel bir yazı olmuş
    CEVAPLA
0:00 / 0:00