Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Cem Yılmaz’ın Netflix için çektiği diziyi kaçıncı dakikasında izlemeyi bıraktım bilmiyorum. Galiba filmi “tıraşlamaktan” bahsedip dizideki “aptal sarışın” klişesi de bunu “ağda” olarak anladığında ben de üzerimin daha fazla kirlenmesine dayanamayıp pes etmiş olabilirim. Cem Yılmaz epeydir komik değil; epeydir komik olmayan birinin başından beri komik olup olmadığını da tartışmaya açmak gerekir ama ilk olduğu için sonsuz kredisi var. Ondan sonra gelenler de epey kötü olduğundan kendi kendine yarattığı krallığın tepesinden indirilemiyor. Türkler beyin yıkanamaya çok meyilli bir miller, körü körüne sever. Oysa özünde ne Ahmet Yılmaz kadar karikatürist, ne de Ferhan Şensoy kadar meddah.

        Netflix’teki diziye kadar çıtanın bu kadar düşeceğini, zekamızla, öyle ya da böyle bu ülkenin mizah geleneğiyle bu kadar kolay alay edileceğini, aptal yerine konacağımızı hayal etmezdim. Mesele küfürler değil; Ferhan Şensoy da sahnede sadece ‘s-kelimesini’ söyleyip salonu kahkahalarla inletirdi. Yıllarca Leman dergisinde “mına koyim” diye yazılan konuşma balonları gözümden yaşlar getirecek kadar güldürürdü—gerçi lisedeydim. Türk mizahında bel altı espri yapmak da bir gelenektir; Zeki Müren’in fıkra kitabı var. Ama Levent Kırca’nın jet-ski ya da İSKİ’si gibi şakalarında mizahın pantolon kemeri esnetilmeye başlandığında içinden zeka fırlardı. Al işte, ben de bel altı konuştum. Hepimiz bundan daha iyisine layığız.

        TÜRKİYE BİR GÜN ANLAYACAK

        Bir ara Cem Yılmaz’ın dizisindeki zeka yoksunluğu ve komedi eksikliği kasıtlı mı, asıl şaka komik olmaması mı diye düşündüm. Bir insan ancak zorlarsa bu kadar kötü bir metin yazabilir çünkü. Ama diziye tahammül edebildiğim süre boyunca meta bir başyapıtla karşı karşıya olduğumuza dair en ufak bir ize rastlatmadım. Bu parıltı sonradan ortaya çıkıyorsa da sorunlu, zira mizahta en önemli matematik hesap zamanlamadır.

        Türkiye’de mizahçıların ciddi bir güldürmeme sorunu var. Yılmaz Erdoğan da güldürmüyor, ama en azından güldürmediğinin farkına vardığından beri başka bir şeyler yapmak için uğraşıyor. Cem Yılmaz inat ediyor ama, inat ettikçe de acıklı duruma düşüyor.

        Çünkü gerçeği hiç kimse yüzüne söylemiyor; dahası en ufak bir eleştiriye karşı onu savunmaya, birtakım zavallı klişelerle—ondan iyisi mi var, o zaman sen yaz da biz gülelim, e sen neye gülüyorsun onu söyle de bilelim—ona kalkan olmaya hazır, hemen hepsi de erkek koruyucuları var. Sosyal medyada koparılan gürültüden bahsetmiyorum sadece; özellikle medya elitinde bir zamanlar Sezen Aksu’nun oluşturduğuna benzer bir dokunulmazlık elde etti Cem Yılmaz. Türkiye bir gün Cem Yılmaz komik olmadığını da anlayacak elbette; Türkiye bir ortalamadan bir başka ortalamanın büyülü esaretine kapıldığında. Ama o gün gelene kadar ben ve benim gibi gülmeyenler kıskanç ve türevi başka ithamlara da maruz kalacaktır.

        Şarkıcı olmak istediğim ama bana yol açmadığı için Sezen Aksu’ya düşman olduğum gibi stand-up’çı olmak isteyip olamadığım için Cem Yılmaz’ı da kıskanmışımdır değil mi? (Bazen Sezen Aksu’nun prodüktörlüğünde “Oh oh suyundan da koy,” şarkısıyla çıkış yapsaydım nasıl bir kariyerim olurdu diye hayal ediyorum.)

        Belki de sadece parasının karşılığını almak isteyen bir müşteriyimdir ve gündelik hayattan beni kaçıracak popüler sanattan tek beklentim detone olmayan bir şarkıcıyı dinlemek ve bana kahkahalar attıran bir komedyeni izlemektir.

        “Seinfeld”den beri gülme kotamı sınırlı harcadığım için benim gibi bir müşteriyi tatmin etmek zor olabilir. Başkalarından daha üstün ya da sofistike olduğum için değil; belki sadece zevk meselesidir. Ama kendi adıma beni çoktandır güldürecek malzeme bulmakta zorlandığımı da söylemeliyim. Son günlerde Bill Hader’ın vakit kalmadığı için “Saturday Night Live” canlı yayınından kesilen “Alan” adlı eski skecini tekrar tekrar izleyip deli kahkahalar atarken buluyorum. John Mulaney yeni bir gösteri yapsa, Dave Chappelle yeniden komik olabilecek mi diye bekliyorum. “The Other Two” dizisini bitirdiğimden beri yeniden dönüp dolaşıp eski “Seinfeld”leri izliyorum. İşte, neye güldüğümü de söylemiş oldum bu arada.

        ASIL SORUMLU NETFLIX

        Arayışımda Cem Yılmaz’ın üzerimde yarattığı kirliliği belki biraz kaldırır diye yine Netflix’te, bu sefer bir başka komedyen, “Austin Powers”la komedi klasiği yaratan Mike Myers’ın “Pentaverate” dizisine şans vermeyi denedim. Ne yazık ki onu da ilk bölümü tamamlayamadan bırakmak zorunda kaldım. Tıpkı Cem Yılmaz gibi Mike Myers’ın sorunu da eskiden tutan formüller üzerine mizah inşa etmeye çalışmak. Bu formül ortalama kitlenin kısa süreliğine hoşuna gidebilir, ama eskinin üzerine bir taş eklemeden, zamanın değiştiğini algılamadan ilerlemek mutlaka bir yerde tıkanır. Güvenli alana hapsolan komedyen güldürmez, güldüremez.

        Burada para önemli bir faktör. Paranın yokluğu değil, çokluğu yaratıcılığı öldürüyor. Kısıtlı bütçelerle harikalar yaratan dizi yapımcılarına yüz milyonlarca dolar ödeyip platforma gelince gümlediklerini gören Netflix’in temel problemi bu: sadece ismine güvenerek bazı yaratıcı isimlere açık çek vermek ve onları kendi haline bırakmak. Shonda Rhimes’ın “Bridgerton”ı dışında bu formül pek ‘hit’ yaratmadı, 200 bin abonenin kaçmasını, önümüzdeki ay iki milyon kişinin daha üyeliğini iptal edeceğinin tahmin edilmesini engelleyemedi.

        Mizah illa yokluktan, zorluktan, sıkıntıdan mı çıkar, emin değilim, ama bu bolluktan çıkmadığı kesin. Büyük isimlere para saçıp içeriğin kalitesini ikinci plana atmaktan Netflix de vazgeçiyor. Yaşanan dev abone düşüşünden sonra gideni geri getiremeyeceğini anlayan platform birtakım kriz önemleri uygulayacak: büyük bütçeler “tıraşlanacak,” reklamlı abonelik seçeneği gelecek, şifre paylaşımı bitecek, kaliteli içeriğe öncelik verilecek. Bu sonuncusu belki de en önemlisi, çünkü Lincoln’e atfedilen ama büyük ihtimalle söylemediği o meşhur sözde olduğu gibi “Bütün insanları bazen, bazı insanları her zaman kandırabilirsiniz ama herkesi her zaman kandıramazsınız.”

        Diğer Yazılar