Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        YÜCE Allah, aşağıda vereceğimiz ayetlerde insanı etkileyen şeytanın, bu etkisini görebilme kapasitesini ele almakta ve bunun takva denen ruh olgunluğu olduğuna dikkat çekmektedir.

        “Doğrusu, şeytandan sana bir dürtü gelince, Allah’a sığın; çünkü O, işitir, bilir. Takvaya erenler var ya, onlara şeytan tarafından bir vesvese dokunduğunda, düşünüp hemen görürler” (A’raf, 200-201).

        “Nezğ” kelimesi, “vesvese, dürtü ve günahları süslü göstermek” anlamlarına gelmektedir. “Rahatsız etmek” anlamına da gelen bu kelime, “iki toplumun arasına fitne sokmak” manasını da ifade etmektedir.

        Şeytanın buradaki vesvese vermesini, önceki ayetlerle bağlantılı olarak açıklayabiliriz: Tevhid inancı anlatıldıktan sonra tepki gösterenlere karşı duyulacak öfkenin şeytandan kaynaklandığı gündeme getirilmekle, insanın içinde kopan öfke fırtınasının kaynağı konusunda analizler yapılmaktadır. A’raf Suresi’nin 198. ayetinde tevhide çağrıldığı halde dinlemeyen, peygambere baktığı halde görmeyen insanların durumunu şeytan kullanarak, peygamberi öfkelendirme yolunu tutabilir. Bu da, onun affı tercih etmesini, iyiyi emredip cahillerden yüz çevirmesini önleyebilir.

        Şeytanın vesvesesinden, insan peygamber bile olsa kurtulamaz. Burada Allah’a sığınmak gerekir. Çünkü yapılan duayı yüce Allah işitmektedir ve içine şeytanın soktuğu vesveseden haberdardır. Allah, insanın iç âleminde cereyan eden bütün oluşumları ve onların nereden kaynaklandığını bilmektedir.

        “Takvaya erenler var ya, onlara şeytan tarafından bir vesvese dokunduğunda, düşünüp hemen görürler.”

        İnsan, şeytanın vesvese verdiğini ve içinde kopan öfke fırtınasının şeytani olduğunu nasıl anlayacaktır? Bu soruların cevabı, A’raf Suresi’nin 201. ayetinde verilmektedir. Bu ayette hem takva sahiplerinin kim olduğunun tanımı yapılmakta, hem de vesvesenin şeytani mi, rahmani mi olduğunu anlama metodu verilmektedir. Muttakilerin, şeytanın vesvese vermesiyle hemen düşünüp gönül gözüyle görebilenler olduğuna dikkat çekilmektedir.

        Düşünmek ve gönül gözüyle görmek, takvanın olmazsa olmazını teşkil etmektedir. Düşünemeyenler ve basireti olmayanlar takva sahibi olamazlar. Buradaki düşünme ve görme faaliyeti, insanın kendi içine yönelik olarak cereyan etmektedir. İçinde kopan fırtınalar üzerinde düşünen ve onları gören kişi, takvaya ermiş demektir.

        Düşünme ile basiret, aklın ürünleri olduğuna göre, aklı kullanmadan takva seviyesine erişilemeyecektir. Bu takva elde edilince, şeytanın vesvesesi görülecek ve derhal Allah’a sığınılacaktır. Takva duygusu doğuştan insanda vardır ama bu potansiyeli pratiğe aktarmak, eğitim vasıtasıyla mümkündür.

        201. ayette geçen “tâif” kavramı, “insan idrakini gölgelendiren, anlaşılması zor olan saplantı ve sabit fikirlilik” anlamlarına gelmektedir. Dolayısıyla şeytandan karanlık kuruntu şeklinde anlaşılabilir. “Delilik ve cinnet getirmek” manasına da gelmektedir. Öfkeli insanın kızgınlığı, deliliğe ve cinnet getirmeye benzediği için ilgili durum bu kelimeyle ifade edilmektedir.

        Demek ki insan her an için şeytanın etki alanına girmekte ve bu etkinin mağduru durumuna gelmektedir. Kuran yaptığı bu açıklamalarla insanı bu etki alanının dışında tutmaya çalışmaktadır. Bütün bilgilendirmelerine rağmen insan bunu beceremeyebilir. Bunun için Allah’a sığınması ve ondan yardım dilemesi gerekmektedir.

        BAYRAKTAR HOCA YANITLIYOR

        * Vefat eden babamın kabrini yaptıracağız ama tereddüde düştük. Ailemizden bazıları “Sade olsun”, bazıları da “Daha gösterişli olsun” diyor. Kabir yaptırmanın ölçüsü var mı? T.N.

        Kabir yaptırmanın İslam’da bir değeri yok. Ama illa yaptırmak istiyorsan sade olmalı, yani mezarın kaybolmaması için yapmalısın. Zira gösterişli yapmanın bir sınırı yoktur.

        * Kardeşim şu an çalışmıyor. Evli de değil, annemin yanında yaşıyor. Zekâtımı ona versem olur mu? R.T.

        Kardeşine zekât veremezsin. Çünkü kardeşine bakmakla yükümlüsün. Kardeşine infak edeceksin, yani onun geçimini temin edeceksin, arta kalandan zekâtını vereceksin.

        Diğer Yazılar