Amerika ve İspanya’da bankacılık yapan Rıfat Oğuz epeydir Los Angeles merkezli Sinemia adlı şirketiyle sinema salonlarına daha fazla insanın gitmesi için uğraşıyor. ABD dışında Kanada, İngiltere, Avustralya ve Türkiye’de faaliyet gösteriyor şirket ve kabaca tarif edersem sinema salonlarına bir tür abonelik sağlıyor. Değişik paketlere göre aylık belli bir ücret ödüyorsunuz, paketinize uygun sayıda film izliyorsunuz. Cebinizden çıkan para ise her ay sabit.
New York ve Los Angeles gibi şehirlerde sinema bileti 17 dolara satılıyor, Sinemia’ya abone olduğunuzda tek film izleseniz bile kara geçmiş oluyorsunuz. Bazen promosyonlara göre ayda 8 dolara üç film izleniyor mesela.
Ama tabii birçok kullanıcı gibi benim de aklımda bu işin nasıl sürdürülebileceği var. Zira Sinemia salonlara tam bilet fiyatını doğrudan ödüyor, kullanıcıya yansıtmasa da. Sinemia’dan daha önce kurulan ve bu modeli yaygınlaştıran Moviepass’in sonu hüsran oldu.

KONTROLLÜ BÜYÜME

Ayda 10 dolar verip sinema salonunda günde bir tane film izlemeyi vaat eden Moviepass büyük bir patlama yaptı, kısa sürede de büyüklüğünün altında ezildi. İnsanlar “Ne de olsa bedava” diye gitmeyecekleri filmlere bile gitmeye başladı, şirket de sinema salonu zincirlerinden indirim talep etmeye başladı. Büyük bir savaşın sonunda olan kullanıcıya oldu.
Üstelik Moviepass’in CEO’su daha önce Netflix’i de kurmuştu. Böyle bir isim bile başarısız oldu, Oğuz bu alanda nasıl ayakta kalacak, merak ettim.
Dün Oğuz’la telefonda şirketini ve geleceğini konuştum.  
Şeffaflık adına Sinemia kullanıcısı olduğumu belirteyim, dolayısıyla dün Oğuz’la konuşurken aynı zamanda bir tüketici olarak da şikayetlerimi iletme fırsatı buldum. Büyük bir ayrıcalıktı bu, zira Sinemia kullanıcıları müşteri hizmetlerine ulaşamamaktan dertli.

 

Oğuz bu aralar yoğunluk olduğunu, ama büyümeyle birlikte müşteri hizmetlerine de yatırım yapmaya başladıklarını söyledi. Benim asıl merak ettiğimse nasıl büyüyecekleriydi.
“Beş ayrı ülkede faaliyet gösteriyoruz, uzun zamandır bu işi yapıyoruz aslında,” diye anlatmaya başladı. “Teknolojiye yatırım yapıyoruz; elimizdeki veriye bakarak nasıl sürdürülebilir bir model uygulanabilir diye araştırdık. Sektöre akıl öğretmektense ortak çalışmayı denedik. Daha kontrollü yaklaştık. Şimdi bazı sinemaların kendi üyelik sistemlerini de biz yönetiyoruz, altyapı hizmeti veriyoruz.”

KULLANICILARIN BİLGİLERİNİ Mİ TOPLUYOR?

Kullanıcıların bu aralar Sinemia’yla ilgili şikayeti ise şirketten kimlik bilgilerinin istenmesi. Geçen hafta şirket kullanıcılardan kimlik kartlarının fotoğraflarını, bir de kimliklerini ellerinde tutarken göründükleri bir fotoğraflarını yollamaları istedi. Sinema bileti almak milli güvenlik meselesine mi dönüşüyor diye endişelenenler oldu.
Reddit forumlarında özellikle bir Türk şirketine bu gibi hassas bilgilerin verilmesi paranoyaları da körükledi. Üstelik Sinemia açıkça “Kimlik numaranızı da görünecek şekilde” diye belirtiyor.
Verinin en kıymetli değer olduğu günümüzde ucuza sinema bileti almak için kimlik bilgilerimi tanımadığım bir şirkete teslim etmek beni de rahatsız etti. Hatta Oğuz’a “Topladığınız bu bilgileri Rusya’ya mı satacaksınız” diye sordum Twitter üzerinden; diyaloğumuz da böyle başladı zaten.
Oğuz kullanıcıların işlemlerini banka üzerinden yaptıkları için kimlik doğrulmaya mecbur olduklarını söyledi. Her Sinemia kullanıcısına bir “debit” kart gönderiliyor, sinemaya girerken de bilet fiyatı o karta yükleniyor. Sadece o bilet fiyatı kadar harcama yapılabiliyor karttan, ama görüntüsü ve işleyişi bildiğimiz banka kartlarından farksız. Dolayısıyla bu kartın sahiplerinin de tıpkı normal banka müşterileri gibi kimlik doğrulama işleminden geçmesi yasal zorunluluk. Oğuz da şirketin faaliyetlerini sürdürebilmesi için bütün işlemlerin kitabına uygun yapılması gerektiğini söylüyor.
Kimi Amerikalı müşterilerin “Verilerimiz Türk şirketin eline geçecek” kaygısı peki?
“Sinemia bir Türk şirketi değil, Silikon Vadisi yatırımı,” dedi Oğuz. “Ben Türk’üm ama şirketin merkezi Los Angeles’ta. Toplanan kimlik bilgilerini de saklamıyoruz, 24 saat içinde sistemlerimizden siliyoruz.”
“İnşallah öyledir,” dedim.
“Ne demek istediniz?” diye karşılık verdi.
“Facebook da öyle demişti.”
“Anladım demek istediğinizi.”

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!