Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

YİNE aynısı oldu. Taksim isyanına dönüşerek ardından Anadolu'yu kaplayan olaylar dizgesinin her iki tarafındaki kriminal vakalar unutuldu, başörtülü kadınlar yine "günah keçisi".
Başörtülü kadınlar Gezi Parkı'nda değilse bile eylemsellik motivasyonlarını Gezi'den alanlarca, 28 Şubat'ı aşan düzeylerde fiziksel ve sözel şiddete maruz kaldılar. "Başörtülü yazarlar" ise "olaylarda mağdurun yanında durmamak" gibi bir dizi ithamla karşılaşarak apolojetik bir pozisyona itilmeye çalışılıyorlar.
Üstelik Yıldız Ramazanoğlu, Cihan Aktaş gibi "başörtülü" yazarların Gezi eylemlerini anlayan ve yer yer destek veren çabaları medyaya da yansıdı. Demek ki bu konuyu "başörtülü yazarlar" genellemesi üzerinden tartışmak, yalan habere itibar etmekten başka bir şey değil. En fazla "Bizim başörtülümüz bize, sizin başörtülünüz size" mugalatası yapılabilir. Hatta tüyo da vereyim, "Ama bakın, iyi başörtülüler de var" derseniz, demokrat görünmeniz kolaylaşır.
Latife bir yana, başörtülü yazarlar denilen kategori iki elin parmak sayısı kadar olsa bile, doğrudur, çoğumuz Gezi Parkı'nda meşru taleplerin de ifade edildiğini ve bunların pek tabii dikkate alınması gerektiğini belirtmemize ve özellikle 31 Mayıs'ta yaşanan şiddeti defalarca kınamamıza rağmen, 1 Haziran itibarıyla yaşananlara, sürecin meşruiyetini yitirdiği noktasından baktık.
Tersi mümkün müydü? Eylemler boyunca sözel ve fiziksel şiddete maruz kalan başörtülü kadınlardan eylemlere destek vermelerini beklemek, oksimorona davetiye çıkaran bir tutumdur diye düşünüyorum.
Siz "Devrim yapıyorduk ve her devrimde 'colleteral damage' olur, takılmamak gerekir" diye düşünebilirsiniz. Ben de size geçtiğimiz aylarda Samatya'da biri ölüme sebebiyet veren "üç" saldırıdan "Ermenileri hedef alan bir örgüt çıkarmak için" ne kadar uğraştığınızı hatırlatırım. Ciddiye almanız için Zehra Develioğlu'nun ölmesi mi gerekiyordu?
Başörtülü kadınlar kendilerini hepi topu beş yıldır "vatandaş gibi" hissediyor, hepi topu son iki yıldır temel hak ve özgürlüklerine -o da laik hassasiyetler depreşmesin diye yavaşça- kavuşabiliyor. Ayrıca mütedeyyin kesimdeki kadınların çoğunun kamusal alan deneyimi AK Parti iktidarına gelinene kadar kendi mahallelerinde kabul gören örfle sınırlıydı. Sadece ultra laik baskılardan değil, kendi çevrelerindeki ayrımcı pratiklerden de Erdoğan'ın tutumu, politikaları sayesinde özgürleşebilmiş olan bu kadınların, "Tayyip istifa!" sloganlarına tempo tutmasını mı bekliyordunuz?
AK Parti hükümetinin uyguladığı mikro sosyal politikaların bir kısmı toplumun bazı kesimlerini rencide ettiği gerekçesiyle eleştirilebilir. Nitekim, şu satırların yazarının Gezi Parkı'nda temerküz eden rahatsızlık kalemlerinin her biri hakkında yazılmış birçok "politik eleştiri" denemesi mevcut.
Fakat el insaf diyorum. Demokratik uzlaşı siyasetini derinleştirmek için yapılan yapıcı eleştiri başka, iktidar nezdinde temsil edilen değerlere "vebalı" muamelesinin teberrüz ettiği bir aktivasyonu olumlamak çok başka. Hükümet politikalarına karşı eylem ve itiraz hakkını kullanmak başka, ulusal ve uluslararası bir network eliyle ülkede sivil darbe yapmaya kalkışmak, yalan haber ve abartı dezenformasyonuyla handiyse BM'den müdahale talep eder hallere düşmek başka.
Çözüm sürecini hedef aldığı çok açık, kimi yerlerde mezhebi gerilime oynadığı çok açık, ekonomik manipülasyonlarla ve uzun vadeli istikrarsızlaştırma planlarını cebine alıp park forumlarında kararlar aldıran bir harekete tavır almak için "başörtülü", "dindar", "Türk", "Kürt", "Ermeni", "Çerkez" olmaya da gerek yok ayrıca. "Vatandaşlık" bilinci yeterli.

*

Bir de "28 Şubat'ta mağdur olanlar, Gezi olaylarında mağdurun yanında durmadı" üzerinden yürüyen bir tutarsızlık ithamı var.
Oysa asıl soru şu olmalı:
Bugün çoğu AK Parti iktidarının ya kurmayı ya tabanı durumunda olanlar 28 Şubat zamanında da "sokaklara dökülme, ayaklanma, tedhiş ve terörle muktedirleri zor durumda bırakırken ülkeyi maceraya sürükleme" işlerinin yanında durmamışlardı, bugün niye dursunlar?
Hele hele ortada % 50 gibi bir oyla, seçimle gelmiş, Türkiye'nin kangren olmaya yüz tutmuş birçok sorununda eksik ve yavaş da olsa çözüm iradesi ortaya koymuş meşru bir hükümet varken...

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!