Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Muharrem İnce’nin yeni parti kuracağına dair haberler 80’li yıllarda köşe yazarları arasında moda olan “Dün gece telefonum acı acı çaldı, arayan Başbakan’dı,” cümlesini hatırlatıyor. Güce tapanların sık sık kullandığı ve güce tapmak isteyenlerin de bir gün kurmayı hayal ettiği bu cümle çoktandır tedavülden kalktı. Artık bir Başbakan yok en basitinden. İktidardan tarafından da sıfır sızıntı var. Kala kala bir arayan Muharrem İnce kaldı.

Kısa sürede sıradan bir dershane öğretmeni, ardından birkaç parıltılı konuşmasıyla parlayan milletvekili, sonra da Cumhurbaşkanı adayı olmasında İnce’nin köşe yazarlarıyla kurduğu ilişkinin etkisi var. Her zaman kendisini güce konumlandırmak isteyen gazeteciler vardı, İnce’nin de kendisine böyle birilerini bellemesi çarpık bu geleneğin devamı. Ancak bu köşe yazarları sadece güce tapınmıyor, güç odağı olmak isteyen birinin özel kalemi gibi davranıyor ve PR’ını yapıyor.

KÖŞE YAZISIYLA ADAY YAPILDI

Muharrem İnce’nin Cumhurbaşkanı adayı olduğu seçimde Kemal Kılıçdaroğlu’nun aklındaki aday bambaşkaydı. Gönlündeki Abdullah Gül’dü kuşkusuz, ama Ekmeleddin İhsanoğlu faciasından sonra bir kez daha böyle bir risk alamayacağını biliyordu. O yüzden yine de sağdan oy alabilecek, ortada duran, aşırı uçları olmayan bir aday belledi kendince ve yakınlarıyla da bu ismi paylaştı. Açık istihbarat da, parti kaynakları da İlhan Kesici adına işaret ediyordu. Belki mükemmel bir aday değildi; kim bilir seçime girse çok daha az oy bile alabilirdi, belki de kazanabilirdi.

Ama konu bu değil; konu Kemal Kılıçdaroğlu’nun fikrini nasıl değiştirdiği.

İnce’nin kendisine özel kalem olarak atadığı kullanışlı köşe yazarlarını tespit etmek dikkatli bir gazete okumayla çok kolay. Birkaç tane var, ama ben en göze çarpanını örnek vereyim. Kurnazlıkta Mehmet Barlas kadar usta olmadığı için kullanışlı olduğunu hep çok kolay belli eden Ahmet Hakan sık sık kendisini arayanların sözcülüğünü üstlenir. Bu bazen bir yatak firması olabilir, bazen tavla oynadığı patronu, bazen de siyasiler. Acun bile bunu anlayıp bir tekne gezisiyle tavladı.

Bazen tutar, bazen tutmaz. Mesela, Mustafa Sarıgül’ün aday yapılması konusunda CHP’ye o kadar çok çağrı yaptı ki karşılığını bulamadı. Ama Muharrem İnce’nin aday yapılması konusunda, en azından Muharrem İnce’nin adının gündeme getirilmesi konusunda epey çaba sarf etti, karşılığını da aldı.

Bir köşe yazarının ne gücü, ne etkisi olabilir? Kimin okuduğuna bağlı. Okuduğu son kitap “İnce Memed” olan Kılıçdaroğlu epey bir süre kararlarını basit ve yüzeysel köşe yazılarına göre verdi. Ne yazık ki siyasetin düştüğü nokta bu; Trump da dünyayı Fox News’den duyduklarıyla yönetiyor. Türkiye’de başkanlık sisteminin Anayasa Mahkemesi’ne götürülmemesi Ahmet Hakan’ın önerisiydi, Kılıçdaroğlu aynen dinledi.

İnce böyle bir sürecin sonunda aday yapıldı, yenildi, yenilgiyi de yüzüne gözüne bulaştırdı. Sanırım Kemal Kılıçdaroğlu da ya okuduğu yazarları değiştirdi, ya da artık köşe yazısı okumamaya başladı.

OPERASYONUN İTİRAFI

Seçimi kaybeden Muharrem İnce artık sıradan bir vatandaştı, söylediklerinin de sıradan bir vatandaş kadar kıymeti vardı. Laik mahallenin yeni tutkusu çoktan Ekrem İmamoğlu olmuştu zaten. Üstelik İmamoğlu’nun bir avantajı da vardı: Seçim kazanmıştı. Üstelik iki kere.

İnce’nin basındaki diğer özel kalem müdürleri merkez soldaki bu yeni rüzgarlara rağmen onu gündemde tutmayı başardı. Sadece Ahmet Hakan kaç tane “İnce şöyle diyor, İnce şöyle yapardı, İnce’ye haksızlık ettiniz, İnce aradı” yazısı yazdı.

Nitekim, yeni parti haberi de Ahmet Hakan’ın yönettiği gazetenin gündeme katkısı. Ne tesadüf ki Ahmet Hakan o sırada izindeymiş; herhalde göze çok batacağı için böyle bir zamanlama kurnazlığı yaptı, ama buna ancak Hürriyet yazarı Cihanna kanar. Anladığım kadarıyla Yalçın Bayer de kendisinin hiçbir şekilde içinde yer almadığı bir oyunun kurbanı oldu, sürece alet edildi.

Ahmet Hakan zaten izinden döner dönmez Muharrem İnce’yle konuşup Muharrem İnce’yle konuşmamış gibi yaptığı bir yazı yazdı. O yazısı bütün operasyonun da itirafı gibiydi.

Şimdi başka köşe yazarları da aynı taktiği uyguluyor: Muharrem İnce arıyor, stenograflara kelimesi kelimesine dikte ettiriyor, zaman zaman ellerine anket falan tutuşturuyor. Oysa İnce’nin toplumda bir karşılığı yok. Seçim gecesi ortadan kaybolduğu anda siyaseten öldü. Seçim gecesi neden ortadan kaybolduğunu açıklayamadığı anda da kendi mezarını kazdı.

Buna rağmen neden hala adı köpürtülüyor?

İşin altında öyle iktidar komplosu, CHP’yi bölme operasyonu aramaya gerek yok. İktidar muhalefetin bölünmesini fırsatını kullanır, ama muhalefeti bölmek için çaba harcamakla uğraşmasına gerek yok. Bazen en basit açıklama en doğru açıklamadır: Ego, şahsi hırs, taşralılığın intikamı, tıklanma arzusu ve o meşhur “Dün gece telefonum acı acı çaldı…” diye başlayan cümleyi tamamlama merakı…

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!