Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Türkiye’nin Kasım 2019’da Libya’da yaptığı stratejik hamle sadece Libya’da değil Doğu Akdeniz’deki dengelerin değişiminde de etkili oluyor. Gelişmelerin odağında ise Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi var. Özellikle Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin (UMH) hızlı ilerleyişi ile birlikte Türkiye’nin Libya ile yaptığı “Deniz Yetki Alanlarını Sınırlama Anlaşmasının” işlevsel bir boyut kazanması Rum-Yunan ikilisini giderek daha fazla kaygılandırıyor. Yunan basınında açıkça Türkiye’nin burada iki üs kurmaya hazır olduğu (Misrata’da deniz, el-Watiya’da hava üssü) ifade ediliyor.

Yunanistan geçtiğimiz hafta İtalya ile imzaladığı anlaşmanın ardından Arnavutluk ve Mısır’la da benzer bir anlaşma yapabilmek için uğraşıyor. Tam bugünlerde Yunanistan Başbakanı İsrail’e gidiyor ve ziyaret öncesi Rum Kesimi Lideri ile görüşüp şu açıklamayı yapıyor: “Sorun Türk-Yunan sorunu değil, Türkiye-Avrupa Birliği sorunudur.” Aynı zamanda Yunanistan Dışişleri Bakanının Fransa’ya giderek askeri fırkateyn talep etmesi de önemli bir gelişme… Yunanistan Fransa üzerinden NATO içerisinde, Mısır üzerinden de Akdeniz çevresinde Türkiye’ye karşı olanları artırabilme gayesinde.

Buna karşı çok dikkatli olmak zorundayız. Yunanistan bu cepheyi sıklaştırmak için AYASOFYA tartışmalarını kullanmaktan çekinmeyecektir.

Son günlerde daha net görülüyor ki Türkiye ile Yunanistan arasında gerilim giderek tırmanıyor.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez Mayıs sonunda yaptığı açıklamada "Libya ile vardığımız anlaşma kapsamında buradaki petrol arama faaliyetlerimize 3-4 ay içerisinde başlayabileceğiz" demişti. Yunan basını bu konuda oldukça duyarlı ve endişeli gözüküyor. Baksanıza Türkiye’nin Akdeniz’de petrol arama planlarına karşılık “caydırıcılık” adı altında birtakım senaryoları gündeme taşıyorlar.

Ekathimerini gazetesine göre Yunan hükümeti Türkiye’ye karşı atacağı dört farklı senaryoyu bile belirlemiş... Bu senaryolar Yunanistan’ın kendi kıta sahanlığı alanında gördüğü ancak Türkiye’nin Libya ve KKTC ile imzaladığı anlaşmalara dayanarak sondaj yapabileceği alanlar… Öyle ki iki ülke arasında Akdeniz’deki kaynakların paylaşımı konusunda, farklı parsellerde ihtilaf bulunuyor.

İşte Yunan tarafının sözde 4 senaryosu…

Birinci senaryoya göre bir Türk araştırma gemisi, Türk fırkateynleri eşliğinde arama bölgesine gelir ancak ivedilikle araştırma çalışmalarına başlamayabilir. Bu durumda benzer sayıda ve nitelikte Yunan gemisi arama sahasına sevk edilecek ve Türk gemileri orada kaldığı sürece onlar da duracaklar.

İkinci senaryo Türkiye’nin sismik araştırmalar için bir kablo döşeme gemisini faaliyete geçirmesi… Bu ihtimal karşısında Yunan tarafı müdahale etmek için kablosuz/telsiz araçlarını kullanacak. Aksi takdirde Türk gemilerine ait kablolar kesilmeli ya da bunların deniz tabanına inmesi engellenmelidir.

İlk iki ihtimale göre daha düşük olduğu vurgulanan üçüncü senaryoda ise Türkiye’nin yüzer bir sondaj kulesi kurması… Eğer böyle bir şey gerçekleşirse Yunan tarafı sondajın deniz dibine ulaşmaması için her şeyi yapabilecek. Ancak Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının (TPAO) üç sondaj gemisinin boyutu dikkate alındığında Yunan fırkateynlerinin bunun engellemesine imkansız gözüyle bakılıyor. İşte bu durumda Türkiye’nin sondajını engellemek için uyarı atışlarının yapılması gündeme gelebilir. Bu ihtimal göz ardı edilmiyor.

Dördüncü ve en düşük ihtimal ise Türkiye’ye ait sismik araştırma gemilerinin aynı anda Yunanistan’ın kendisine ait olduğunu iddia ettiği sahalarda arama yapması… Bu durumda “Rodos veya Girit adasından herhangi bir noktadan bunları önlemek için verilen talimatlar oldukça açık” deniliyor. Yani bir açık çatışma hali…

Fakat bütün bu plan ve senaryolar Yunan tarafının artan korkularının birer yansıması niteliğinde… Bir örnekle tamamlarsak, eski Savunma Bakanları Apostolakis SKY TV’ye verdiği röportajda şöyle diyor: “Türkiye ile iletişim kanallarını açık tutmalı. Maalesef şu an bu yok. Bunu şu an savunma bakanına tavsiye ediyorum. Unutmayalım ki müttefiklerimiz bizi yalnız bırakacak. Ve biz buna hazırlıklı olmalıyız.”

• Dün Azerbaycan’ın Milli Kurtuluş Günü idi. Tam bugünün öncesinde Pakistan'ın Bakü Büyükelçisi Said Mohmant'tin bir açıklamasını gördüm Azerbaycan basınında: "Ermenistan Azerbaycan topraklarını işgal etti. 1 milyon insanı evinden oldu. Karabağ anlaşmazlığında Azerbaycan'ı her zaman destekledik, destekliyoruz. Ermeniler Azerbaycan topraklarından çekilmelidir." Ne dersiniz Pakistan da Türk Konseyi’ne gözlemci olamaz mı?

*

• Aynı zamanda Jandarma Teşkilatının 181. Kuruluş Yıl Dönümü… Aynı gün Turuncu Liste'deki "Seyit Batman" kod adlı E. İptaş öldürüldü. Bu kapsamda 2020 yılında 8'i turuncu, 15’i gri kategoride sözde lider terörist etkisiz hale getirilmiş oldu.

*

• Sevindirici bir haber Tanrı Dağlarının eteğinden, Almatı şehrinden geldi. Kazakistan Al-Farabi Milli Üniversitesi QS derecelendirme tarafından yapılan sıralamada 42 sıra yükselerek 165. oldu ve dünyanın en iyi 200 üniversitesi arasına girdi. Üniversitenin bir özelliği çok sayıda Türkiye Türkçesi bilen hocanın olması. Web sayfaları da Türkçe görüntülenebiliyor.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00