Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Orta Asya bölgesindeki gelişmeler yeni dünya düzeninin geldiği nokta itibariyle çok daha kritik hale geldi. Uzun süredir yazdığımız gibi bölgedeki istikrarsızlık ya da güç dengelerindeki değişim sadece bölge ülkelerini değil burada güç mücadelesindeki aktörler açısından da önemlidir.

        Öyle ki 20. yüzyılın başlarından itibaren “Avrasya’nın kalbi” ya da “Buraya hükmeden dünyaya hükmeder” şeklindeki temel yaklaşım geçerliliğini korumaktadır.

        Günümüzde ise bu denklem çok daha soğukkanlı biçimde irdelenmelidir. Zira salgın, savaş ve ekonomik problemler Orta Asya’da da yeni iş birliği senaryolarını gündeme getirmektedir.

        Özbekistan da gerek jeo-stratejik konumu, gerek nüfusu ve gerekse son dönemdeki politik tercihleri ile öne çıkmaktadır. Afganistan sorununun çözümüne açılan kapılardan biri olması, özellikle 2017’den sonra dünyayla entegrasyon adımları, Ukrayna savaşında ilk ve net tavır gösteren ülkelerden biri olması ve elbette Türk Devletler Teşkilatına katılarak Türk Dünyası sahasına ivme kazandırması Türkiye açısından da hayati bir fotoğrafı gözler önüne sermektedir.

        Dolayısıyla Özbekistan’ın Türk Dünyasındaki bu dinamizmini sürdürmesi ve bölgenin yeni denge arayışında sorunsuz ilerleyebilmesi için istikrarını koruması vazgeçilmezdir.

        Karakalpakistan’daki olaylar da Özbekistan’daki istikrarı bozabilecek bir potansiyel zemin üzerinde durmaktadır.

        Peki birkaç gündür Nukus şehrinden (Karakalpak Cumhuriyeti merkezi) basına yansıyan protestolar ne anlama geliyor?

        Aslında olayları anlamak için Karakalpakların ve Karakalpakistan tarihine kısaca göz atmak gerek.

        TÜRK DÜNYASININ BİR PARÇASI

        Karakalpaklar, tarihsel süreçte Orta Asya bölgesinde konumlanan, Türk dili konuşan ve Türk Dünyasının bağımsız devlet statüsü bulunmayan parçalarından biridir. Karakalpak Özerk Cumhuriyeti bugün Özbekistan Cumhuriyeti'ne bağlıdır. Güneydoğusunda Özbekistan, güneyde Türkmenistan, batı ve kuzeyinde Kazakistan'la çevrilmiştir.

        Çok geriye gidilmese de Altınordu’nun yıkılışından sonra Sır-Derya havzasına yerleşen Karakalpaklar bir süre Kalmuklarla mücadelenin ardından Hive Hanlığı’na bağlanmışlardır. Nogaylar ve Peçeneklerle ilişkilendiren çalışmalar söz konusudur. Orhun Yazıtları diğer Türk toplulukları gibi Karakalpakların da tarihsel dayanağıdır.

        Karakalpak yazı dili (bir devlet statüsü şeklinde olmasa da) Karakalpakistan’ın kurulması ile başlar. Dilleri Türk dil ailesinin Kıpçak grubuna dahildir. Kıpçak grubu ise Kıpçak-Bulgar (Kazan Türkçesi ve Başkurtça); Kıpçak/Kuman (kumanca, karaimce, kumukça v.s.); Kıpçak-Nogay (noğayca, Karakalpakça ve kazakça) şeklinde bir çeşitlilik arz eder. Karakalpakların ilk ortaya çıktığı Harezm bölgesi, hâlen yaşadıkları yere tekabül eder.

        Ciddi bir süre Ruslar’a karşı durmaya çalışan Karakalpakların toprakları 1873’te Rus hakimiyetine girmiştir. 1930 yılında Kazakistan'da özerk bir bölgedir. 1932’de Moksova’ya doğrudan bağlı bir bölge olurken 1936'da Özbekistan'ın bir parçası yapılmıştır.

        Esasında bu ayrılma ve birleşmeler bile bugün yaşanan sorunun temel kaynağıdır. Çünkü SSCB yönetim sisteminde uzun yıllar bir arada yaşamış toplulukların dil ve coğrafi olarak ayrışması, hatta her türlü karışıklığa hazır hale getirilmesi de vardır. Hala çözülemeyen sınır problemleri de bu yönetim anlayışının bir ürünüdür.

        HASSAS BİR BÖLGE

        Dün yaşanan olaylara değinmeden önce şu tespiti eklemek gerekir ki; Karakalpaklar uzun yıllar boyu Özbek, Kazak ve Türkmenlerle iç içe ve çoğunlukla barış içerisinde yaşamışlardır. Fakat kendisine özgü dilleri ve yukarıda kısaca anlatmaya çalıştığımız tarihleriyle özerk bir statüde yaşama arzularını muhafaza etmektedirler. Nitekim SSCB’nin dağılmasının ardından bağımsız bir devlet olmak fikri öne çıksa da bu süreç yönetilememiş ve 1993 yılında Karakalpakistan yetkilileri Özbekistan’la 20 yıl süreyle birleşme anlaşması imzalamışlardır. Bu anlaşmaya göre, 2013 yılında taraflar yeniden ya süreyi uzatacaklar ya da referandum yolu ile Karakalpakistan halkı Özbekistan’dan ayrılacak ve ülke kendi kaderini kendi tayin edebilecektir.

        Özbekistan için yer altı kaynakları kadar tarımsal üretimi de son derece önemlidir. Ülkenin tahıl ve pirinç üretiminin önemli bir kısmı burada sağlanmaktadır.

        OLAYLARIN KIVILCIMI

        İşte son olaylar bu zinciri kavrayarak irdelenmelidir. Kısa bir süre önce kamuoyuna tartışılması için verilen anayasa değişikliği taslağındaki bazı maddeler protestoların kıvılcımı olmuştur.

        Hal böyleyken özellikle olayların uzaması durumunda dışarıdan operasyonların devreye girmesinden endişe edilmiştir. Göstericilerin bir kısmının organize biçimi bu endişeleri arttırmıştır.

        Doğrusu eğer bu coğrafyayı tanıyorsanız haksız bir endişe olmadığını bilirsiniz. SSCB’nin dağıldığı tarihten bugüne kadar Orta Asya bölgesinde dış destekli operasyonlar her zaman varlığını hissettirmiştir. Bunların bazıları demografik, siyasi ve sosyo-ekonomik problemlerle doğal bir çizgide seyretmişse de sonradan dışardan provokasyonlarla derinleşmiştir. Özbekistan’da tarihi süreç içerisinde demografik, etnik temelli ya da radikalleşme bağlamında birtakım karışıklıklarla yüzleşmiştir. Dolayısıyla Özbek yönetiminin sorununun kaynağını ortadan kaldırma çabası ile söz konusu dış yönlendirmelere açık gelişmeleri bir arada irdelemesi yerindedir.

        Şimdi de gelin Anayasa değişikliğindeki o maddelere bakalım…

        Özbekistan anayasasının 70. Maddesinde Karakalpakistan’ın “egemen” olduğu yazılıdır. “Egemen Karakalpakistan Cumhuriyeti, Özbekistan Cumhuriyetine dahildir. Karakalpakistan Cumhuriyetinin egemenliği, Özbekistan Cumhuriyeti tarafından korunur.” denilmektedir. Değişiklik için kamuoyuna sunulan taslak metinde ilk olarak buradaki “egemen” ifadesi yer almıyordu.

        Karakalpakistan’ı düzenleyen diğer maddeler ise bunun peşinden gelen 71-74. maddelerdir. Buna göre Karakalpak Özerk Cumhuriyeti’nin kendi Anayasası olduğu ancak bunun Özbekistan Anayasasına aykırı olamayacağı yazar. Yine Özbekistan kanunlarının, Karakalpakistan bağlayıcı olacağı ve Karakalpakistan’ın sınırlarının, Karakalpakistan’ın rızası olmadan değiştirilemeyeceği ifade edilir.

        Protestolara kıvılcım olan asıl iddia ise 74.maddedir. “Karakalpakistan Cumhuriyeti, Karakalpakistan’ın genel halk oylamasına dayanarak, Özbekistan Cumhuriyetinden ayrılma hakkına sahiptir.” Mevcut taslakta bu maddenin yer almadığı görülüyordu.

        Bunun üzerine 1 Temmuz günü Nukus’ta anayasa değişiklikleri protesto edildi. Merkezde kalabalık giderek arttı. Toplanan kalabalıktan bir kısmı yerel yönetime ait binalara girerek el koymaya çalıştılar. Dün alınan kararla da 2 Ağustos’a kadar olağanüstü hal ilan edildi.

        ÖZBEK YÖNETİMİ ATEŞİ SÖNDÜRDÜ

        Cumhurbaşkanı Mirziyoyev’in olaylardan hemen bir gün sonra Nukus’a ulaşarak, aktivistlerle bir araya gelmesi ve anayasa değişikliği konusunda güvence vermesi olayların daha da büyümesini önlemiş gözüküyor. 2 Temmuz günü Özbekistan Cumhurbaşkanı Sevket Mirziyoyev Nukus'a geldi şöyle konuştu: “Amacımız, milliyeti, etnik kökeni, dili ve dini ne olursa olsun herkesin ülkemizde özgür ve güvenli bir şekilde yaşamasıdır. Anayasa reformu sadece insanların daha iyi yarınları içindir. Ama Karakalpak halkı memnun olmazsa hiçbir şey değişmeyecek.”

        Ancak şu aşamadan itibaren bunun kalıcı veya sürdürülebilir bir hal alıp almayacağı üzerinde durulmalı. Zira Karakalpakistan’da “ayrı bir devlet” olma hedefi her zaman varlığını koruyan bir irade olduğundan yeni taleplerin ve olası protestoların farklı formlarla gündeme gelebileceği göz ardı edilmemelidir.

        Şu aşamada olayların büyümeyeceğini ve kardeşlik hukukunun galip geleceğini düşünüyorum.

        Bununla birlikte Taşkent'in müdahale ederken ölçülü davranması ne kadar önemliyse bölge ülkelerinin yapıcı tutumu da önemlidir. Kazakistan dün bir açıklama yaparak iki ülkenin ebedi dostluk anlaşması olduğunu ve Özbek yönetimine dersek vereceğini belirtti.

        Bununla birlikte Türkiye ve Türk Devletler Teşkilatı bu süreçte kardeş Özbekistan’a her türlü desteği vermeli ve dışardan olası müdahalelere karşı diplomatik ve gerekirse askeri tedbirleri masada tutmalıdır.

        Diğer Yazılar