Ketojenik diyet, son günlerin en popüler diyetlerinden. Birçok dostum fazla kilolarını atmak için ketojenik diyete geçtiğini söyledi. Çevremdeki birçok insan da bu diyeti uyguluyor. Doğal olarak da sıklıkla bu konuda sorulara maruz kalıyorum. Keton diyeti gerçekten etkili mi, uzun süreli bu diyeti yapabilir miyiz, ileride bir zararı olur mu?

Bu arada Amazon yayınlarından bir kitap çıktı. “Fight Cancer with a Ketogenic Diet” yani “Ketojenik diyet uygulayarak kanserle savaş”. Ellen Davis’ın yazdığı bu kitap dışında bu konuyla ilişkili internette birçok kitap var. Aslında bir çoğu da birbiriyle çelişkili. Bunları görünce artık bu konuyla ilişkili yazmak farz oldu.

KETOJENİK DİYET NASIL ZAYIFLATIYOR?

Konunun uzmanları bilir, Tip1 diyabette hastalığın ilk başlangıcında ketoasidoz komasıyla hastaneye getirilen hastaların çoğu aşırı zayıflamış, bir deri bir kemik kalmış durumdadır.

Bu hastalıktaki aşırı zayıflama mekanizması keto diyetinin ana felsefesine kaynak olmuştur.

Tip 1 diyabette vücutta insülin hormonu bulunmaz. İnsülin eksikliğinde glukoz hücreye giremez. Glukoz organizmada yaşamın sürmesi için gerekli enerjinin yüzde 99’undan fazlasını sağlayan en önemli biyoyakıtımız. Glukoz hücreye giremeyince vücut ana enerji kaynağından yoksun kalır.

Enerji olmadan yaşam sürdürülemez. Bu nedenle metabolizma normal fizyolojik zamanlarda kullanmadığı ancak acil durumlarda başvurduğu bir yolu seçer. Yağları yakarak enerji elde etmeye çalışır, hücreler enerji için yağları kullanmaya başlayınca hızla kilo kaybedilir.

Ancak bunun uzun süreli devam etmesi durumunda yağların yıkımındaki son ürünler yani ketonlar vücutta birikmeye başlar, bir süre sonra ketoasidoz dediğimiz tablo oluşur eğer bu süreç devam ederse ketoasidoz komasına doğru giden bir süreç yaşanır.

Ketojenik diyetin zayıflatma mekanizması da bu tabloya çok benzer. Diyette çok ciddi bir karbonhidrat kısıtlaması yapılarak karbonhidratlar ve dolayısıyla onların son ürünü glukozun vücuda girişi kısıtlanır. Sonuçta ortamda yeterli glukoz olmayınca vücut, yağları kullanmaya başlar. Hücre enerji için yağları yakar ve bu yolla insanlar kilo kaybetmeye başlar.

Görüldüğü gibi ketojenik yolla zayıflama fizyolojik bir yöntem değil bir süre sonra metabolizmadaki harmoni ve denge bozulabilir, bu nedenle tüm yaşam boyu sürdürülmesi mümkün değil.

KETOJENİK DİYET KANSERİ ÖNLÜYOR MU?

Son birkaç yıl içinde art arda ketojenik diyetin kanseri önlediğine dair yayınlar çıktı ve bu konuyla ilgili bilim dünyasında ciddi tartışmalar oldu. Tartışmaların odağı, ketojenik diyetin kanseri önlediği mi yoksa kanserde, kanserli hücrenin gelişimini yavaşlattığı mı noktası oldu. 

Kanserli hücreler hipermetabolik hücreler, normal sağlıklı hücrelerden daha hızlı çalışıyor, daha hızlı bölünüyor, daha hızla çoğalıyor. Bu nedenle de kanserli hücreler daha yüksek enerjiye ihtiyaç duyar. Bu enerjiyi de glukozdan sağlar. Sonuçta kanser hücreleri aşırı glukoz kullanıyor.

Kanserli hastaların beslenme programı belirlenirken onkologlar hastaların yüksek karbonhidratlı şekerli gıdalardan özellikle uzak durmasını istiyor çünkü diyetteki yüksek karbonhidrat sağlıklı normal hücrelerden daha çok kanserli hücrelerin gelişimini,  büyümesini ve çoğalmasını hızlandırıyor.

Bu nedenle kanserli bir hastanın beslenme planında ketojenik diyet önemli. Sadece tıbbi beslenme planlaması ile kanserleri, hücreleri en büyük enerji kaynağı olan glukozdan ve karbonhidrattan mahrum tutarak onların büyümesini engellemek mümkün.

Sonuçta ketojenik diyeti kendi başına kanseri önleyen bir mekanizma olarak kabul etmek oldukça güç ancak bu beslenme planıyla kanserli hücrenin gelişmesi ve çoğalması yavaşlatılabilir, sonuçta kanser tedavisi sürecinde bu program diğer medikal tedavi yöntemleri kadar önemli.

Kişisel düşüncem, kanser tedavisinde olan bir hasta için ilk uygulanması gereken diyet ketojenik diyet olmalı.

KETON DİYETİNİN İK FRAKSİYONU

Keton diyeti programında temel kural günlük beslenme programında karbonhidratların sınırlandırılması protein ve yağ oranının arttırılması. Ancak ketojenik diyetinin uygulama yönteminde ciddi görüş ayrılıkları var. Görüş ayrılıkları özellikle protein ve yağ seçimi konularına odaklanıyor.

Bu tartışmaları yapanlar genel olarak iki fraksiyona ayrılıyor. Birinci kesim ketojenik diyeti bir Dukan diyeti olarak algılanıyor. Kırmızı etten zengin hayvansal yağların bolca verildiği bir zayıflatma programı uygulanıyor. Et ağırlıklı beslenen bir toplum olarak bizim ülkemizde ketojenik diyet denilince bu türden et, hayvansal yağlardan zengin Dukan yada Karatay diyetlerinin bir versiyonu uygulanıyor.

Oysa yapılan çalışmalar bu tür beslenme programının ileri derecede aterojenik bir program olduğu, kısa bir süre sonra damarlardaki plakları artırarak kalp damar hastalıkları ve enfarktüs, beyin damar hastalıkları ve inme, yüksek tansiyon gibi hayatı tehdit eden hastalıklara davetiye çıkarıyor, uzun süreli uygulama insan hayatı için ciddi risk oluşturuyor.

Ancak ketojenik diyet uygulamasında diğer fraksiyon yine karbonhidratları kısıtlıyor ama protein kaynağını ağırlıklı olarak balık başta olmak üzere beyaz et ve bitkisel kaynaklar proteinlerden ve yağları da bitkisel kökenli yağlar, yağlı balıklar vb. olarak planlıyor.

Bu programda  ayrıca avokado gibi yağlı sebzeler antioksidandan zengin meyveler, özellikle somon gibi yağlı balıklar, yağlı tohumlar kullanılıyor. Sebzeler ön planda, total kalori miktarı her zaman göz önünde tutuluyor. Ancak aterojenik yani damar sertliğini hızlandıran ve artıran hayvansal yağlar ve kırmızı etin programda yeri çok sınırlı. Bu program her ne kadar bizim alışılmış klasik ağız tadı alışkanlıklarına uygun olmasa da son derece sağlıklı bir beslenme programı.

SONUÇ

Ketojenik diyetle ilgili tartışmalarda gelinen son noktayı dört başlıkta özetleyebiliriz. Ketojenik diyet aslında vücutta fizyolojik olmayan ancak özel durumlarda kullanılan metabolizma yolunu tetikleyen bir beslenme modeli olarak dikkat edilmesi gereken bir program.

Ketojenik beslenme modelinin, karbonhidrat kısıtlamasıyla kanser, epilepsi gibi bazı özel hastalıklarda etkin yararları kanıtlanmış durumda. 

Bu modelde kısıtlanan karbonhidratların yerini Dukan ya da Karatay diyetine benzer hayvansal yağlar ve kırmızı et gibi gıdalarla doldurmak uzun vadede kalp ve damar hastalıkları açısından ciddi sonuçlar doğurabilir.

Bitkisel kaynaklı yağlar ve bitkisel kaynaklı ve beyaz et özellikle balık kaynaklı yağlarla vitamin ve mineralden zengin sebzeler ve deniz ürünlerinin ağırlıklı olduğu bir beslenme modeli ketojenik diyette en sağlıklı yöntem.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • sinanncemmgil 4 ay önce protein ağırlıkle beslenim yeterlidir. ayrıca vücut ısı 37-38 olduğu için vücudu soğutarak. metabolizmayı yanıltıcı işler bu keton, mide kelepçesi falan
    CEVAPLA