Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Her gün gazetelerde darp haberleri, yaralama hikayeleri, ölümün kıyısından döndü yorumlarını okuyoruz. Sosyal medyada da karşılaştığımız haberler oluyor, eğer ‘kadın cinayeti’ gibi acıya etiketlenmiş bir mağduriyet değilse pek de kılımız kıpırdamıyor. Vandal Suriyeli değilse darp ve yaralama haberlerinin erkek mağdurlarına en fazla ‘Vah vah’ deyip bir sonraki tiviti okumaya geçiyoruz.

En fazla çocuklara karşı işlenen cürümlerde içimiz kalkıyor. Öfkeyle sorumluya, sanığa, hakkında iddialar bulunana karşı haykırıyor, Allah’tan bela diliyoruz. Ama darbedilen, haksızlığa uğrayan erkek yetişkin ise lakaytlığın sık delikli eleğinden geçip duygu/duyarlılık/sorgulama kabına düşmüyor o.

Oysa adi suçlarda nitelikli yaralama cana kast kısaca vücut bütünlüğüne karşı işlenen suçların failleri gibi mağdurları da çoğunlukla yetişkin erkekler.

Toplum mağduru erkek olan adi suç vakalarına ya kör ya sağır.

Cinsiyetçi bakış açısının kadını mahkum ettiği alanlarda fal taşı gibi açılan gözlerimiz, erkeklerin uğradığı zulmü görmezden gelme konusunda son derece ‘cinsiyetçi’. Erkekse hak etmiştir, ya da ‘erkek adamın başına gelir böyle şeyler’.

Erkeklerin uğradığı barbarlıklar konusunda hiç ama hiç kamuoyu oluşmuyor o yüzden.

Adamı öldüresiyle döven diğer adam elini kolunu sallaya sallaya tahliye oluyor mesela ve çıt yok.

O zaman şuradan bakmayı deneyelim: Bugün hayat sahnesinde arzı endam eden herhangi bir yetişkin erkek, kendi hayatını dilediği gibi yaşamaktan vazgeçen, sevgi işçiliğine gönüllü olmuş kadınlar sayesinde doğru dürüst adamlar haline geliyorlar.

Sonra magandanın biri gelip sizin emek emek işlediğiniz o insanın hayatını mahvediyor.

Siz hastane yatağında can çekişirken, size bakıp büyütmüş kadınlar canları burnunda başınızda dua ederken, sanık serbest. Aileniz üzerinde yeni bir tehdit oluşturması da an meselesi.

Arda Erdabak’ın, trafik magandaları tarafından öldüresiye dövülen genç veterinerin başına gelen bu.

Onu büyüten iki kadından biri olan Fatma Budak’ın mektubu olmasa bu haberi gördüğümü bile hatırlamayacaktım.

KAMOYU OLUŞTURMAYAN MAĞDURİYETLERİN TALİHSİZ KİMSESİZLİĞİ

Mektuba göz gezdirirken daha ilk başta aklıma gelen “Yetim Arda’nın, yetim mağduriyeti” sözcükleri oldu. Çünkü o yetişkin bir erkekti.

Suçun faili de mağduru da erkek ise haber değeri olmaz, mağdur lehine kamuoyu oluşmaz, kamuoyu duyarlılığının ve baskısının oluşmadığı yerde de… Anladınız siz…

Arda Erdabak ve teyzesi Fatma Budak
Arda Erdabak ve teyzesi Fatma Budak

Mektubu okumayı bitirdiğimde yanılmadığımı anladım.

Türkiye’de günden güne artmakta olan ürkütücü bir asayiş sorunu, derin bir hukuk problemi var. Çünkü mahkemelerin CMK madde 100/4 ‘ü ‘alfa’ vandallar lehine sonuç üretecek şekilde uygulamaları ve mağdur tarafın dava gününe kadar korku ve tehdit altında hissetmesi gibi bir sorun var.

Fatma Budak’ın yeğeninin başına gelenlerden öncesine ve sonrasına dair yaşadıkları ve hissettikleriyle ilgili mektubuna yer vermeden önce ne demek istediğimi anlatayım.

CMK madde 100 /4’ göre kasten yaralama, taksirle yaralama, taksirle öldürme gibi vücut bütünlüğüne karşı işlenen suçlar açısından ‘tutuklama yasağı yoktur’. Bu suçlarda ceza alt veya üst sınırı ne olursa olsun, mahkeme, ceza sınırına bağlı olmadan tutuklama kararı ‘verebilir’.

Uygulamada mahkemeler 1) Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (TCK md. 302, 303, 304, 307, 308) 2) Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (TCK md.309, 310, 311, 312, 313, 314, 315) 3) 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 33. maddesinde sayılan suçlar 4) 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun md. 7/3’te belirtilen suçlardan biri sözkonusu olduğunda (katolog suçlar) ‘kuvvetli suç şüphesi’ gibi gayet muğlak bir nedene dayanarak ve somut delil aramadan çok hızlı bir şekilde tutuklama kararı verebiliyorlar.

Konu vücut bütünlüğüne karşı saldırı olduğunda ise karar mahkemenin inisiyatifine bırakılıyor. Eğer yaralama ‘silahla gerçekleşmemişse’, öldüresiye dövülmüş olmanız failin tutukluluğunu garanti altına almaya yetmiyor.

Hakim isterse tutuklama kararı verir, istemezse vermez. Ya da verir ama kısa süreli tutuklama verir. Bu durumun sakıncası fiziksel zarar gören, vücut bütünlüğü ihlal edilen mağdurun ve yakınlarının dava gününe kadar diken üstünde kalmasıdır.

Trafikte sizi durduran, aracın içinden çekip çıkaran, yerlerde tekmeleyip birkaç kaburga kemiğinizi kıran, akciğerlerinize günlerce entube halde kalmanıza neden olacak kadar ağır hasar veren adamların tahliye edildiği bilgisiyle iyileşmeye çalışmak ve dava gününü beklemek nasıl bir şey, başınıza geldi mi hiç?

Yeğenine bakabilmek için yıllarca haftanın 7 günü çalışmış evlilik yapmaktan bile vazgeçmiş Fatma Budak’ın yazdığı mektupta anlatmaya ve bir yandan da anlamaya gayret ettiği şey aslında, insan hayatının ve bir ‘insan’ ortaya çıkarmak için harcanan emeğin bu ülkede neden bu kadar değersiz sayıldığı sorusu.

Ben bu soruya cevap bulamadım.

Ve o yüzden, onun hiçbir zaman kamuoyu oluşturmayacak acısının, hiç değilse burada, kendi köşemde duyulmasını istedim.

Sizi bu endişeli ve üzgün teyzenin mektubu ile başbaşa bırakıyorum.

“ŞİMDİ BİZ BU ADALETE NASIL GÜVENELİM NİHAL HANIM”

“Merhaba…

Ben Fatma Budak.

9 yaşımda babamı kaybettim.

Çok zor bir bir çocukluk geçirdim. Ama annem sevgi dolu bir kadındı. Yeniden evlilik yapmak yerine benim, ağabeyimin ve ablamın hem annesi hem babası oldu.

1989 yılında en sevdiğim bölümü kazandım. İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü. Okulun ilk dönemi bittikten sonra anneme mide kanseri teşhisi kondu.

Ne olduğunu anlayamadan 3 ay içinde annemi kaybettik. Anneciğim elimizden kaydı gitti.

Okulu bırakmayı düşündüm ama güç bela toparlanıp yeniden İstanbul’a okuluma döndüm.

Bu arada ablam evlendi.

1991 yılıydı, pembe yanak minicik bir mucize daha dahil oldu hayatımıza. Teyze oldum.

Aile arasında isim koyma yarışı başladı. Ben Arda ismini seçmelerini istiyordum, ama babasının tercihi başkaydı. Ama nasılsa nüfus müdürlüğüne gittiğinde içinden yükselen sese uyup Arda olarak yazdırdı yeğenimin ismini. Neden karar değiştirdi bilmiyorum sanırım oğlunu bana emanet edeceğini hissetti.

Çünkü 11 ay sonra bir trafik kazasında Arda’mın babasını da kaybettik Nihal Hanım...

Hem okuyor hem bir reklam şirketinde çalışıyordum o sıralar. Hem de kursa gidiyordum. Planım okul bitince İngiltere’ye au pair olarak gitmekti. Ancak siz plan yaparken hayat farklı yönlere savurabiliyor sizi.

11 aylık bir bebek 23 yaşında dul kalmış bir abla.

Tabiî ki yurt dışında okuma hayalim bitti.

Hemen işe girip ablama destek olmam gerekiyordu.

Çünkü adını benim koyduğum bebeğin sorumluluğunu üstlenmem gerekirdi.

Hep iki işte birden çalıştım yeğenimi büyütmek için.

Kolay değil, baba yokluğu yaşıyor.

Her hafta Çapa Üniversitesi Çocuk Psikiyatri bölümüne gidiyoruz. Babasızlığı en az hasarla atlatabilsin diye.

Psikolog eşliğinde herkesin ailesinde böyle kayıplar olabileceğini bunun normal bir durum olduğunu kavratmaya çalışıyoruz. 'Bak annenin de benim de babam yok. İnsanlar doğar büyür ve ölürler'

Çocuk aklıyla kafasında şöyle bir yargı oluşturuyor: Yetişkin insanların anne ve babası olmaz. Yetişkinseniz ebeveynleriniz mutlaka ölmüştür. Bir gün bir öğretmen arkadaşım geldi. Bayramda anne ve babasını görmek için Tekirdağ’a gittiğini söyledi. Arda bu duruma çok şaşırdı ve 'Aaa teyze Esen ablanın anne ve babası varmış' dedi. Ona göre çoktan ölmüş olmaları gerekiyordu çünkü.

Başka bir gün genç bir çocuk arabama çarptı. Babasından arabayı kaçırmış. Arda da arabada. Polis geldi tutanak tutuyor. Arda polisin yanına gidip 'Polis amca senin baban var mı?' diye sordu. Polis de ‘evet var’ dedi. Arda’nın şaşkınlığı ve hüznü daha da arttı. 'Teyze ama bak, polis amcanın da babası varmış' dedi.

Yıllarca annesi ve ben baba yokluğunu hissettirmemeye çalışsak da bu boşluğu doldurmamız mümkün olmadı Nihal Hanım…

Ne annesi yeniden evlendi, ne de ben…

İki anne ile büyüdü.

Dolayısıyla şiddete eğilimi olmayan, psikologlarla büyüyen bir çocuk olduğu için uysal, saygılı, insanlara değer veren bir kişi oldu.

İlkokuldan itibaren tek hayali veteriner olmaktı.

Bakırköy’de ne kadar yaralı martı, kedi, köpek varsa bulup veterinere götürürdü.

Her ay maaşımı alınca veterinere uğrar Arda’nın borcunu kapatırdım.

Yıllarca hafta içi özel bir kolejde, hafta sonu özel bir dershanede; haftanın 7 günü çalışarak Arda’yı okuttum.

Afyon Kocatepe Üniversitesi Veterinerlik Bölümü’nü bitirdi. İstanbul’a geldi. Klinik açtı. Evlendi.

Mesleğini o kadar çok seviyordu ki hafta için hafta sonu demeden çalışıyordu.

Gelgelelim 30 Nisan 2021 akşamı gece saat 01:00 civarında bir köpeğin hayatını kurtarmaya çalışırken, hayatında hiç tanımadığı, görmediği iki trafik magandasının saldırısına uğradı.

Bu iki kişi, sokağa çıkma yasağını bahane edip 'Sokakta ne işin var?' diyerek 'Trafikte nasıl yol vermezsin' diye hesap sorarak arabanın önünü kesip araç içinde darp etmeye başlıyorlar Arda’yı.

Üstelik saldırganlardan biri Covid’li.

Yetmiyor, araçtan yaka paça çıkartıyorlar.

İlk darbede burnu kırılıp bayılıyor Arda, yerde baygın halde iken defalarca tekmeleyerek, öldüresiye darp ediyorlar yeğenimi.

Araçla üzerinden geçmek istiyorlar ama etraftan hadiseyi görüp gelen insanları görünce kaçıyorlar.

Tüm bunlar kamera kayıtlarında mevcut.

Annesi ve ben hastaneye gittiğimizde ameliyata alınmış çoktan. 3 belki 4 saatlik ameliyat sonrası doktor yanımıza gelip 'Geldiğinde yoğun bir beyin kanaması vardı. Durdurmaya çalıştım. Ancak beyin içi kılcal damarlardaki kanamaya müdahale etmem imkânsız. Ben elimden geleni yaptım. Dua edin. Şu an entübe halde, kendi kendine nefes alamıyor. Bir süre uyutmaya devam edeceğiz. Allah'tan ümit kesilmez' diyor.

Yoğun beyin kanaması, elmacık kemiği kırık, burnu kırık, ciğerlerinde darbeden hasar var.

Düşünün böyle bir vahşeti, kim ne adına yapıyor?

Bu insanlar tanımadığı birinin önünü kesip nasıl bu kadar kötülük yapabiliyor?

Nasıl bir ortamda yetiştiler? Nasıl bu kadar hınç dolu olabildiler? Acaba biz yanlış mı büyüttük? Böyle bir toplumda diğer insanlara saygılı, eğitimli bir insan yetiştirmek acaba naiflik mi?

Şiddet sporlarına mı yönlendirmeliydik çocuğumuzu?

Toplumda bu tür saldırganlar hukuken yeterli cezalara çarptıtılmadıkları için mi bu kadar özgüvenliler?

Arabada silah mı bulundurmalıydık?

Ne yapmalıydık kendimiz korumak için?

Üç gün boyunca hastane bahçesinde Arda’nın solunum cihazından ayrılmasını beklerken, her şeyi, bugüne kadar yaptığımız ve doğru olduğunu düşündüğümüz her şeyi sorguladık.

'Ya uyanmazsa oğlumuz, o zaman hayatımız bitti' dedik.

Söylemeye dilim varmıyor ama eğer uyanmasaydı evimize dönüp birlikte intihar etmeyi düşündük.

Çünkü hayat bizim için anlamını yitirmişti.

Arda o geceyi hiç hatırlamıyor, çok şükür o geceyi, o günleri atlattı.

Ama aylardır acıları devam ediyor.

Tedavisi hala sürüyor, 5 ay sonra yine ameliyat olmak zorunda. Annesi ve ben ilaçlarla uyuyabiliyoruz.

Peki hukuk sistemimiz ne yaptı dersiniz?

İki maganda, 23 Haziran'da avukatımıza bile haber verilmeden sessiz sedasız salıverildi.

Normal insanlar gibi ellerini kollarını sallayarak geziyorlar. Aramızdalar.

Biz ise bir yandan Arda’yı ikinci ameliyat gününe hazırlıyor bir yandan da korku içinde ilk duruşmanın yapılacağı Şubat 2022’deki davayı bekliyoruz.

Nihal Hanım, soruyorum size ne oldu şimdi?

İnsanlar bu ülkede kendi adaletini kendi mi sağlamalı artık?

Adalete güvenmeyip ne yapmalıyız?

Bunun bir cevabı var mı?

FATMA BUDAK/ ARDA ERDABAK’IN TEYZESİ”

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00