Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin


Adorno’yu anlatmak bağlamında Los Angeles’ın Baudrillard kavramıyla belki de hiper-gerçeklik olarak tanımlayabileceğimiz kültürel yaşamına da bir değinmiştim. Konu hakkında kaynak çalışması yaparken bence hiper-gerçeklik kavramına yeni bir tanım getiren ve ‘yaratıcı sanatsızlık’ kavramının belki de tanımını oluşturabilecek bir olay ile karşılaştım.

Los Angeles’ta ünlü yıldızların oturduğu evlerin bahçe kapılarını göstermekten ibaret olan turlar var. Bu turların hemen hiç birisinde orada oturduğu söylenen yıldızı görebilen olamadığı halde bu turlara ilgi sürüyor.

İnsanların orada olduğunu düşündükleri yıldızlar hakkında düş kurma ihtiyaçları olmalı herhalde. Şehir hakkında çalışmalarımda yıllar önce kendisine ‘Gecikmiş paparazzi’ adını veren bir ‘sanatçı’ da olduğunu gördüm.

Şöyle çalışıyormuş bu 'Gecikmiş paparazzi'. Diyelim Tom Cruise bir parkta sevgilisiyle el ele otururken görülmüş olsun. Onlar o parktan gittikten çok sonra bizim paparazzi geç gelip, orada oturmuş oldukları söylenen boş park merdiveninin fotoğrafını çekiyor ve o fotoğraf 'Burada Tom Cruise ve sevgilisi oturmuşlardı’ başlığıyla bir sanat ürünü olarak sunulabiliyor.

Adamın bu şekilde çekilmiş birçok boş sokak, boş restoran masası ve boş bar kapısı girişi fotoğrafı bulunuyor hepsinde de bazı ünlülerin daha önce orada oldukları söyleniyor. Fotoğraflarda kimse görülmediğinden gecikmiş paparazzi ismi de oradan geliyor.

Tabii benim yaratıcı sanatsızlık diye adlandırdığım bu tür girişimlerin kökeni aslında 1917 yılına kadar uzanıyor.

O yıl New York’ta bulunan (Independent Artists Exhiibition) Bağımsız Sanatçılar Sergisi’ne sanat ürünü diye gönderilmiş nesneyi gören sanatçı George Bellows şöyle bir uç tepki vermişti: "Ne yani bundan sonra bir kişi at dışkısını tuvale yapıştırıp gönderirse onu da sanat ürünü mü olarak kabul edeceğiz."

Bu sorunun yöneltildiği Arensberg, bağımsız sanatçılar sergisinin yetkililerindendi ve soruya "Evet korkarım ki bundan böyle öyle yapmak zorundayız artık" demişti.

Bu tartışmaların ortaya çıkmasına neden olan kendisinin sanat olarak kabul edilmesini isteyen nesne bir pisuardı ve gönderen de Marcel Duchamp’dı. Duchamp bu pisuarı 5. Cadde'nin güney taraflarında bulunan bir tesisatçı dükkanından satın almış ve üstünde hiçbir çalışma yapımdan o haliyle sadece üstüne R. Mutt diye imza atıp bunun bir sanat ürünü olduğunu deklere etmişti.

Biliyorsunuz Duchamp’ın bu pisuarı daha sonra sanat tarihinin sayfalarına geçti ve yaratıcı sanatsızlık alanında daha sonra yapılan birçok deneyin de başlangıcı oldu.

Daha sonra George Bellows’un da korktuğu oldu ve Piero Manzoni adında bir ‘sanatçı' kendi dışkısını konserve kutusuna koyarak bunun bir sanat olduğunu deklere etti. Manzoni aynı zamanda güzelliğin ve kalite anlayışının burjuvaziye ait kavramlar olduğunu da söylemekteydi.

1960’ların başında Robert Morris 'Estetik Geri Çekilme Bildirgesi' (Statement of Aesthetic Withdrawal) başlığını attığı bildirisinde kendi sanatının tüm estetik nitelik ve içerikten yoksun olduğunu ve sanatta doğru olanın da bu olduğunu söylüyordu. Döneminde bu bildiri sanat çevrelerinde hayli tartışılmıştı.

Bu tür yaratıcı sanatsızlık girişimlerinin kökeninin Duchamp’da olmadığı ve bu kökenin asıl Manet’den Van Gogh’a ve Picasso’ya kadar bizim güzel olarak kavramlaştırdığımız şeyleri farklı ele alan ve güzel kavramını yeniden tanımlayan sanatçılarda olduğu da söylenmiştir.

Francis Bacon "Vücut oranlarında bir tuhaflık bulunmayan hiçbir mükemmel güzellik yoktur" diyerek durumu özetlemiş olabilir. Yaratıcılığı yok edemeyeceğimize göre bu vücudun ve diğer her şeyin oranlarıyla oynayan ve sanatsızlığı yaratıcı yapan beyinler hep olacak ve iyi ki de olacaklar çünkü onlarsız hayat son derece tek düzey olabilirdi.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00