Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Arap Ligi'nin üyeleri Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn, İsrail ile ilişkileri normalleştireceği ifade edilen anlaşmalara ABD’nin gölgesinde imza koydular. Trump imza töreni sırasında "Dünya için inanılmaz bir gün!” dedi ve isim vermeden birkaç ülkenin daha böyle bir anlaşmaya yakın olduğunu açıkladı. Umman ve S.Arabistan’ın bu ülkeler arasında olduğunu tahmin etmek zor değil.

Daha önce Mısır ve Ürdün’ün de benzer bir adım attığını düşünürsek ABD-İsrail ortaklığının oldukça geniş bir cepheyi konuşlandırmakta olduğu söylenebilir.

Her ne kadar anlaşma metninde Filistin konusunda genel bir ifadeyle “adil, kapsamlı ve kalıcı bir çözüme ulaşma çabası...” yer alsa da artık ciddi bir psikolojik eşiğin aşıldığı görülüyor.

Filistin konusu imzacı ülkeler açısından artık geçmişteki kırmızı çizgilerden sıyrılarak yürütülecek.

Emekli Korgeneral Engin Alan'ın da belirttiği gibi "Eninde sonunda Filistin’in yanında yine ve sadece Türkiye kalacak." gibi görünüyor.

Ancak tezgah görünenden de büyük!

Öncelikle kendi iç kamuoylarında başta salgın olmak üzere ciddi sıkıntılar yaşayan Trump-Netanyahu yönetimleri içerideki baskıyı bir dış politika hamlesi ile yönlendirebilmeye çalışıyor.

Trump kasım seçiminde İsrail yanlılarının ve Evanjelistlerin oyunu eksiksiz alabilmek niyetinde. Netenyahu ise yolsuzluk iddialarının yanı sıra salgına yönelik sıkı tedbirler artırırken dikkatleri buraya yoğunlaştıran gayretinde.

Şimdi burada iki önemli detayı iyi takip etmek gerekiyor. Birincisi anlaşma töreninde sık sık gönderme yapıldığı üzere İran’a yönelik toplu bir cephenin inşası sürecidir. Bu ülkelerin İran ile tarihsel ve mevcut kaostan kaynaklanan sorunları var. Dolayısıyla İran tehdidi hem bir sebep hem de başlı başına bir netice konumunda.

Bu yönelim kısa ve orta vadede Türkiye’nin alacağı pozisyonda etkili olabilir. Öyle ki İran konusunda bölgesel bir cepheleşmenin netleştirilmesi eğilimi, Suriye ve Irak’ta vazgeçilmez güvenlik kaygıları olan Türkiye açısından bir diplomatik kısıt meydana getirebilir.

İkincisi başta BAE olmak üzere anlaşmaya yanaşan ülkelere hangi silahların satılıp satılmayacağı ya da hangi teknolojinin transfer edileceği...

Bu noktada belki de en önemlisi F35 savaş uçakları.

Zira imzacı ülkeler anlaşma ile Filistin konusunda geri adım atarken F35 alımı ile vaziyeti dengelemek peşindeler. Bu uçakların gizlilik özelliği, önceden tespit yapabilme gibi avantajları ile bulunduğu ülkeye avantaj kazandıracağını belirtiliyor. Örneğin 2014-2018 yılları arasında ABD'nin Birleşik Arap Emirlikleri büyükelçisi olan Barbara Leaf The Guardian’daki analizinde F35’lerin satılmasının zor ve jeopolitik etkileri olacak bir karar olduğunu ifade ediyor.

Halihazırda ABD ve İsrail’de bu hususta tam bir mutabakat oluşmuyor

Temel soru işareti bölgede İsrail’in askeri güç ve teknolojisiyle rekabet edecek bir Arap etkinliğinin oluşup oluşmayacağı. Bir başka ifadeyle İsrail “anlaşma tamam da F35 verecek kadar güvenebilir miyiz?” sorusunu pek çok açıdan irdeliyorlar. Söz konusu ülkeleri Rus ve Çin yapımı teknolojiye kaptırmak ile İsrail’in ulvi çıkarları arasında gidip geliyorlar.

Burada verilecek kararın da Türkiye’nin olası hamleleri açısından da önem taşıyacağı kesin. Zira Türkiye'nin malum Arap ülkeleri ile işbirliği alanları olduğu kadar sahada rekabet ve hatta çatışmanın tarafları olabildiğini unutmamak gerekiyor.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00