Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin


Marx’ın magnum opus’larını okumayı bitirdikten sonra

Das Kapital’in üç cildini ve Grundrisse’yi okumayı New York’ta Sam’in Çocuğu'nun (Son of Sam) cinayetlerini işlediği 1977’inin yaz aylarında bitirmiştim. 
Olayın ne olduğunu merak edenler Spike Lee’nin yönetmiş olduğu film ‘Summer of Sam’i mutlaka izlemeliler.
Sam bir köpeğin adıydı ve Bronx’ta yaşamakta olan sahibi David Berkovitz köpeğin kendisine konuşup kadınları öldürmesini söylediğini düşünüyordu. Katile ‘Son of Sam’ adını yanlış hatırlamıyorsam New York Post gazetesi takmıştı. 
Sam’in çocuğu tamamen rasgele kurbanını seçtiğinden polis cinayetlerde bir trend de bulamıyordu ve yakalanması bu yüzden çok uzun sürdü.

Bunaltıcı bir yazdı

O yaz şehir gerçekten de çok bunaltıcıydı. Polis teslim olarak şehirden neredeyse tamamen çekilecek gibiydi. Sokakta anarşi hüküm sürüyordu. Marksist eğitim veren okulum New School for Social Research’in bulunduğu 14’üncü sokakta bir minik daire kiralamıştım. (O zamanlar benim gibi bir züğürt öğrenci bile bunu yapabiliyordu Manhattan’da. Aynı evi bugün kiralamaya kalksanız servet ödemeyi göze almanız gerekir) Penceresinin önünde yangın merdiveni vardı. Buradan hırsızlar istedikleri zaman evime girip çıkıyorlardı. Evin içinde bir defasında cep telefonu büyüklüğünde bir hamam böceği bile görmüştüm. Şimdi olsa ülkeyi terk etmeme yol açabilecek bu olayı bile o gün 22 yaşında olduğumdan kafaya takmamıştım. Soğuk hava sistemi bulunmayan evimde televizyon seyrederken bir gece programı aniden kestiler ve ekranda 'Elvis Presley 1935-1977' yazdı. Başka bir anons yapılmadı.
Aynı evde bu defa bir kış günü televizyon seyrederken John Lennon için aynı tür anons yapıldı.
Oray’ın bugün olduğu gibi Marx ile kapitalizmi tamamen anlayıp çözümlemeye kafayı takmamış olsaydım o baskıcı ortamda kafayı tamamen yemem işten bile değildi.
Elvis Presley’in öldüğü yıl bir de üstüne üstlük şehirde bir gece bütün elektrikler kesildi, tüm şehir zifiri karanlığa büründü ve ben bir sosyal düzenin nasıl birden bire çökebileceğini gördüm, yaşadım.
Şimdi virüs zamanında da yaşadığım bölge olan Long Island’da insanların silahlanmaya başladıkları haberleri geliyor ve burayı iyi tanıdığımdan bu da beni korkutuyor.

*

Büyük ihanet

Gerçi şimdi anlatacağım son haber bana sürpriz olmadı çünkü ben bu sistemin acımasızlığını bilimsel olarak çalışmış bir akademisyenim. (Karl Marx baba sağ olsun)
Son günlerde virüsün asıl yaşlıları vurduğu yine söylenmekle birlikte genç nüfustan da etkilenenler olduğu da belirtilmeye başlandı.
Bilim insanları uzun zamandır sigara içmenin vücudun bağışıklık sistemini zayıflattığını vurguluyorlar.

*

Bunu hesabını kim verecek?

Ama kapitalizm para kazanmak fırsatını gördüğü durumda tamamen sosyal bilinçten uzak acımasız olabiliyor. Biliyorsunuz burada bir süre öncesine kadar vaping denilen elektronik sigaralar gençler arasında pek yaygındı. Ben birçok lise çağındaki çocukta ve üniversiteliyi bu vaping cihazlarını kullanırken gördüm. Şimdi bazı gençlerin de virüs nedeniyle hastaneye kaldırıldıkları raporları gelmeye başladı.
Sistemin ikiyüzlülüğü doğrusu şaşırtıcı düzeyde, vapingi ancak iş işten geçtikten sonra yasakladılar şimdi bunun  acısını bağışıklık sistemi zayıflamış olan bu gençler çekiyorlar. Bakalım bu salgın bittikten sonra sistem acaba hangi yeni ürünlerle gençleri göz göre göre zehirlemeye başlayacak.

*

Nargile kafeler 

Yeri gelmişken şunu da vurgulamalıyım. Otoritelerin nargilenin zararlarını anlatması güzel ama bunun yeteceğini sanmıyorum. Nargile kafe denen mekanların bu vesile ile tamamen kapatılmasını veya başka bir tür kafeye dönüştürülmelerine destek verilmesini tavsiye ediyorum. 

*

Balkonlardan alkışlı güzellik

İki gün önce yazmış olduğum yazımda şu cümleler yer alıyordu:
"Evlerinde karantina altına alınmış İtalyanların bir gün spontane biçimde balkonlarına çıkıp hep birlikte şarkı söylemeleri iyi haber duymaya iyice hasret kalmış olan bizlere çok güzel gelmiş olmalı. İtalyanların yaptığı güzellik bizim de genimizde var olan Akdenizli yanımıza hitap etmeli" diye düşündüm ve "Keşke biz de hep birlikte balkonlarımıza pencerelerimize çıkıp fedakarca çalışmakta olan doktorlarımıza, hemşirelere desteğimizi göstersek" diye yazdım.
Yazının çıktığı aynı gün bunun gerçekleşmiş olması da beni çok mutlu etti. Ne güzel hepimiz aynı güzelliği hayal etmişiz diye de içimden geçirdim.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!