Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Hani "hey gidi günler hey" denir ya, tam da öyle bir dönemden geçiyoruz işte..
İdrak ettiğimiz "Aşı Haftası"nın bu döneminde, geçmişteki başarılarımız aklımıza geldikçe, başımızı taşlara mı vuralım, üstümüzü başımızı mı parçalayalım, bilemiyorum doğrusu..

Şu aralar Sinovac mı, yoksa BioNTech aşısı mı olalım diye tereddütler içindeyiz.
Aslında, hangi aşıyı bulursak hemen üzerine atlayacak durumdayız, çünkü aşı bugün var, yarın yok.
Yabancı üreticilerin insafına ve bizim yöneticilerin becerisine kalmış, çaresiz bir haldeyiz.

Birinci aşıyı güç bela bulup vurduranların, ikinci aşılarına ulaşıp ulaşamayacaklarını kimse bilemiyor zira..
O yüzden tereddüte hiç yer yok.
Aşıyı bulanlar hiç kaçırmasınlar, hangisi olduğu hiç önemli değil.

*

Bu arada ne acıdır ki, kutladığımız "Aşı Haftası"nda aşı krizinin zirvesini de yaşıyoruz.
Yeni korona virüs vaka sayısı ile Avrupa'da birinci, dünyada dördüncü sıradayız.
Sevgili dostum Dr. Zeki Hozer'in son yazısında da vurguladığı gibi, şu anda aşı seçiminde değil, ulaşılan ilk aşıyı acilen uygulatma dönemindeyiz.

*

Oysa geçmişte böyle miydi ya?..
Daha 1887 yılında Kuduz Enstitüsü'nü (Dersaadet Daü'l Kelp ve Bakteriyoloji Ameliyathanesi) kurmuş ve Dr. Zoeros Paşa önderliğinde kuduz aşısı üretmeye başlamıştık.
Enstitümüz, o yıllarda kuduz aşısı üreten dünyadaki üçüncü laboratuvardan birisi olarak bilim kayıtlarına geçmişti.

O çalışmalara Cumhuriyet Dönemi'nde de aynı şevk ile devam etmiş, 1267 sayılı yasa ile 1928 yılında kurduğumuz "Merkez Hıfzıssıhha Enstitüsü"nde aşı üretimlerini sürdürmüştük.

Ülkemizdeki ilk sistematik bağışıklama çiçek hastalığına karşı 1930 yılında başlatılmıştı.
Bir yıl sonra da ülkemizin ilk verem aşısını üretmiştik.

*

Bugün Çin'den aldığımız Sinovac aşısı gündemde, ama 1940 yılında Çin Halk Cumhuriyeti'nde yaşanan kolera salgını zamanlarında Çin'e kolera aşısı gönderme potansiyeline sahip tek ülke Türkiye idi.

Şu an küresel salgın etkeni olan SARS-CoV-2 bir influenza virüsü ve ülkemizdeki İnfluenza Laboratuvarı Dünya Sağlık Örgütü tarafından 1950 yılında Uluslararası Bölgesel İnfluenza Merkezi olarak tanınmıştı.

Türkiye'de influenza aşısı üretimine de o yıllarda geçilmişti.

Dünya Sağlık Örgütü'nün iş birliğinde viral aşıların potens, karakterizasyon ve stabilite kontrolleri yapılması için dünyaca sertifikasyon verilen birkaç merkezden birisi olduğumuzda yıl 1990 idi.

Yani nereden nereye..

*

Eğer Hıfzısıhha'yı kapatmamış, ulusal aşı çalışmalarına Atatürk dönemindeki gibi devam etmiş olsaydık, bugün hem tüm nüfusumuzu kendi ürettiğimiz Covid 19 aşısıyla aşılamış olurduk, hem bu salgından ilk kurtulan ülke onuruna erişirdik, hem de eskisi gibi dünyaya aşı ihracatı gerçekleştirirdik.

Ama üst üste yapılan hatalar bizleri o kadar gerilere götürdü ki, artık her işte yabancıların ellerine kaldık ve insaflarına teslim olduk!..

Aşı Haftası kutlu olsun!..
Artık neyi kutluyorsak!..

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00