Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin


Pazar geceyarısını geçtikten sonra 2 metre 20 santim ilerde (evet ne olur olmaz diye Rana bunu bana ölçüttürdü) koltukta mutad yerinde oturmakta olan Rana birden bana sessizce uzun süre bakmaya başladı.
Arada bir bakmasına alışığım da sessiz durmasına katiyen alışık değilim, bu yüzden hayatımda belki de ilk kez "Keşke konuşmaya başlasa" diye de düşündüm. Çünkü sessizce sürekli bakmasından paniklemeye başlıyordum. Had safhada güçlü bir panik atağına düşmeye doğru gidiyordum.

*

O anda Türkiye’de saat sabah 7’yi biraz geçmiş olduğundan ben Haberturk TV'de Selçuk Tepeli ve Serap Belet’in sunduğu 'Güne Başlarken’ programını izliyordum.
Rana bunu kulaklık takarak izlememi istemiyor çünkü o da duymak istiyormuş haberleri.

*

Ben masada oturuyorum Rana da dediğim gibi 2 metre 20 santim ilerde divanın köşesinde. İki metreyi anlıyorum da o ekstra 20 santimi anlamamıştım. Rana bunu benim genel sakarlığıma karşı ek güvence olarak istemiş olduğunu söyledi.
Onun tarafından yapılan bu düzenlemeye göre haberleri izlediğimiz bilgisayarın ekranı bana dönük Rana sadece duymak istiyor.
Bu düzenlemenin Rana’ya hayatta belirgin bir avantaj sağladığını söylemem lazım. Çünkü o böylece ekranda bazen yakın çekim verilen Selçuk’un gözlerini görmek zorunda kalmıyor. Selçuk gazetede yayın yönetmeniyken defalarca yazdım Selçuk insanlara genelde yamyam Hannibal Lecter kurbanı olacak kadını yemeye girişmeden az önce baktığı gibi bakıyor o gözleriyle. Gazete işi bittikten sonra o gözlerden artık kurtuldum diye sevinirken bu defa da bana 15 santim ilerden ekranda yakın çekimle bakmaya başladı. Koşullar nedeniyle sinirlerim zaten laçka, başıma bir de bu dert çıkmış durumda. Hayatın beklenmedik sillesi gibi bir şey bu aslında.

*

Halbuki doktorlar bu dönemde melatonin önemli, iyi uykuya dikkat edn diyorlar. Doktorlara konuşmak kolay gelsinler de benim Selçuk yüzünden çektiklerimi çeksinler bakalım, o gözleri gördükten sonra uyku filan tutabilir mi insanları acaba. Bilim kurulları kolaysa buna cevap versinler ve bana da bir çözüm yolu önersinler. 
Sadece bu nedenle Haberturk TV'de Gün Başlıyor pogramını uykumu kaçıramayacağı bir saatte normal sabah vaktinde seyredeyim diye bile -başka hiç bir nedenim olmasa dahi- Türkiye’ye dönebilirdim.

*

Neyse o gece dediğim gibi Rana bana uzun uzun baktı. 20 dakika filan sürdü bu. Söz konusu Rana olunca onun 20 dakika konuşmadan durması ilelebet diye de adlandırılabilir. O sustukça bendeki panik atağı modu arttı.

*

New York saatiyle pazar gece saat 00.27'de (TSİ 07.27) sonunda diyeceğini dedi ve ben anında keşke suskunluğu daha sürseydi diye düşündüm.
Çünkü 20 dakika suskunluktan sonra "Artık senin virüsü kapmış olduğuna kesin eminim. Bize de bulaştırmamak için bir an önce evden gitmen gerekiyor" dedi.

*

"Neredeyse iki aydır evden balkona bile çıkmadım bunu nasıl kapmş olabiliim ki?" diye sordum, o da "Daha önce bir yerlerden kapmış olmalısın sen" dedi. "Malum belayı mıkntıs gibi üzerine çekmek gibi bir huyun da var" diye de ekledi.
"Ama hiç bir hastalık göstergem yok" deyince de Rana "Hayır var biraz önce Habertürk’te söylediler duymadın mı. Virüs bulaşanlar bazı nörolojk bozukluklar da gösteriyorlarmış. Yani konuşma ve koordinasyon bozuklukları da olabiliyormuş. Bunların ikisi de sende had safhada var bu nedenle sen virüs kapmış olmalısın bu artık kesin" diye konuştu bana.
 
*

Şimdi anlamışınızdır neden keşke suskunluğu daha fazla sürseydi diye düşndüğümü herhalde.
Bunun haberini verdiğinden ve başıma bu beklenmedik belayı açtığından başka hiç bir nedenim olmasa dahi -ki kesinlikle var- Türkiye’ye döner dönmez ilk iş olarak Selçuk’u öldürmeye karar verdim.
Ben "Evet bende bazı konuşma ve koordinasyon bozuklukları var olabilr ama bunlar yeni değiller bunlar bildiğim kadarıyla ben 12 yaşımdan itibaren vardılar" dedim.
Rana, "Bazı konuşma ve kordinasyon bozuklukları diye yaptığın tanımın bazı diye başlaması yanlış. Çünkü sende olanlar bazı diye adlandırlamayacak düzeyde korkunç seviyede bozukluklar" dedi.
Ben de "Biraz abartıyorsun" deyince "Peki o zaman dün akşam içkime biraz daha buz koy dediğimde mutfaktan dönerken neden birden bardaktaki buzların duvarda içkinin tümünü de tavanda gördük bunu bana açıklayabilir misin" diye sordu.
Açıkçası bunun bir açıklması kesinlikle yoktu böylesine bir motor sistemi bozukluğu tıp alemi tarafından bilimsel olarak henüz bulunmuş da olmayabilrdi. Çünkü bu derecedeki sakarlık bazen bana bile fazla geliyordu.

*

Salgın öncesinde sokağa çıkabilirken bu kokunç sakarlığım nerdeyse 360 derecelik olan şaşılığım ile birleşince sokakta sadece sakin yürümem bile kitlesel katliama tam girişim suçlamasına uygun bir faaliyet gibi olabiliyordu. Çünkü beklenmedik, uzaktan bakılınca bunun da olması artık imkansız olarak nitelendirilebilecek kazalar başıma gelebiliyordu. Geçenlerde bir tanıdık benim sokakta yürürken videomu çekmiş. Ben bunu görünce Monty Python Flying Circus skeçlerinden bir taneseni hatırladım. o skecin adı ‘Tuhaf Yürüyüşler Bakanlığı’ydı (Ministry of Funny Walks) bakan dahil tüm personelin son derece tuhaf hareketlerle yürüdüğü bir bakanlık vardı skeçte ve bu bakanlığın tek görevi halka yeni tuhaf yürüyüş modelleri bulmaktı. Ben videoda kendi yürüyüşümü görünce "Bu skeçte eğer ben de oynasaydım kesin başbakanlık rolünü bana verirlerdi" diye de düşündüm.

*     
   
Rana sonunda "Evet sende bu konuşma ve kordinasyon bozuklukları hep vardı ama bunlar son günlerde daha da arttılar" deyince de "Bu yaşlanmış ve şu anda had safhada stres alında olmamla alakalı olabilir mi acaba" diye son bir kurtuuş hamlesi yapmaya çalıştım.
Rana "Olabilir. Yani sakarsın konuşma bozukluğun var üstelik şaşı ve ihtiyarsın şimdi de virüsü kapmış olman şüphesi var, yakında kesin gidiyorsun evden" diye işi noktaladı.

*

Bu muhteşem diyaloğmuz benim şu anda sadece 10 maddeden oluşan korkularım listesne onbirincisinin eklenmesiyle sonuçlanmış oldu böylece.
Korkularım tam listemi bir gün açıklarım da bu son eklenen onbirinci korkumda, evden çıkıp evsizler ordusuna katıldığımda beni kapatacakları evsizler barınağında, bir öteki adıyla koronovirüs kolonisinde, tutsak kalıp hayatımın son anlarını orada geçiriyordum. 
Buyurun işte gece o saatte yatmadan önce son düşünceniz bu olunca kolaysa uyuyun bakalım, başlarım melatonin gerektiğine de. Sanki her şey tam da melatonin de olmayıversin be…

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!