Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Geleceğe emin adımlarla yürümek ve sorunlarımıza çözüm üretmek için bazen geriye gitmek en faydalı olanıdır. Çünkü geçmişin izleri bir tecrübeden öte, vardığımız yerin ne ölçüde doğru olduğunu da bize gösterir. Bu izlerden biri El-Farabi ve onun düşünce dünyasıdır. Bugünkü Kazakistan topraklarında Farab (Otrar) şehrinde doğmuş olan Farabi “Nasıl bir devlet modeli?” sorusunda en çok incelememiz gereken bilim insanlarından biridir.

        Böyle bir niyetin varlığı tartışmalı da olsa Farabi düşüncesinden yansıyanları özetlemeye çalışacağım!

        Farabi’ye göre insanlar bir toplum halinde yaşama zorunluluğundayken sadece fiziki ihtiyaçlar için kurulan bu birliktelik yetersiz kalır. Fiziksel ihtiyaçların dışında insanlar bir arada mutlu olabilmek için yaşamalıdırlar. Mutluluğun anlamı ve ölçüsü değiştiği için Farabi insanlığın mutluluğu ve devlet yaşamının sürdürülebilirliği için Erdemli İnsan/Erdemli Devlet modelini kendi siyaset felsefesinin merkezine oturttuğu görülür.

        Bu modelde,

        - İnsan odaklı bir yönetim

        - Herkesin ulaşmayı hedeflediği bir ahlaki değerler sistemi

        - Akıl ve bilimin öncülüğünde bir yürütme anlayışı vardır.

        Erdem kavramı ise gerek bireyler gerekse toplum yaşamı açısından ahlak üzerine kurulmuş bir disiplindir. Bireyler ve toplumlar teorik, fikri, ahlaki ve pratik açıdan bu erdemi inşa eder ve hatta güncellerler. Taassup yoktur yani Farabi düşüncesinde…

        REKLAM

        Farabi’nin bu özet kurgusallık içerisinde geliştirdiği “Erdemli devlet” modelinde 3 temel kavram öne çıkar: Bilgi temelli uzmanlaşma/liyakat, adalet ve değişime duyarlılık…

        Kürşad Zorlu tarihi Farab şehrinin girişinde.
        Kürşad Zorlu tarihi Farab şehrinin girişinde.

        Öncelikle erdemli bir devlette bireylerin bilgileri, deneyimleri ve ahlaki erdemleri eşit olmadığı için herkesin bu niteliklerine uygun olarak yönetim katlarında vazifelendirilmeleri gerekir.

        Bu kapsamda devleti yönetecek kişi ya da kişilere özel bir yer ayrıldığını söyleyebiliriz. Farabi bu kişiyi “filozof” olarak adlandırır ve mutlaka devleti yönetenlerin asgari bu erdem dünyasına sahip olmasını bekler. Burada erdem, hem teorik hem de pratik açıdan güçlü olmalıdır. Örneğin devleti yöneten ya da yönetiminde etkili olan filozofun yönetim sahasının teorik bilgilerine ve aynı zamanda ahlaki erdeme sahip olmasından söz eder. Doğruluk, dürüstlük, millet yararına çalışma, adil olma, beytülmal'e el uzatmamak vb bir çok erdem, devleti yoğuran bilge filozoflarda aranan özelliklerdir.

        Orada yaşayan insanları da kapsayan devlet sistemi eğer bir organizma ise filozof onu hep sağlıklı ve diri tutan bir doktora benzetilir. Aslında Türklerin yönetim tarihinde kağan ya da sultanın yanında konuşlanmış bilgelere olan öykünme oldukça belirgindir. Derinlemesine incelendiğinde Farabi’nin yaklaşımı ile Orhun Yazıtları arasında güçlü benzerlikler vardır.

        Farabi erdemli bir başkandan sonra gelenlerin bu özelliklere sahip olmamaları durumunda erdemli başkanın karar ve uygulamalarına bakmasını da bir yöntem olarak dile getirir. Geçmişte iyi yapılan şeyleri tekrarlamakta sakınca olmadığı gibi kötü yapılanları taklit etmek erdemli devletin bozulması demektir. Buna riayet eden yeni başkan da erdemli bir başkan statüsüne geçer.

        Farabi’ye göre devlet yönetilirken en önemli araç yasa yapmaktır. Töreyi hakim kılmaktır. Ve gerçekten erdemli devleti meydana getirecek ya da erdemsizleştiği zaman yeniden bu çizgiye taşıyabilecek bir değişim öngörüsüne sahip olmalıdır. Buna göre Farabi, zamana ve koşullara uygun biçimde hem yönetenin kendisini hem de yönetilenlerin uymak zorunda oldukları yasaları bu değişime uygun hale getirmelerini salık vermektedir. O halde devleti yöneten kişi dışında her daim onun yanında da filozofların bulunma zorunluluğunu ortaya koymaktadır. Bugün mesela Türkiye’de yeni yönetim sisteminde kaldırılan müsteşarlık makamı Farabi’nin düşünce sistemindeki filozofların bir konuşlanma yeri olarak görülebilir.

        Kısaca ortaya koymaya çalıştığım bu model günümüz yöneticilerine ışık tutmalıdır.

        Farabi'nin Ahmet Efendi'ye cevabı...

        Farabi'nin Ahmet Efendi'ye cevabı...
        0:00 / 0:00

        Farabi 100’den fazla eseri, anlam dünyası ve disiplinler arası yaklaşımıyla üzerinde çok çalışılması gereken bir bilim ve düşünce insanıdır. Doğrusu onu yeterince tanımıyoruz. Oysa Aristoteles’ten sonra “İkinci Öğretmen” olarak ifade edilmiştir. “Hanginiz daha bilgilisiniz diye soranlara eğer Aristoteles’e yetişebilseydim onun en seçkin talebelerinden biri olurdum” dediği belirtilir.

        Türk olup olmadığı konusuna girmiyorum bile… Farklı yaklaşımlar olsa da benim inandığım ve çıkardığım netice Türk olduğudur.

        Böylesine bir insanı bir romanda anlatmak hayli güç olsa gerek. Yazar Mürsel Gündoğdu bunu başarmış. Yüksek Lisansını da bu konu üzerine yapan Gündoğdu Farabi’nin pek çok özelliğini bir romanda anlatmaya çalışmış. Okumanızı öneririm. Ötüken Neşriyat’tan çıkan “Farabi” adlı romanda bir kervan sahibi olan Ahmet Efendi ile geçen diyalogları çok kıymetlidir.

        Ahmet Efendi Farabi’nin sözlerinden etkilenmişti. Birkaç kez soru sormaya yeltendiyse de sohbeti bölmemek için susmayı tercih etmişti. Ama söyleyecekleri vardı.

        O anda oluşan boşluktan istifade ederek söze girdi:

        - Farabi, evladım. Az önce insanın malla-mülkle mutlu olamayacağını söylediniz. Yanlış anlamadıysam mutluluğa ulaşabilmemiz için bedensel yönlerimizin, arzu ve isteklerimizin yok edilmesinden bahsetmişti.

        Dudaklarını büzdü Farabi ve sonra konuştu:

        - Biz buna insanın maddi yönünün yok edilmesi değil de aşılması lazım gelir, dersek daha münasip olur. Yani burada söz konusu olan, ruhumuzun maddi şeylere esir olmamasıdır. İnsan, bedenin arzu ve isteklerinin esiri değil efendisi olmalı ve onlara karşı tam bir bağımsızlık kazanmalıdır. İnsan bir akıl varlığı olduğuna göre öncelikle bu yönünün kendisine has bir yetkinleşme süreci olmalıdır. Yani demek istiyorum ki bizim mutluluğumuz bedenimizden çok aklımızın işlerine ve onun yetkinleşmesine bağlıdır.

        Osmaniye'de örnek bir vali...

        Osmaniye'de örnek bir vali...
        0:00 / 0:00

        Bugünkü konumuzla da ilişkili olduğu için bir süredir dikkatimi çeken bir yöneticiyi sizlerle paylaşmak istiyorum. “İl” demem de aslında Farabi’nin bu kavramı Orhun Yazıtlarına benzer şekilde kullanmış olabileceğindendir. Örneğin Farabi, “El-Medine” sözünü kullanırken bu benzeşmeyi gözden kaçırmamak gerekir. Üstelik O’na göre erdemli devlet olduğu gibi erdemli şehirler de vardır.

        Kadı ki, ister bir ülke ister bir vilayet anlamında kullanılsın onun erdemli olması çok değerlidir.

        Zaman zaman sosyal medya üzerinden haberdar olduğumuz mülki idare amirlerine ilişkin yanlış görüntüler hepimizi üzmekte ve düşündürmektedir. Oysa esas yetki devletindir ve illerde valiler, ilçelerde kaymakamlar millet-devlet buluşmasını taçlandıracak uç beyleridir. Bu sebeple illerimizdeki yöneticilerin karar ve uygulamaları, özellikle de vatandaşla ilişkileri son derece mühimdir.

        Osmaniye Valisi Erdinç Yılmaz da bu yönüyle dikkatimi çeken örnek bir idareci. Atandığı günden beri şehirde bu yönüyle öne çıkmayı başardı. Geçen Osmaniye’de sevilen esnaflarından biriyle sohbet ettiğimde şöyle söyledi vali bey için: “Çalışkan ve halktan birisi. Gecekondu mahallesinden, köylere kadar esnafı, işçiyi, fakir fukarayı ziyaret ediyor. Halkla doğrudan iletişim kuruyor.”

        Biraz daha soruşturunca anladım ki, Vali Yılmaz her hafta vatandaşların evinde. Sokakta, pazarda. Halkın içinde.

        Böylesi dönemlerde vali ve kaymakamların halkın talep ve ihtiyaçlarına eğilmesi, vatandaşların zorlandığı bürokratik engelleri hafifletmesi bakımında önemli.

        Diğer Yazılar