Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Bir süredir kadim Türkistan şehrindeyim. En son salgın yasaklarından hemen önce gelmiştim buraya...

        Kazakistan’ın kurucu Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in görevi bırakma kararından önce aldığı kararlarından biri Türkistan şehrini Güney Kazakistan eyaletinin merkezi yapmaktı.

        Yani o tarihten itibaren Türkistan ülkedeki bir bölgenin adı haline geldi.

        Bu, ülke için son derece önemli ve bir o kadar tarihi bir karardı. Adını hem tarihte Türk Dünyasının ortak yurdu olan Türkistan coğrafyasından alıyor hem de Türk Dünyasının manevi atası Hoca Ahmet Yesevi’ye ev sahipliği yapıyordu...

        Yesevi Türbesi yanında tarihi Kazak evlerinin yapılacağı kısım.
        Yesevi Türbesi yanında tarihi Kazak evlerinin yapılacağı kısım.

        Nazarbayev o kararını verdiği dönemde Türkistan’a gelmiş ve buranın inşası için düğmeye basmıştı. O gün çizdiği vizyon tıpkı daha önce ülkenin yeni başkentinin inşasına benziyordu.

        Bu sebeple seyahatim benim için daha da heyecan vericiydi!

        Acaba bu birkaç yıllık süreçte neler değişmişti?

        Değişimin ayak seslerini ilk olarak uçuş güzergahımızda fark ettim. Buraya gelmek için İstanbul’dan iki aktarma yapar, ardından da Çimkent şehri üzerinden 1,5 saatlik kara yolunu kullanırdık. Yaklaşık bir gün demekti bu.

        Yeni tamamlanan Uluslararası Türkistan Havalimanı.
        Yeni tamamlanan Uluslararası Türkistan Havalimanı.

        Bu kez İstanbul’dan doğrudan 4 saatlik bir uçuşla Uluslararası Türkistan Havalimanına indik.

        İstanbul dışında Özbekistan'ın başkenti Taşkent ve Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'ten uçuşlar var. Bu bile turizm-ticaret potansiyelini ortaya koyuyor.

        Hemen söylemem gerekirse uçak bilet fiyatları konusundaki haklı eleştirilerinizi buradaki yetkililere de ilettim. Türkistan valiliği turizm ofisi önümüzdeki aylarda tur şirketleriyle de işbirliği yaparak gidiş-dönüş bilet fiyatlarını 200 dolar seviyesine çekebilme hedefindeler. Şu an 350-400 dolar seviyesinde.

        Havalimanından şehre doğru ilerlerken farklı bir yoldan gittiğimizi fark etmiştim. Nurdevlet Bey'e sorduğumda Türkistan’da artık üç ayrı şehrin birleştiğini söyledi. Manevi/ruhani merkezin yer aldığı birinci kısım, yeni kamu binalarının yoğunlaştığı ikinci kısım ve eski şehrin yer aldığı kısım.

        Girişte “Türk Dünyasının Manevi Başkenti” yazıyordu.

        Yeni ve geniş yolları, yeni binaları, otelleri, sembol anıtları ile Türkistan şehri eşsiz bir görünüme taşınıyordu.

        Yol üzerinde etrafı çevrili bir uzun inşaat alanı vardı. Meğer benim de bu köşeden daha önce duyurduğum Türkistan-Taşkent hızlı tren hattıymış. 2024 yılında tamamlanması planlanan bu hat ile Türkistan’a uçan bir kişi 1 saat sonra Özbekistan’ın başkenti Taşkent’e ve Buhara’ya varabilecek.

        Bir anlamda İstanbul, Taşkent, Buhara projesi Anadolu’dan tıpkı eski Türkistan coğrafyasına uzanan bir yolculuk imkanı sunacak.

        Tüm bunların aynı dönemde gerçekleşiyor olması başta bahsettiğim vizyonun aşamalı yansımalarından biri.

        REKLAM

        Yolun sağında Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev tarafından yaptırılan cami dikkat çekiyor. Zaten yeniden yapılan 257 farklı binanın bir kısmı da diğer eyaletlerin şehre katkılarından oluşuyor. Bu yönüyle merkezi bütçenin yanı sıra uluslararası, yerel ve özel sektörün desteği söz konusu.

        Yaklaşık 2 milyar dolarlık bir bütçeden bahsediliyor.

        Bu kısa sürede Türkistan'a 20’nin üzerinde otel yapılmış. Daha da yapılması planlanıyor. Şehir etrafına konuşlanacak 3 baraj projesi var. Bunlardan birinde su sporları da yapılabilecek.

        Türkistan’da en çok dikkatimi çeken şeylerden biri hemen her şeyin milli kimlikle uyumlu ve özellikle Türk Dünyasıyla ilişkili şekilde hazırlanıyor olması. “Türkistanım Turanım” sözü boşuna değil. Futbol takımlarının adı Turan, bu adla bir TV kanalı var, hatta bir su markası...

        Çok sayıda inşaata rağmen bölgenin merkez haline gelişi konut ihtiyacını artırıyor. 3 yıl önce 120 bin dolayında olan nüfus şimdiden iki katına çıkmış. Haliyle Kliniklere, mekteplere, yeni veya eksik kalan işlere, yatırımlara açık bir bölge. Ülkenin Ankara Büyükelçisi Abzal Saparbek ciddi bir süredir bu daveti yapıyor. İllere gidip Türk yatırımcılarıyla görüşüyor. Böyle bir düşüncesi olanların mutlaka burayı yerinde görmelerini tavsiye ediyorum.

        18.yüzyıl Kazakistan pazarından...
        18.yüzyıl Kazakistan pazarından...

        Türkistan’da ilk ziyaret ettiğimiz yer elbette Hoca Ahmet Yesevi’nin türbesi oldu. Emir Timur tarafından 13.yüzyılda yapılan görkemli türbe büyük ölçüde korunuyor. Türbenin hemen yan kısmındaki “çilehane” adlı kısımda Ahmet Yesevi’nin 63 yaşında yer altına indiği bölüm var. Sadece temel ihtiyaçları ve öğrencilerin eğitimi için çıkıyormuş. Burada Hazret Sultan’ın öğrencilerini gönderdiği dünya haritası çok çarpıcı... Anadolu’ya gelen Alperenler numaralarla gösteriliyor.

        REKLAM

        Hoca Ahmet Yesevi’nin en önemli özelliklerinden biri Türk dilini yükseltmesi, bir diğeri de tahta kaşık yaparak geçimini sağlamasıydı. Günümüzün karanlığına ışık tutacak türden!

        İşte böylece Türk Dünyasının ortak atası olan Ahmet Yesevi türbesi merkezinde kalacak şekilde yeni ve eski şehir birleştiriliyor.

        Ahmet Yesevi türbesindeki haritada Türkiye’ye gönderilen Alperen’lerin dağılımı...
        Ahmet Yesevi türbesindeki haritada Türkiye’ye gönderilen Alperen’lerin dağılımı...

        Türbeden sonra tamamen yeniden inşa edilen Kervansaray bölgesine geçiyoruz. Zaten türbeyle bütünleşik bir biçimde yapılmış. Yol üzerinde bazı boş arazilere tarihi Kazak evlerinden yapılacakmış. Yol kenarında Uluslararası Turizm Üniversitesi açıldığımı fark ettim. Yeni dönemde buranın en çok ihtiyaç duyduğu konu hizmet sektörünün kalitesinin artırılması olacak. Türkiye’den her türlü işbirliğine açık olduklarını ifade ettiler.

        Kervansaray’dan bir görünüm...
        Kervansaray’dan bir görünüm...

        Bölgenin turizm sorumlularından Olcas Bey yakında İatanbul'a ve Ankara'ya gelerek Türkistan şehrini anlatmak istediklerini belirtti. Doğrusu bu özveri hoşuma gitti. Zira önce insanlara böyle bir şehrin varlığını anlatmak gerek...

        Kervansaray daha önce hiç görmediğim bir mimariye sahipti. Etrafında geniş park alanları var. Su kanallarıyla bölümlendirilen ev ve iş yerleri eşsiz bir fotoğraf çekme ayrıcalığı sunuyor. İçinde küçük sandallarla dolaşabiliyorsunuz. Bir kişi 3 bin Kazak Tengesi. Yani yaklaşık 60 TL.

        Kervansaray’dan…
        Kervansaray’dan…

        Bu arada TL değer kaybını tıpkı Bakü'de olduğu gibi bu ziyaretimizde de hissediyoruz. Aralık 2015’te 1 TL 116 Tenge imiş bugün ise 48 TL. Benzin Türkistan'da 3 TL düzeyinde.

        Kervansaray sahası için en az bir gününüzü ayırmanız gerekiyor. Zira içerisinde Samruk (Altın Kartal) Müzesi, Ulu Dala (büyük bozkır) müzesi, Farabi Kütüphanesi yer alıyor.

        Samruk Müzesi.
        Samruk Müzesi.

        Samruk’ta Kazak tarihinin ve topraklarının dönüşümü müthiş bir teknoloji ile anlatılıyor. Başlangıçta Kültegin vurgusu var. Arından bozkır yaşamına, kervansaray kültürüne ve 20. yüzyılın bağımsız Kazakistan’ına varıyorsunuz.

        REKLAM

        Eşimle birlikte en çok etkilendiğimiz kısım ise son bölümdeki “uçan tiyatroydu”...

        Neredeyse tüm Kazakistan ve Türkistan tarihine sesiyle, kokusuyla, hareketli şekilde tanıklık ediyorsunuz. Ülkenin doğasında ve güzelliklerinde uçuyor, yolculuk ediyorsunuz. Bu teknoloji gösterisi Ahmet Yesevi’nin dört bir yana saldığı öğrencilerine “dünyayı ve neler yapabileceğimizi henüz görmemişlerdi” diyerek başlıyor. Kapanışta ülkenin başkentine kadar gelen bir kartalın yine Yesevi’ye dönüşüyle sona eriyor. “Ve anladılar, öğrendiler!” cümlesiyle...

        Ahmet Yesevi Türbesi…
        Ahmet Yesevi Türbesi…

        Ardından hemen karşısındaki Ulu Dala müzesine giriyoruz. Müzeyi gezdiren görevli arkadaş “bu müze sadece Kazakistan değil tüm Türkleri tarihini birlikteliğini dünyaya göstermek için yapıldı” deyince ne kadar duygulandığımı anlatmam güç! Nitekim binanın girişinde Kültegin Yazıtının birebir kopyasıyla karşılanıyorsunuz. Ortasında meşhur Bayterek ağacı var ve dalları tüm binayı kuşatıyor. Başkentte de Bayterek anıtı var.

        Büyük Bozkır Müzesi’nde Bayterek ağacı.
        Büyük Bozkır Müzesi’nde Bayterek ağacı.

        Bir bölümünde tüm Türk devletlerinin ve kağanlıklarının bayrakları ve tanıtımları var. Kazakistan’da bulunan altın adam, altın işlemelerle gönülen at ve Saka dönemine ait diğer parçalar yer alıyor. Tüm Kazak hanları sesli ve görüntülü şekilde anlatılıyor.

        Büyük Bozkır müzesinden Saka prensine ait at...
        Büyük Bozkır müzesinden Saka prensine ait at...

        Ulu Dala müzesinde de tıpkı Samruk’ta olduğu gibi bir görsel şölen hazırlanmış. Panoramik olarak izlenen çok boyutlu filmde Türk tarihinin gelişimini ve dönüşümü, nasıl bir ortaklığa sahip olduğu anlatılıyor. Ve 6 Türk devletinin Birlik animasyonu “Biz Türkleriz!" sözüyle tamamlanıyor.

        Farabi Müzesi.
        Farabi Müzesi.

        Farabi kütüphanesi de bir o kadar güzel bir yapıt olmuş. Kervansaray ile arasında bir yaya geçidi var. Sadece kitaplık değil ücretsiz teknoloji ve tasarım dersleri veriliyor 10-15 yaş arası gençlere. Büyük okuma salonları, konferans salonları, internet ve bilgisayar odaları mevcut. Gelmişken “Büyük Bozkırın Yükselişi: Nazarbayev Liderliği” adlı kitabımızı kütüphaneye yerleştiriyoruz. Müze sorumlusu Dinara hanım Türkçe’yi iyi biliyordu. Kütüphanede dolaşırken Ahmet Yesevi Üniversitesinde okuyan bir Türk öğrenciyle karşılaştık. Ahmet’in dediğine göre salgın yasaklarında Türkiye’ye dönüp uzaktan eğitim almışlar ve tekrar Türkistan’a geldiklerine onlar da inanmamışlar şehirdeki dönüşüme. Şimdi mezuniyet sonrası Kazakistan’da geleceğini kurmak istediğini ifade etti.

        Yazarımız Kürşad Zorlu’nun kitabı Farabi Müze’sinde...
        Yazarımız Kürşad Zorlu’nun kitabı Farabi Müze’sinde...

        Türkistan’da tabii ki kazak geleneksel kültürünü ve lezzetli yemeklerini de tatma fırsatı bulduk.

        İşte tamaşa (güzel) Türkistan sizleri ve tüm Türk Dünyasını çağırıyor.

        Ahmet Yesevi Üniversitesi'nin yeni vizyonu...

        Ahmet Yesevi Üniversitesi'nin yeni vizyonu...
        0:00 / 0:00

        Türkistan'a gidince dikkatinizi çekecek görkemli yerleşkelerden biri de Ahmet Yesevi Türk-Kazak Üniversitesi...

        1992 yılında Türkiye ve Kazakistan tarafından ortaklaşa kurulan bu üniversite Türk Dünyasının ortak ilim ve eğitim merkezi olma hedefini taşıyor. Üniversiteye geçmişte ciddi yatırımlar yapıldığı görülüyor.

        Bugünlerde de tatlı bir heyecan yaşanıyor. Bir yandan değişen şehir dokusu ve süregelen yatırımlar bir yandan da yeni Rektör Janar Temirbekova'nın göreve başlaması...

        Janar Hanım hem ilk kadın rektör hem de uzun süre Türkiye'de ihtisasını yaptığı için iki ülke ilişkilerine de oldukça hakim.

        Kendisini makamında ziyaret ettik. Janar Hanım ilginç bir şey anlattı. Kurumun vizyon ve misyonunu içeren stratejik planı İçin yeniden bir çalışma yaparken Ahmet Yesevi öğretisinden ("Çalışkanlık, hoşgörü ve girişimcilik...") ve Nazarbayev'in bir cümlesinden yola çıkmış.

        "Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Kazak Türk Üniversitesi Türkistan Şehrini Türk Dünyasının Ortak İlim Merkezi Haline Getirecek."

        Yazarımız Kürşad Zorlu Ahmet Yesevi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Janar Temirbekov ile...
        Yazarımız Kürşad Zorlu Ahmet Yesevi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Janar Temirbekov ile...

        Janar Hanım üzerinde önemle durdukları güzel bir projeden söz etti. "Anadolu’dan anayurda sağlık köprüsü"... Her ay dört tıp doktoru ücretsiz ameliyat yapmak üzere buraya geliyormuş. Karşılıklı sürekli bir eğitimci değişimi var. 12 gün boyunca 49 ameliyat az değil... Bu yıl 83 doktor Türkiye’de bilgi görgü arıtmak için eğitime gönderilmiş. Marmara, İstinye, Cerrahpaşa gibi üniversitedeler...

        REKLAM

        Halen dünyanın 32 ülkesinden öğrenciler eğitim görürken örgün öğretimdeki öğrenci sayısı 12.000'e ulaşmış. Ayrıca 22 eğitim programında da uzaktan eğitim var.

        Rektör Temirbekova Türk Dünyasından gelen öğrenci kontenjanını (şu an 1600 civarında) artıracaklarını söyledi. Türkiye'den de bugüne kadar 1200'e yakın öğrenci mezun olmuş.

        Dün Türkistan'dan ayrılmadan önce Mütevelli Heyet Başkanı Prof. Dr. Muhittin Şimşek ile konuştuk. İki önemli hedefinden bahsetti. Biri üniversitenin akademik sıralamasını yükseltmek diğeri halka dokunmak. Örneğin kaynak kursu açıyorlarmış, kadın istihdamına yönelik bir proje başlatılacakmış...Yine engelliler için benzer bir çalışma hazırlanmış. Yeni havalimanına katkı için yer hizmetleri ve enformasyon alanında bir eğitim ve sertifika programı hazırlamışlar.

        Ahmet Yesevi Üniversitesi Kültür Merkezinden...
        Ahmet Yesevi Üniversitesi Kültür Merkezinden...

        Türkistan'ın değişen yüzü ve yeni hedefleri şüphesiz iki ülkenin ortak üniversitesini de yeni bir ivme dönemine taşıyacak gibi gözüküyor...

        Bu arada şu an okuyan öğrenci kardeşlerimle yoğun program sebebiyle bir araya gelemedim. Ama diğer seferimizde mutlaka onların da görüşlerini taşıyacağım.

        Diğer Yazılar