Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması

Küresel salgının olumsuz etkileri ve meydana getirdiği tehditler, Türkiye’nin bu süreçten en az hasarla çıkabilme yollarını daha fazla irdelemeyi gerektiriyor. Hatta iyi değerlendirilebilirse kimi fırsatlar da sunduğunu gözden kaçırmamalıyız.

Bunların başında ise Türkiye’nin kendi coğrafyasından ve jeo-stratejik birikiminden kaynaklanan potansiyeli geliyor. Özellikle salgınla birlikte yeni ürün ve yeni nakil hatlarının Türkiye’ye sağlayabileceği imkanlar, Orta Asya-Kafkaslar-Balkanlar üzerinden doğru-batı ticaret dengesinde elle tutulur neticelere dönüştürülebilir. Örneğin 9 Mayıs’ta yazdığım “Şimdi Orta Koridor Zamanı” başlıklı yazımda bir kısmını ortaya koymuştum. Bir başka ifadeyle Türkiye, Türk Dünyası ve daha genel olarak Türk Kültür Coğrafyasında uzun zamandır olmadığı kadar somutlaştırılabilecek ekonomik bir sürece kapı aralamaktadır.

Böyle bakıldığında geçtiğimiz yıl Türk dünyasının çatı kuruluşu olan Türk Konseyi’ne üye olan Özbekistan son derece önemlidir. Yıllarca durağan ilişkiler içerisinde olduğumuz Özbekistan ile 2017 yılında yeniden yakaladığımız ivme dönemi artarak devam ediyor. 32 milyon nüfusu, dinamik demografisi, yer altı kaynakları, tarım ve hammadde gücü ve kültürel birikimi Özbekistan’ı bizim açımızdan vazgeçilmez kılmaktadır. Birkaç yıl önce Özbekistan Başbakan Yardımcısı ile katıldığımız bir yuvarlak masa toplantısında şöyle demişti: “Biz de pamuk var hem de dünyanın en kalitelisi ama üretim ve satışta çok maliyetli oluyor gelin sizinle birlikte bu pamuktan dünyanın en kaliteli ürünlerini çıkaralım ve dünyaya birlikte satalım.”

Gerçekten Türkiye bu ülkelerle ve özellikle Özbekistan ile “birlikte üretim”, “birlikte ticaret” ve “birlikte kazanç” ilkelerini hayata geçirebilecek bir dönemin içerisindedir. Ancak problemler ve aşılması gereken engeller de bulunmaktadır. Son dönemde kamuoyumuza fazla yansımasa da Özbekistan ile Rusya arasında yukarıda bahsettiğim potansiyeli etkileyebilecek gelişmeler yaşanmaktadır.

İki önemli gelişmeyi dikkatle takip etmeliyiz. Birincisi Özbekistan’ın Rusya öncülüğünde kurulan Avrasya Ekonomik Birliğine gözlemci olarak katılma kararıdır. Bu karar Özbekistan içerisinde de yoğun eleştirilere uğramaktadır. Nitekim uzmanlar bu katılımın Özbekistan’a kazançtan çok kayıplar getireceği fikrinde yoğunlaşmaktadır. İkinci gelişme tam bu tartışmaların içten içe yapıldığı bir dönemde gelen “Özbek dilinin tek resmi dil olması” kararıdır. Özbekistan’ın yeni Cumhurbaşkanı Mirziyoyev’in de reform vaatleri arasında bulunan bu karar Parlamentoya teklif olarak getirildi. Henüz yasalaşmadı ama halkın görüşüne açıldı. Nisan ayında da Adalet Bakanlığı resmi evrak ve yazışmalardaki karışıklığı gidermek için Özbekçe dışında başka bir dil ile yapılacak işlemler için para cezası verilmesini gündeme getirmişti. Elbette iki ülke de birbirleri için önemli olduğunun farkında ama Özbekistan millileşme ve dışa açılma konusunda kendi yönünü çizmek istiyor ki en doğal hakkı. Özbekistan’ın aldığı bu kararları desteklemek lazım.

Bakın Özbekistan anayasasına göre devlet dili Özbekçedir. Aslında resmi dil de öyle. Ancak uygulamada ikinci dil olarak Rusça da kullanılabilmektedir. Her ne kadar böyle de olsa 1991 yılına kadar onlarca yıl kullanılan Rusçanın resmi kurumlardaki etkisi hissediliyordu. Özbekistan yönetimi bu karışıklığı gidermek ve anayasa hükmünü tam anlamıyla uygulamak için tek resmi dilin Özbekçe olduğuna yönelik bir teklifi hayata geçirmek istiyor. Fakat Rusya Dışişleri Bakanlığı, resmi sözcüleri Maria Zakharova ile bu karara tepki gösterdi ve Rusya’da yaşayan Özbeklere (2 milyondan fazla), Rus-Özbek ticaretinin önemine vurgu yaptı. Bir anlamda aba altında sopa gösterdi diyebiliriz. Tabi Özbekistan Dışişleri Bakanlığı da isim vermeden “Bu bizim kendi içişlerimizde alacağımız, bizi ilgilendiren bir karardır” şeklinde cevap verdi.

İşte bu etkileşim sadece Orta Asya bölgesini değil, Türk Konseyi’nin ev sahipliği yapan Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor. Çünkü Özbekistan ve Kazakistan’ın hatta Azerbaycan’ın Türkiye ile gerçekleştirebileceği birçok proje Rusya tarafından da yakından takip ediliyor. Bakalım önümüzdeki aylarda neler olacak hep birlikte göreceğiz.

• İzmir'deki üzücü hadiseyi hepimiz biliyoruz. Şiddetle kınıyorum. Bu bir ciddiyetsizlik ve ihmal ise soruşturma derhal neticelenmelidir. Değilse zaten bir provokasyon olma ihtimali toplum adına daha da kaygı verici! Bu konuyu ayrı bir yazıda tahlil edeceğiz.


*


• Yaşanan krizde günü kurtarmaya dönük adımlar yerine köklü hamlelere ve reformlara ihtiyaç var. Örneğin IMF gündeme geldiğinde bahsi geçen paranın katbekatını sadece bir yılda israf ediyor; savuruyoruz. Çok açık ki kamu harcamalarında ciddi bir tasarruf rüzgarına ihtiyaç var...

*

• Kazakistan yapımı Tomris filmi 10 Nisan'da gösterime girecekti ancak salgın sebebiyle ertelendi. Sizlerden bu konuda mesajlar gelmeye devam ediyor. Merak etmeyin ilk gösterim başladığında vizyona girecek ve ardından bir TV kanalında da gösterileceğini şimdilik duyurmuş olalım.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!