Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Amerika’da 6 Ocak 2021 tartışmaları uzun yıllar sürecek gibi görünüyor.

Biden, her ne kadar olayları önceden planlı, başka eyaletlerden toplanıp getirilmiş Trump taraftarı provokatörlerin çıkardığı devlete karşı bir kalkışma olarak alsa da önemli bir kesimi konunun bu kadar basit olmadığını söylüyor.

Toplumbilimciler, 6 Ocak olaylarını, Amerikan toplumunda özellikle orta ve alt gelir düzeyindeki kesimde giderek artan bir gerilimin, tepki ve öfkenin artık patlamaya hazır bir bomba haline geldiğinin göstergesi olarak alıyor.

Capitol Hill’deki olaylarda, o gün kongre binasını işgal eden fanatik grupların, kurt başlı postla tuhaf giysilerle gezinen insanların, aslında olayların magazin yüzü olduğu düşünülüyor.

Gerçekte bu olayların arkasında çok daha ciddi bir boyut olduğu ve 6 Ocak’taki kongre işgalinin toplumun derin fay hatlarını yerinden oynattığı söyleniyor.

Herkesin ortak görüşü de fay hatlarını hareketlendiren olayların merkezindeki kişinin Trump olduğu yönünde.

"Donald Trump'ın Dili" kitabını yazarı Bérengère Viennota göre, Trump’ın son dört yıldaki yaptığı konuşmalar ve kişilik davranışları değerlendirildiğinde, 6 Ocak 2021'de taraftarlarından, Kongre Binası'na doğru yürüyüşe geçmelerini istemesi sürpriz değil.

Trump’a göre kendisine oy verenler "halk", karşı olan herkes ise "elit" kategorisinde yer alıyordu.

Kendisine oy verenler vatansever ve karşısındaki elitler onlara haksızlıklar yapıyordu, elitler toplumun sadece kötülüğünü istiyordu ve halkın oylarını çaldılar, bu nedenle vatanseverlerin yaptığı her şey mübahtı.

Trump, twitter tarafından silinen son mesajında "Uzun süredir kötü ve adaletsiz muamele gören vatanseverlerin elinden açık farkla kazanılan bir seçim zaferi, kabaca ve alçakça alınınca işte böyle şeyler ve olaylar olur” diye yazmıştı.

Kendisini eleştirenleri "loser" (kaybedenler) ve "hater" (nefret edenler) olarak nitelendiriyordu ve onlar her zaman kaybetmeye mahkûmdu.

Gelen devlet başkanları ile elini omuzuna koyarak konuşuyordu, öfkelendiği zaman yakınında ise azarlayıp kızıyor, uzakta ise protokol dışı tehdit mektupları yazıyordu. Eski Dışişleri Bakanı Rex Tillerson gibi bazı kabine üyeleri "tembel" ve "fasulye samanı kadar aptal" kişilerdi.

Oysa Trump, düne kadar orta-alt sınıf toplumdan uzak bir Amerikan milyarder, gösterişli bir hayat süren, yaşamı ihtişamlı partiler, eğlencelerde geçen, gençlik yılları fırtınalı aşk hikayeleri ile dolu bir playboydu.

Nasıl oldu da böyle bir adam bu kadar kısa süre içinde “Great America, Again” (Büyük Amerika, yeniden) sloganıyla ortaya çıkıp toplumu sarsan, ekonomik gücü zayıf, ezilmiş, horlanmış geniş kesimlerin kahramanı olmayı, arkasından sürüklemeyi beceren, Amerika’nın kurtarıcısı ve dünyayı parmağının ucunda sallayan bir mit haline geldi?

2009 yılında dünyanın ciddi bilimsel dergilerinden birisi alan Brain dergisinde David Owen ve Jonathan Davidson tarafından bir makale yayınlandı. (Owen D & Davidson J. (2009). An acquired personality disorder? A study of US Presidents an UK Prime Ministers over the last 100 years. Brain, 132,1396-1406.)

Yazarlar bu makalede “Hubris (eski Yunancada “kibir”) Sendromu” anlatıyordu.

Yazıda Hubris sendromu, diğer adıyla “Güç Zehirlenmesi Sendromu” olarak adlandırılan hastalığı “abartılı gurur, baskın bir kendine güven ve kendinden başkalarını küçümseme duygusu” olarak tanımlanıyor.

Owen ve Davidson, Hubris Sendromu tanısı için 14 madde tanımlıyor.

  • Dünyayı, güç kullanımı yoluyla kendini yücelteceği bir yer olarak görür.
  • Öncelikle toplumda kişisel imajını geliştirmek amaçlı hareket etme eğilimi vardır.
  • Görüntüsü ve ifadeleri ile orantısız bir endişe içindedir.
  • Mevcut faaliyetleri ile ilgili konuşurken, bir mesih gibi yücelme eğilimi taşır.
  • Kendisini ulus veya kuruluşla bir tutar. Tek temsilci görür.
  • Konuşmalarında kraliyet ailesine özgü bir “biz” ifadesi kullanır.
  • Aşırı özgüven gösterir.
  • Kendisi için öteki olan grubu açıkça hor görür.
  • Diğer insanlar ya da iş arkadaşları gibi sıradan bir mahkemeye değil de sadece tarih ya da Tanrı gibi bir üst iradeye karşı hesap verebilir olduğu duygusunu taşır.
  • Üst iradenin yargılamasında, her zaman haklı çıkacağına dair sarsılmaz inancı vardır.
  • Gerçeklik ile bağı kopmuştur.
  • Pervasız, tezcanlı, vesveseli, huzursuzdur, dürtüsel eylemler sergiler.
  • Uygulamaların, sonuç ve maliyetlerinin dikkate alınmasını önlemek için, uygulamalarını ahlak, dürüstlük hakkında “geniş tasavvurlarına” dayandırır.
  • Aşırı özgüven, işlerin ters gidebileceği düşüncesinden yoksun, uygunsuz politikalar oluşturmasına neden olur.

Tanı koyabilmek için yukarıda sayılan 14 dört bulgudan, 3 veya daha fazlası bir kişide mevcutsa; o kişide Hubris sendromu var olarak kabul ediliyor.

Hubris sendromu, genel olarak lider pozisyona gelen ve zamanla yavaş yavaş gücü eline toplayan ve güç arttıkça kişilik değişimi yaşayan insanların psikolojik değişimleri olarak tanımlanıyor.

Bu sendromu tanımlayan İngiliz yazarlar geçmişteki İngiliz başbakanları Margeret Theatcer ve Tony Blair, George J Bush, J F Kenedy’i örnek gösteriyor ama tarihte bu sendrom tanısı almış birçok ünlü var.

Trump’ın başkanlık sürecinde, özellikle de son dönemindeki ruhsal durumunun bu sendromla uyumlu kaç madde var bilmiyorum. Bu konunun uzmanlarının işi.

Ama bu gün psikiyatride Hubris sendromuna neden olan en önemli faktörün insanların kendi kişiliklerinin mi olduğu, yoksa elde ettikleri sınırsız gücün tetiklemesiyle mi olduğu yoksa etrafındaki insanların ona verdikleri yarı tanrı imajından etkilenmesiyle mi olduğu tartışılıyor.

Ancak Tolstoy’a ait olduğu söylenen bir cümle var, “Kibir ve inat önce kişinin kendisini mükemmel görmesini sağlar, ama sonrasında ona derin yalnızlık getirir.”

Trump’la ilgili hatırlayacağım son kare başkanlık odasına kendini kapatmış hiç kimse ile görüşmeyi kabul etmeyen yalnız bir Amerikan başkanı olarak kalacak.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00