Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Mesele muhalefet partilerinin ittifak halinde seçime gitmeyi tasarlar ve bu ittifakı genişletmenin yollarını ararken bir yandan da HDP ile tek kare fotoğraf vermekten bile çekiniyor olmasıydı.

        HDP “Bizi çantada keklik görüyorsunuz ama kazın ayağı öyle değil” mealinde pek çok açıklama yaptı.

        HDP’yi yok sayarak, bir yasal partiyi kapatılmanın eşiğine getiren demokrasi sorununu görmezden gelerek kuracağınız ittifak demokrasiye hizmet etmez dediler.

        Ama muhalefet partileri tedirgin kalmaya devam etti.

        Zira HDP bir yandan mecliste temsil edilen yasal bir parti iken bir yandan da PKK ile bağlantısını reddedemeyen, bu bağın şeklini düzeyini açıklayamayan bir parti.

        Bu yönü itibariyle muhalif kanatla yan yana düşmesi, dolaylı sandık ittifaklarının gerçekleşmesi bile muhalefet partilerinin itham edilmesine yol açtı. TV ekranları 2018’den beri CHP’yi HDP’ye yumuşak davrandığı için, İYİ Parti’yi de hiçbir şey olmuyormuş gibi davrandığı için sorumlu tutan iktidar taraftarlarının suçlamalarıyla dolup taştı, taşıyor.

        Bu arada HDP, seçilmiş belediye başkanları koltuklarını kayyumlara bırakmış, ha kapatıldı ha kapatılacak konumunu koruyan bir parti.

        Şartlar böyleyken, Kemal Kılıçdaroğlu "Kürt sorununun çözümü için HDP’yi meşru muhatap kabul edeceğiz" şeklinde Türkiye’nin mevcut durumuna kıyasla ‘cesur’ sayılabilecek bir açıklama yaptı.

        Cevap akılalmazdı.

        HDP'nin eski eş başkanı Sezai Temelli “Çözümün adresi ve muhatabı İmralı’dır” diyerek Abdullah Öcalan’ı adres gösteriverdi.

        HDP eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Selahattin Demirtaş TBMM’yi adres göstererek bu büyük gafın açığını kapatmaya çalıştılar ama, "Ba’de Harabü'l Basra" diye bir şey var.

        "Kürt sorununu temsil ediyorum" diyenlerin de, "Bu sorunu ortadan kaldıracağım" diyenlerin de yaptığı pek çok aptallık oldu bugüne kadar. Ama Allah sizi inandırsın tekst kontekst bağlam açısından böylesi yok.

        Ahlaki bakımdan da siyasi bakımdan, stratejik bakımdan da, bir şaşkınlık zirvesi.

        Çünkü:

        Sezai Temelli bu çıkışıyla HDP’de, HDP’nin Türkiye Partisi olması fikrinden çook uzak olan aktörlerin olduğunu göstermiş oldu.

        27 EYLÜL ÇAĞRISINI DİNAMİTLEDİ

        Sezai Temelli bu tavrıyla "Biz aslında sahiden PKK’nın siyasi ayağıyız, dağda onlar, ovada biz” demiş oldu.

        Sezai Temelli bu tavrıyla HDP’nin 2022’nin son düzlüğünde yapılacağı tahmin edilen seçimlere, muhalefet partileri ile beraber girme şansını elinin tersiyle itecek kadar şuursuz bir yapı olduğu iddiasını güçlendirmiş oldu.

        Sezai Temelli bu tavrıyla vaktiyle çözüm sürecine şiddetle karşı çıkmış, ama özellikle yerel seçimlerde büyükşehirlerin muhalefete geçmesindeki katkıları nedeniyle HDP seçmeni ile bağ kurmuş, kayyum atamalarının anti demokratlığı üzerinden HDP ile empati kurmuş muhalifleri “Yok yav, bunlar sahiden terörist” diye düşündükleri günlere ışınladı.

        Sezai Temelli bu tavrıyla başından beri “Çözüm sürecinin en temel hatası terör örgütü lideriyle görüşmeler yapılması, sorunun çözümü için terör örgütüne meşruiyet temin edilmesiydi, çözümün adresi TBMM olmalıydı” diyen CHP’ye karşı, "Ne meclisi kardeşim, sorunun çözümü sorunun kaynağıyla görüşerek olur” yaklaşımını benimseyen dönemin AK Parti hükümetini desteklemiş oldu. Önümüzdeki günler tam da bu nedenle "HDP Cumhur İttifakı'na mı yakın?" tartışmalarına gebedir.

        Sezai Temelli bu tavrıyla HDP’nin 27 Eylül’de açıklayacağı Selahattin Demirtaş’ın "Tutum Belgesi” dediği, Demokrasiye Çağrı Belgesi’nde yapılacak çağrıyı dinamitlemiş oldu.

        Kamuoyuna da yansıyan bilgilere göre bu çağrı belgesinde HDP’nin iki ittifaktan birine mahkum olmadığı, demokrasi temelinde kendi ittifakını oluşturabileceği, HDP’nin tahrip olan kurumların yeniden inşası sürecinde sorumluluktan kaçmayacağı, eğer bir blokla ittifak yapılacaksa eşit temsiliyet, hukuk devletinin yeniden inşası, anadil sorununun çözümü, bölgesel eşitsizliklerin giderilmesi, cezaevlerindeki anti demokratik uygulamaların kalıcı olarak sona ermesi gibi müzakere koşulları ortaya koyacağı biliniyordu. “Çözüm İmralı’da” sözünün neresinde ‘hukuk devleti’ var, neresinde ‘demokrasi’ var, anlayan varsa yeşillendirsin.

        GEÇMİŞTE AK PARTİ'YE YAPTIKLARINI ŞİMDİ MUHALEFETE YAPIYORLAR

        İşin tuhaf yanı ne biliyor musunuz?

        Geçmişte, 2012-2015 yılları arasında da HDP aynısını yapmıştı.

        Kendisine ne zaman çağrı yapılsa adres olarak İmralı’yı göstermiş, devletin yetkili organları ve AK Parti hükümet İmralı ile ilerlemeye yeltenince de "Bu işin meşru temsilcisi biziz, bizimle beraber yürünmeli, hatta biz ne diyorsak o yapılmalı” yoluna girmişti.

        Sonunda da kâh Kandil’e bağlı bazı kadroların ‘çözüme sıcak bakmayan’ sözcülerine aparatçik olarak, kah 'ulusolcular'ın yahut soldan dönme liberal kanaat önderlerinin "Ne aldınız ki silah bırakıyorsunuz?” kışkırtmalarının peşine takılarak sürecin yıpranmasına neden olmuştu.

        Sürecin hükümet tarafı gerekli özeni göstermedi ve düşen oylarının memnuniyetsizliğiyle gelişen isteksizliğe yenildi; HDP tarafı ise bırakın özen göstermeyi devletin çözüm iradesini kendilerine yapılmış bir yetki devri sayarak söz konusu iradeyi suistimal etti.

        2012-2015 arasında AK Parti hükümetine yaptığını şimdi muhalefet cephesine yapıyor Temelli kafası.

        Köprünün altından binlerce metreküp su geçmemiş gibi. Ya hiç seveni yok Temelli’nin ya da parti içinde dile getirdiği görüşün taraftarı fazla, özgüveni bundan.

        İlki doğruysa problem değil de, ikincisi doğruysa "Kürt meselesinin çözümü için HDP olmazsa olmaz değildir, kırmızı çizgi hiç değildir" tezi güç kazanır.

        Zira Kürt meselesinde gelinen yer, silahla külahla Kandille özdeşleşmiş olgulara, sembollere atıf yapmanın geride kaldığı, topun siyasete ve parlamentoya geçtiği bir yer artık.

        HDP bunu anlamamış olanların çoğunlukta olduğu bir yer ise, azalarak yok almaya mahkum.

        Bu ülkenin geçmişten ders çıkarmamayı maharet ya da ‘dik duruş’ zanneden egosantrik körlüklere ne kadar doyduğunu anlamayanların maruz kalacağı tek bir akıbet var, o da tasfiye olmak.

        Diğer Yazılar