Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        UZUN bir görüşmeme sürecinin ardından bir öğlen Lucca'daki buluşmamızda Seda Sayan beni, Onur Şan ile tanıştırmıştı. O zaman evliliklerinin ilk dönemleriydi. İkisinin de aşkları, bağlılıkları ve bu ilişkiyi tüm baskılara karşın yürütmek isteği yüzlerine vuruyordu. Sonra onları bir daha birlikte görmedim. İlişkilerinin neye benzediği, mutlu olup olmadıkları konusunda fazlaca bir fikrim yok. Ama boşanmalarını da beklemiyordum. Dün haberi alınca aradım Seda'yı. Açıkçası şaşkınlığım daha da arttı. Çünkü sesi telefonda süper geliyordu. Gazetelere anlattıklarını bana da anlattı. Onur'un ona zaman ayırmadığını, hayatında var etmediğini söyledi. Anladığım kadarıyla Seda, Onur'u onunla birlikteyken bitirmişti kafasında. Biz kadınlar bunu yaparız bazen. Ayrılık acısını çaktırmadan sevgiliyle birlikteyken yaşarız. İlişki bittiğinde ise yas tutma da bitmiş olur. Seda Sayan da tüm güçlü kadın genlerini kullanıp yenmiş acıyı. Belki etrafına yansıtmamaya çalışıyor, belki insan boşandığı haberini tüm gazetelerde okuduğunda feci bir başarısızlık duygusuna kapılıyordur ve bununla başa çıkabilmek için gücüne sığınıyordur. Ama bildiğim bir şey var, güçlü kadının mutlu olması çok kolay değil.

        Kapısında şarkı için nöbet tutanlar Aysel'i unuttu

        NASIL şimdi yeni nesil popçular arasında albüme bir Sezen Aksu albümü koymak statü sembolü ise bir zamanlar Aysel Gürel'den şarkı almak da o kadar önemliydi. Araya tanıdıklar konulur, günlerce Aysel'in paspası üzerinde uyunurdu. Güzel günlerdi. Ama geçti gitti. Aysel'de gideli iki yıl oldu. Önceki gece Beşiktaş Belediyesi'nin düzenlediği anma gecesinde o kapılarda bacalarda yatan insanlar yoktu. Aysel'in şarkılarıyla hüküm süren, onun arkadaşlığından bir parça koparıp gülümseyen fotoğraflarda gazetelerde görünmeyi bir halt sayanlar YOKTU. En sevdiğim klişedir: Vefa önceki gece semt adı bile değildi. Sadece boza markası idi unutulan... En fenası geleceğim dediği halde gelmeyen Türkan Şoray idi. Ailenin buna bozulduğuna şahitim. En vefalı ise, Çırağan'da Erol Evgin ile ekstrası olduğu için gelemeyeceğini söyleyen Emel Sayın oldu. Sayın, kendini suçlu hissedip programına gitmeden önce törenin yapıldığı salona uğrayıp sahnede sıcacık bir konuşma yapıp anılarını anlattı. Olmayanlardan en dikkatimi çekenler Nilüfer, Ajda Pekkan, Zerrin Özer oldu. Mustafa Alabora ise konuşma yapacağını söyleyeceği halde ortalıkta yoktu. Kimse davet edilmedim bahanesinin arkasına da sığınmasın çünkü gazetede açık ilan vardı, haberi de yapıldı. Kendi adıma bu duruma tabii ki şaşırmadım. Ama üzüldüm. Hala bir şeylere üzülebildiğime de sevindim sonra.

        Aysel'i anma gecesinden gerekli gereksiz birtakım notlar

        Halil Ergün, Perihan Savaş, Sezen Aksu, Harun Kolçak, Metin Şentürk, Baha Boduroğlu, Emel Sayın, Yonca Lodi, Garo Mafyan, Atilla Özdemiroğlu, Nükhet Duru, Onur Akın, Doğa Rutkay, Müjdat Gezen keyifli anıları ve gözyaşlarıyla geceye anlam kattılar.

        Sezen Aksu'nun Garo Mafyan'ın piyanosu ve Atilla Özdemiroğlu'nun piyanosu eşliğinde ve gözyaşları içinde haykıra haykıra söylediği Firuze, hayatımda dinleyip dinleyebileceğim en iyi Firuze yorumuydu. Sezen Aksu, Müjde Ar'ın bir dönem ilişki yaşadığı Atilla Özdemiroğlu'na "oğlum sende de ne kaynana varmış" diye takılmadan da duramadı.

        Atilla Özdemiroğlu, Firuze'nin nasıl yazıldığını anlatırken sözleri Sezen Aksu yazmış gibi bir hava doğunca Müjde Ar oturduğu yerden müdahale etti. Arkadan sahneye çıkan Sezen Aksu da şarkının sözlerini önce kendisinin yazdığını, Atilla Özdemiroğlu beğenmeyince de Aysel'in yazdığını ama zarafetinden sözlere kendi adını da eklettiğini söyledi.

        Baha Boduroğlu bozuk sağlığına rağmen nefes nefese Aysel ile tanışmasını ve "Güzin ile Baha"yı Türkiye'nin sevgilisi yapan Ateş Böceği şarkısının nasıl doğduğunu anlattı. Bir gece Aysel'le yürürlerken ateş böcekleri görmüşler. Ve Aysel mırıl mırıl mırıldanmış. Gittikleri yere vardıklarında ise şarkının ilk dörtlüğü hazırmış! Sonra da eline gitarını alıp şarkının ilk dörtlüğünü söyledi. Çok özel bir andı. Salonda olmayanları düşündükçe daha da güzelleşti gözümde eski insanlar, eski dostluklar. Ayakta alkışladım Baha Boduroğlu'nu...

        Mehtap Ar çok ama çok tatlıydı. Gecenin sonuna doğru ablasına yapacağını söz verdiği konuşmasını unuttu ve içinden gelenleri sıcacık söyledi. Nazan Şoray'ın 1990 yılında Aysel'in kendisine yazdığı şiirini Mehtap'a hediye etmesi gecenin özel anlarından biriydi. Bu hareket karşısında Mehtap Ar gözyaşlarına yenildi.

        Müjde Ar en son sahne aldı. Sezen Aksu'nun kuliste ağlamaktan darmadağınık olduğunu söyleyerek başladı. Herkese teşekkür ederken içindeki acının azalacağını düşündüğünü ama arttığını söyledi. Kısa bir konuşma yaptı, ardından da Aysel'in hasta yatağında çekilmiş, Fransızca bir şarkıyı tercümesiyle dinlerken aldığı keyfi izletti.

        Harun Kolçak neden bu kadar çirkinleşti?

        Sezen Aksu'dan sonra sahne alan Harun Kolçak'ın "Seçtiğim şarkıyı benden önce çıkan arkadaş söylediği için playback yapacağım" diyerek hayli çirkin bir cümleye imza atmış oldu. Kanlı bıçaklı bile olsan müzik kariyerini başlatan kadının adını anmamak çok kaba bir hareket diye düşünüyorum. Tabii daha çirkini de herhangi bir şarkıyı keman ve piyano eşliğinde söylemek varken sırf sinirinden playback yapmaktı. Kolçak'ın bu öfkesinin nedeninin Sezen Aksu'nun kendisiyle konuşmuyor olması ve Yıllar isimli şarkıyı yeni albümünde kullanmasına izin vermemiş olduğu çıkışta yaptığı açıklamalarda ortaya çıktı. Kolçak, ayrıca annesinin vefatı üzerine Aksu'nun bir başsağlığı mesajı vermemesine de çok bozulmuş. Anlattıkları gerçekten tatsız şeyler. Ama yine de yoga ile, Uzakdoğu felsefesi ile bu kadar haşır neşir bir adamın öfkesini kontrol etmeyi, affetmeyi ve iç huzurunu dengelemeyi becerebiliyor olmasını da beklerdim.

        Diğer Yazılar