Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Edebiyattan, fotoğraf sanatına, resime ve sinema tarihine atlamaya çalışan ve bu değişik alanlar arası bağlantıları devamlı bulmaya, kurmaya çalışan popüler kültür yazılarımı okuyorsanız çalışmalarımda fotoğraf sanatına özel önem vermekte olduğumu hissetmişsinizdir.

Fotoğraf çekme hobim yok, sadece fotoğraflara bakıp onlar hakkında yazılanları okumanın yoğun entelektüel bir çaba gerektirdiğini bilir ve daima ona göre davranmaya çalışırım.

Çalışma alanımda yerde yanımda sürekli duran kitaplar arasında benim için önemi büyük olan, fotoğraf sanatı hakkında kafa açıcı şu kitaplar sürekli var: Roland Barthes: ‘Camera Lucinda (Reflections on Photography)’, Susan sontag: ‘On Photography’, Janet Malcolm: ‘Diana and Nikon’, Errol Morris :’Believing is Seeing (Observations on the Mysteries of Photography), Geoff Dyer: ’The Ongoing Moment’ ve tabii ki büyük usta John Berger’in tüm denemeleri.

Anlayacağınız bu sanatı anlama çabam süregiden bir uğraş benim için. Bu, yüzlerce fotoğrafa bakmayı ve onları incelemeyi de zorunlu olarak içeren bir çalışma. Fotoğrafa baktıktan sonra çıkardığım anlamı ve tespitlerimi ustalarınki ile karşılaştırmak için onların yazılarını okuyorum. Bu çalışmaların şu ana kadar çok azını yazıya döktüm ama sonuçta bir çoğundan yazı oluşmasa da büyük entelektüel haz aldığım bir süreç bu.

FOTOĞRAFTA KİMLİK KRİZİ

Bu günlerde fotoğraf sanatında ciddi bir kimlik krizi ve sanatın anlamı nedir tartışması yaşanıyor. Çünkü özel seçilmiş kamera ile fotoğrafı çekip daha sonra karanlık odaya girip onu yıkayıp, basıp ortaya çıkarma yani teknolojisiyle bir sanat ürünü üretme sürecinin içinde olan fotğraf sanatçılarının yerine nerdeyse milyonlara ulaşan sayıda amatör fotoğrafçı var. Cep telefonlarımız hepimize birer enstantane fotoğrafçısı olma imkanı tanıdı. Hepimiz aklımıza gelen her yerde telefonumuzu kameraya dönüştürerek istediğimiz fotoğrafı özgürce çekiyoruz

Gerçi bu fotoğrafların büyük çoğunluğu özel arşivlere giriyor.

Buna rağmen fotoğraf sanatçıları büyük çoğunluğunu kötü bulduklarına emin olduğum bu kadar fazla fotoğrafın ortaya çıkmasının kendi sanatlarını sıradanlaştırdığını ve değersizleştirdiğini düşünüyor olabilirler.

Her ne kadar fotoğraf çekilmesinin gerçek bir sanat üretim süreci olup olmadığını sorgulayan John Berger’e katılmasam, fotoğrafın gerçek bir sanat dalı olduğunu düşünsem de, bu günlerde hemen herkesin sanki bir fotoğraf sanatçısı gibi davranmasının bu sanatı, bazılarının sandığı gibi, sıradanlaştırmadığını, değersizleştirmediğini düşünüyorüm ve hatta cep telefonları ile çekilen fotoğraflar sayesinde fotoğraf sanatının yeni anlamlara, yeni estetik kavrayışlarına ulaşacağını düşünüyorum.

Bu son dediğim bu yazının ana tezidir ve şimdi bu tezimi tarihte kısa bir gezinti yaparak size açmaya çalışacağım.

19'UNCU YÜZYIL SONU

Bugün cep telefonlarımız sayesinde herkesin kendini fotoğraf sanatçısı sayması durumunun sanat dalı fotoğraf olan insanları rahatsız etmesi normal, bu yeni olan bir gelişme de değildir.

Benzer koşullar 19’uncu yüzyılın sonunda da yaşandı. 1888 yılının yaz aylarında 34 yaşında bir banka memuru olan George Eastman annesinin gençlik soyadı K ile başladığından Kodak adını verdiği içindeki film ile çekime hazır olan bir fotoğraf makinesi kutusu icat etti ve bunu "Sİz sadece düğmeye basın biz gerisini yaparız" sloganı ile pazarlamaya başladı. Eastman Kodak gerçekten de reklam sloganında vaadedileni yapıyordu. Kutuyu alanlar sadece bir düğmeye basarak içindeki filmi döndürüp fotoğraf çekmeye hazır oluyorlardı.

Sonra film bitince onu yine bir düğmeye basıp sararak kutuyu içindeki film ile birlikte verilen bir adrese yolluyorlar ve o adreste filmler banyo edilip fotoğraflar size yollanıyordu. Böylece amatör fotoğrafçılar film takıp çıkarmak ve bunları karanlık odada banyo etmek gibi yorucu işlemlerden kurtulmuş olarak fotoğraf çekebiliyorlardı artık.

Bu yaşanılanın bugün yaşanılanlar ile benzerliği bariz. Bugün de bizler dijital teknoloji nedeniyle istediğimiz anda 1888’de olduğu gibi bu defa cep telefonlarımızla fazla yorulmadan istediğimiz fotoğrafı çekebiliyoruz.

Eastman Kodak fotoğraf kutuları çok popüler oldu. 19’uncu yüzyılın sonuna gelindiğinde bu aletlerden yaklaşık bir buçuk milyon adedinin piyasada olduğu ve bu kadar insanın fotoğraf çekmeye başladığı tespit edildi. (Bu bağlamda Metropolitan Müzesinin 'Heilbrunn Timeline of Art History Essays' dizisi içinde yayınlamış olan ‘Kodak and the Rise of Amateur Photography’ makalesini okumanızı tavsiye ediyorum.

HOBİ TEMBEL OLMAMALI

Buradan yola çıkarak yaygınlaşan amatör fotoğrafçılığın fotoğraf sanatını nasıl etkileyip onu değişirdiğini göstereceğim ama önce bir rahatsızlığımı belirtmeliyim. Amatör ruhun sanata katkısının kısa tarihini Amerika örneğiyle incelemek beni aslında rahatsız ediyor. Çünkü Amerikan insanının sürekli bir rahat etme, tembellik yapma ve hazza hızlı ulaşma arayışı varken bu ihtiyacın amatör ruhu bozabileceğine inanıyorum. Bu rahatı bir an önce zorlanmadan bulmak ve tembellik yapmak ihtiyacını ben uzun yıllar önce ‘Lazy Boy' (Tembel Çocuk) adı verilen koltuğu denerken tespit etmiştim. Normal oturulan koltuk sizin bir hareketinizle ya ayağınızı uzatarak oturacağınız hale geliyor ya da isterseniz 180 derece yatabileceğiniz yatağa dönüşüyordu. Bu hazza kendini fazla zorlamadan ulaşma arayışı mikrodalga fırınlarda, bunlarda ısıtılınca yenilmeye hazır soğutulmuş yemeklerde, fast food kültüründe ve hemen hayatın her dalında görülebilecek bir tavırdı.

Bu tembellikten taviz vermeden hazza hızlı ulaşma arzusu ucu bir sanatta olan her türlü hobiyi bozabilecek bir kültürdü, fotoğraf çekmeye merak saranlar bunu normal makineyle yapmaya girişeceklerine hazır film konulmuş kutularla işe kolay tarafından girişmeyi tabii ki tercih edeceklerdi ama bu da, zoru seçselerdi ve farklı yöne gidilseydi alınabilecek kaliteli sonuçları ve hobi ile başlayan uğraşın sanata olabilecek zengin katkılarını baştan engelleyen bir şeydi bence. Fotoğraf çekmeye hazır kutularla işe başlayıp da fotoğraf çekme işini sevenler bir de bu işe normal makinelerle başlayıp sevgilerini buradan geliştirseydiler olabilecekleri düşünebiliyor musunuz?

Bir ucu sanata bulaşmış hobilerde bu kültürel tavrın bozucu etkilerini resim sanatında da görmek mümkün, şimdi hayal meyal hatırlıyorum da bizde de TRT’de 1970’li yıllarda oynatılan bir Amerikan programı vardı. Programda Bob Ross adlı adam kitlelere resim çizmeyi kısa sürede öğreten dersler veriyordu. Amerika fotoğraf çekme konusunda olduğu gibi resim çizmeyi de halka kolay öğretmenin yolunu bulmuştu. Düzgün resim dersleri alacak yerde hobisini bu şekilde tatmin edenler kolaya kaçmadan düzgün yoldan gitselerdi neler başarabileceklerini bu sayede hiç öğrenemediler.

Anlayacağınız amerikan insanının kolaycı tavrının ben hobilerin sanata olabilecek potansiyel katkılarını bozduğunu düşünmekteyim ama yine de elimde olanla yetinip o kültürün egemenliğine rağmen amatör ruhun sanata katkısının nasıl oluğunu anlatmayı sürdüreceğim.

Şimdi başlayacağım bu bölümü oluştururken şu çalışmalardan yararlandım:

Marc Olivier, ‘George Eastman’s Modern Stone-Age Family: Snapshot Photography and the Brownie’, Technology and Culture, vol 48, no 1, January 2007, sayfa 1–19;

Paul Spencer Sternberger, Between Amateur and Aesthete: The Legitimization of Photography as Art in America, 1880–1900, University of New Mexico Press, Albuquerque, New Mexico, 2001

Andy Merrifield, The Amateur: The Pleasures of Doing What You Love, Verso, Brooklyn, New York, 2017

Robert A Stebbins, Amateurs: On the Margin Between Work and Leisure, Sage, Beverly Hills, 1979, p 260

Clement Greenberg, ‘Avant-Garde and Kitsch’, Partisan Review, vol 6, no 5, autumn 1939, sayfa 34–49

Ford, Colin, and Karl Steinorth, editörler. You Press the Button, We Do the Rest: The Birth of Snapshot Photography. London: D. Nishen, 1988.

‘The Amateur Tradition: Photography's Second Self (on the role of amateur photography throughout the medium’s history and ıts profiliation today’) International Center of Photography(ICP yayını)

Evet dediğim gibi milyonlarca insan yine milyonlara ulaştığı tahmin edilen sayıda fotoğraf çekmeye başladı. Çoğu bir sanatçının ruhunu, amaçlarını taşımadıklarından otaya çıkan fotoğrafların çoğu bozuk ve teknik açıdan hatalıydı. Önemli bölümü de direkt kötüydü. Sanat dalının bu şekilde avamlaşması fotoğraf sanatçılarının gayet tabii ki tepkisini çekiyordu.

Amatörler tarafından yaygınlaştırılan enstantane çekimler ve şipşakçı ekolün fotoğraf sanatında olması gereken tüm kaliteli nitelikleri yerle bir ettiğini söyleyen sanatçı ve galeri sahibi Alfred Stiglietz, Pictorialist Photographers adını taşıyan bir örgütlenme ile birlikte amatör fotoğrafçıları durdurmak ve fotoğraf sanatına yüksek sanatlar arasında hak ettiği yeri vermek için mücadele başlattı.

O mücadele başlattı diye gayet tabii ki kimse zevki ve şahsi hatıraları için fotoğraf çekmeyi bırakacak değildi tabii ama Stiglietz’in başlattığı tepki hareketi sanatçıların kendi sanatlarını sorgulamasına da neden oldu. İşte bu noktada benim bu yazıdaki tezimi oluşturan hobi ile başlayanın sanatı değiştirebileceği düşüncemi doğrulayan gelişme de oldu.

Amatörlerin çektiği fotoğrafların çoğu teknik açıdan bozuktu. Çoğunda çekilen konunun düzgün çerçevelemesi yapılmamıştı, çift pozlama ile görüntüler deforme de olmuştu ama sanatçılar bu örneklere bakarken bu teknik bozuklukların aslında kendilerine yeni anlatım yolları açmaya başladığını gördüler. Hatta bu amatör fotoğrafların sanat olarak müzelerde sergilendiği durumlar bile oldu (1998’de San Francisco Museum of Modern Art ‘ The Exhibition Snapshots: The Photography of Everyday Life, 1888 to the Present sergisini düzenledi ve 2000 yılında Metropolitan Museum ‘Other Pictures: Anonymous Photographs from the Thomas Walther Collection sergisini yaptı)

Yani amatörlerin çektiği teknik açıdan kötü fotoğraflar sanatçılara yeni fikirler vermiş, onları yeni çalışma yöntemlerine açmıştı..

Galiba 1956 yılında kültür teorisyeni Jacques Barzun’un dediği gibi 1930’lardan itibaren ABD kültüründe etkisi açısından amatörün yükselişi başlamış olmalıydı.

Hobi için çekilen fotoğraflarda kendisini yeni anlatım biçimleri için kullanabileceği yönler olduğunu gören ünlü fotoğraf sanatçısı Walker Evans amatörlerin yaptığı gibi sokakta çalışarak enstantaneler çekmeye başladı ve Amerikan hayatının rutinini çok güzel fotoğraflarla sanat haline getirdi.

EDWARD HOPPER

Ben Walker Evans’ın fotoğraflarını yine Amerikan hayatının rutinini çizen ressam Edward Hopper’in resimlerine benzetirim. Hopper de enstantane çeken fotoğraf sanatçısı gibi ilgisini çeken konuyu ilk önce skeç halinde hızlı çizer sonra da onu tablo haline getirirdi. Durmadan eşi Marhe’nin gündelik rutin hayatınıın resmini çizen Pierre Bonnard da evde gördüklerinin ilk önce hızlı skecini kayda alır sonra onu tablo haline getirirdi.

Şipşak çekimler ile skeç çalışma arasında bağlantıyı ilerde incelemek ve yazmak üzere burada not aldım.

Fotoğraf sanatı üzerine çalışması olan ‘Diana and Nikon’da Janet Malcolm’un da incelediği sanatçı Gary Winograd da Walker Evans gibi yaptı ve amatörlerden esinlenerek sokakta enstantane çalışmaya geçti ve New York sokaklarının rutini üzerine harika fotoğraflar çekti. Winograd’ın fotoğraflarını George Eastman’ın evinde sergilemeyi tercih etmiş olması da aradaki bağlantıyı ortaya koyması açısından ilginçtir.

Malcolm’un kitabının ana konusu olan Diana Arbus’un da bu yöntemle çalışmış olduğu söylenebilir.

Anlayacağınız ben herkesin cebindeki cep telefonu ile bir tür fotoğraf sanatçısı haline gelmesinden dolayı rahatsız değilim. Çünkü aynı 19’uncu yüzyıl sonu ve 20’nci yüzyıl başında olduğu gibi bu fotoğraflardan da sanatta yeni açılımlar için yeni teknikler yeni bilgiler geleceğini düşünüyorum.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00