Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin


Büyük şair W.H. Auden kendisinin bir şair olarak değil bir sanatçı olarak anılmasını istemiş çünkü cümlelerle bir sanatçı gibi ilişki kurduğunu onlara sanatçı duyarlılığı ile düzen verdiğini söylemiş.

Montaigne’nin kendi denemelerinin çeşitli düşüncelere bir sanatçı duyarlılığıyla bir biçim verilmesinden ibaret olduğunu düşündüğünü okuduğum günden bu yana bazı yazarların, örneğin bir James Joyce’un, gerçekten birer sanatçı gibi algılanmaları gerektiğini ve yazı yazmayı sanat düzeyine çıkaran insanlara hak ettikleri kıymeti vermemiz gerektiğini düşünüyorum.

İşte bu yüzden kendisine sanatçı denilmesini isteyen Auden’in de bu yüzden hayatını biraz inceledim.

Aslında W.H. Auden’e ilgim yıllar önce Washington’un Dupont Circle yeraltı istasyonundan, yürüyen merdivenle çıkarken istasyonun duvarlarında okuduğum onun İkinci Dünya Savaşı yaralı askerleri için yazmış olduğu şiirden cümleler okuduğum günden bu yana sürüyor.

O şiirlerde genç erkeklere yönelik yoğun duygular da net hissediliyordu.

Ama ben hemen bir sonuca varmadım ve hayatını inceledim. Tahminim doğruymuş Auden eşcinselliğin toplumda henüz bugün olduğu gibi kabul edilmediği bir dönemde eşcinselliğini açık bir biçimde yaşamaya çalışmış. Sadece yaşamakla da kalmamış bunu şiirlerinde de anlatmak istemiş. Toplumun henüz buna hazır olmadığı bir dönemde şiirlerinde kendi cinselliği hakkında dürüst olabilmesi ancak şairin cümlelerini o bahsettiği sanatçı duyarlılığıyla kurabilmesi sayesinde olabilmiş. Yani bence Auden’in kendine yakıştırdığı sanatçılığı özelikle eşcinsel duygularını şiirin içine tepki çekmeyecek bir biçimde yedirebilmesinden kaynaklanıyor olabilir.

Aslında bugün konum bu değil asıl konum fotoğraf sanatçısı Richard Avedon. 1940’lar sonunda Harrper’s Bazaar, Vogue gibi şık dergilerde çalışan Avedon, moda fotoğraflarıyla, meşhur kadınları çektiği fotoğraflarla meşhur olmuş bir fotoğraf sanatçısıydı.

Bu çalışma alanı nedeniyle diğer fotoğraf sanatçıları tarafından küçümsenir ve fotoğrafları yüzeysel bulunurdu.

Sonunda 1969 yılında isyan etti ve moda alemiyle ve şık dergilerle artık çalışmayacağını ilan etti ve bundan sonra hayatın gerçeğini tam gösteren gerçekçi portreler çekerek fotoğraf sanatına devam edeceğini söyledi.

Hayatının bu evresinde neler yaptığını bana önemli gelen bir örnek ile daha sonra anlatacağım ama ilk önce Avedon’u şair Auden’e bağlayan gelişmeyi anlatmalıyım.

W.H. Auden
W.H. Auden

İkinci Dünya Savaşı'nın sona erdiği günlerde kar fırtınasının yaşanmakta olduğu New York sokaklarında Avedon dolaşıyormuş. Birden karşıdan Auden’in geldiğini görmüş ve fotoğrafı çekmiş. Ben bu fotoğrafa baktığımda çekilen adamın Auden olduğunu bilmeseydim o yürüyen kişinin karlı bir günde işyerine yürümekte olan bir memur veya bir barmen olduğunu düşünürdüm. Aslında kışlık kıyafeti İngiliz stili ile Amerikan stili arasında bir karışımdı ama o kadar sıradandı ki adam kıyafetiyle, fiziğiyle öyle rutin ki, öyle sıkıcı bir görünüm veriyor ki insanın sıcak duyguları ancak onun Auden olduğunu öğrenince olabiliyor.

Ben Avedon’un çekmiş olduğu bu Auden fotoğrafını görünce August Sander’in 1914’te çekmiş olduğu ‘Üç genç çiftçi' fotoğrafını hatırladım.

Büyük ihtimalle evlerinde ihtimamla saklamakta oldukları takım elbiseleriyle yakındaki köye bir partiye katılmak için yürüyerek gitmekte olan çiftçilerin bu fotoğrafı, çekilmiş olduğu yılda Almanya’nın kültürü ve sosyal koşulları hakkında içerdiği anlamlar ile ve belki de daha da önemlisi giymekte olduğumuz kıyafetlerin bizleri nasıl bir sınıfsal kimliğe ittiğini de göstermek açsından fotoğraf sanatının tarihine geçmiştir.

John Berger de ‘The Suit and the Photograph’ (Kıyafet ve Fotoğraf) başlıklı denemesinde (Selected Essays sayfa 264) sınıfsal kimliklerimiz ve kıyafetlerimizin anlamı açısından bu fotoğrafın detaylı bir analizini yapmıştır.

Bu üç çiftçi giymekte oldukları takım elbiseleri hak ettiği gibi taşıyamıyorlar üzerlerinde, üçünde de kendi sınıfsal ve sosyal ortamlarından farklı sınıflar ve ortamlarına ait olma çabası içinde oldukları görülebiliyor. Ellerinin fiziksel yapısı bile o tür takım elbiseleri rutin giyenlerin el yapılarından farklı.

Auden de her ne kadar İngiliz ve Amerikan stilleri senteziyle kışlık kıyafet oluştursa da onun da kıyafetine pek alışamadığı hissi oluşuyor insanda fotoğrafa bakınca. Auden de içinden çıkmış olduğu sınıfa uygun değil sanki şiirleriyle hitap ettiği sınıflara özendiği için giyinmiş gibi bir izlenim oluşuyor insanda. Bir de tabii bir eşcinsel olarak aslında nasıl giyinmek istediği sorunu da var ortada.

Yani bu iki fotoğraf da sınıfsal baskıların insanların giydikleri kıyafet konusunda nasıl belirleyebileceğini gösteriyorlar bence. Berger’in bahsetmiş olduğum analizini okursanız takım elbiselerin sınıfsal kökenleri konusunda daha derinlikli bilgi edinebilirsiniz.

DERİNLİK YÜZEYDEDİR

Auden meselesine girmeden önce kendisine yönelik yapılan yüzeysel olmak suçlamalarına isyan eden Richard Avedon’un 1969 yılında "yüzeysel diyorsunuz ama derinlik yüzeydedir, yüzeyi çalışmadan derinliği bulamazsınız" diyerek porte çalışmalarına girdiğini söylemişim.

O günden itibaren çektiği her kadının fotoğrafında gerçekliği hep net vermeye dikkat etti. O güne kadar hep güzel ve şık kadınların fotoğrafını çekmiş olan Avedon artık özellikle kadınlarda yaşlanmayla birlikte gelebilecek yıpranmaları gösteren fotoğraflar çekmeye başladı. O yüzlerde yaşanmışlıkla gelen bir derinliğin olduğunu düşünüyor ve fotoğraflarıyla bunu vermeye çalışıyordu.

Bu yaşanmışlıkla gelen derinliği göstermek için sadece portre de çekmekle kalmadı, örneğin ünlü balet Nureyev’in ayağının yakın çekimini yapıp onun ayağının fiziksel yapısının bir usta balet olabilmek neler çektiğini gösterdiğini söyledi fotoğrafıyla.

Avedon’un bu söylemle çekmiş olduğu kadın portreleri Beverly Hills Gagosian Galeri’de Richard Avedon Women adıyla 2013 yılında sergilendi.

Ben beni çok etkilemiş olan Karen Blixen veya diğer adıyla İsak Denisen’in fotoğraflarına değineceğim bugün. Bilixen’in fotoğraflarında yaşlanmakla birlikte gelen hayatın tüm yorgunluğu ve tecrübelerinin çizgileri en ince noktasına kadar görünüyor. Ama ona rağmen kadının bir zamanlar ne kadar güzel olduğunu da hissediyorsunuz. Avedon, Blixen bir yazar olduğu için kadının ellerini de yakın çekimle çekmiş ve yaratıcılığın yorgunluğunu taşıdığını söylüyor o ellerin. Bu fotoğraflar hakkında usta yazar Truman Capote de kapsamlı yazdı.

Ne bileyim ben Avedon’un eskiden çekmiş olduğu Brigitte Bardot fotoğrafını da sevmişim ama Blixen fotoğrafı bana onun aslında ne kadar önemli bir sanatçı olduğunu tekrardan gösteriyor.

*

Danışılan kaynaklar:

- What Becomes a Legend Most: A Biography of Richard Avedon,yazarı Philip Gefter

-‘Otherwise Known as Human condition’ Yazarı Geoff Dyer s.25

- ‘Selected Essays of John Berger’ sayfa 274

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00