Yabancı casus örgütlerine ajan yerleştirme gücü efsanevi olan KGB, İngiliz ve Amerikan istihbaratına Kim Philby ile büyük darbe vurmuştu.
Philby ile arkadaşları Cambridge Dörtlüsü olarak bilinirdi. Çünkü hepsi de Cambridge Üniversitesi'nde okurlarken KGB ajanı yapılmışlardı. Philby özellikle İngiliz istihbaratının üst düzeylerine tırmandı. MI6 ile CIA arası bağlantıları kurma görevi de ona verildiğinden Amerika’nın gizli dosyaları da onun elinden geçiyordu. Philby her şeyi anında Ruslara aktarıyordu.
Amerikalılar İngiliz istihbaratından yedikleri bu darbeyi hiç unutmadılar ve MI6 ile aralarını uzun süre soğuk tuttular.
İstihbarat gelenekleri ve yetenekleri yüksek olan İngilizler, Ruslardan bunun öcünü almaya yemin etmişlerdi.
ABD’de Reagan başkanken ve İngiltere Başbakanı Margareth Thatcher olduğu dönemde İngilizlerin beklediği fırsat kucaklarına geldi. Danimarka Rus Büyükelçiliği'ndeki KGB rezidenturasında (elçilik içindeki diplomatik pasaportlu ajanlar bölümünde) Oleg Gordievsky adındaki bir KGB ajanı İngilizlere bilgi sızdırmaya başlamıştı.
Gordievsky’nin babası dahil tüm sülalesi KGB içinde yetişmişlerdi. Adamın karısı da KGB'de çalışıyordu.
Gordievsky para için ajan olanlardan değildi sadece Sovyet sisteminden nefret ediyor ve batı tipi demokrasi olmasını istiyordu. KGB’nin acımasız yöntemlerine de tepkiliydi. Bunun için ajan olmuş ve İngilizler ile temasa geçmişti.
İngilizler eğer Gordievsky KGB içinde yükselirse ondan çok umutluydular.
Danimarka’dayken çok düzenli sıkı bilgi vermişti ama sonunda dönemi doldu ve Rusya'ya dönme zamanı geldi.
İngilizler, "Sen Moskova’dayken şüphe çekmemek için hiç bir temasımız olmayacak kendi başınasın ama eğer kaçmak zorunda kalırsan Finlandiya üzerinden seni çıkarma planını ezberle ve nerelere 'Kaçmam gerekiyor' sinyalini verecek işaretleri koyacağını unutma" dediler.
Nerdeyse 5 yıl hiç bir temas kurulmadı bu arada Gordievsky eşinden boşandı ve Danimarka'dayken tanıştığı bir Rus kadın ile evlendi. KGB kültüründe boşanmış ajanlara hiç güvenilmediğinden Gordievsky kızağa da alındı. Beşinci yılın sonunda Londra rezidenturası için bir ajan arayışı başlatıldı. KGB içinde bu yükselme fırsatları fazla olan iş için büyük ayak oyunları dönüyordu. Her klik kendi adamını Londra’ya atatmaya uğraşıyordu.
Sonunda büyükler tercihlerini Gordievsky yönünde kullandılar.
Düşünsenize Amerikan ve İngiliz gizli servislerinin beyni konumunda olan Londra’da KGB’nin adamı aynı zamanda İngiliz ajanı olacaktı.
Moskova seçimini yaptıktan sonra vize talep etmek için Londra'ya yazıyı gönderdiğinde MI6’in merkezinde vize istenilen isim görülünce bayram havası esti.
Gordievsky yeni görevine başladıktan sonra MI6 onun daha hızlı yükselmesi için kontrollü ve İngiltere'ye zarar vermeyecek bilgileri sızdırmaya başladılar.
Bu plan da tutu ve pozisyonu yükselmiş ve güçlenmiş Gordievsky’den büyük ve değerli bilgiler alındı.
İngilizler ajanın adını CIA’den gizlediler. Reagan bile Thatcher’e sorduğunda ona bile bilgi verilmedi.
Buna kızan Reagan, CIA’ye KGB içindeki İngiliz ajanının isminin tespit edilmesi emrini verdi.
Bu görev Aldrich Ames adlı bir görevliye verilmişti. Bir süre CIA ajanı olarak Türkiye’de de çalışmış olan Aldrich Ames aynı zamanda bir Rus ajanıydı.
Ve böylece İngilizlerin elinde Londra’da üst düzey bir İngiliz ajanı olduğu bilgisi KGB’ye de Aldrich Ames tarafından iletildi.
Londra’daki personel sorgulanmak için tek tek Moskova merkeze çağrılmaya başlandı, tam Gordievksy’ye sıra gelmişti ki adam konsolosluktan çıktı ve iltica etti.
'The Spy and The Traitor’ kitabının yazılmasında yazar Ben Macintyre’e yardımcı oldu, belgeler ve fotolar da ulaştırdı.
Ben bu yazıyı bu kitaptaki bilgilerden derledim.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • pembepanter 1 ay önce Bunun filmi de çekilir yakında... Elinize sağlık zevkle okudum Serdar bey...
    CEVAPLA