Esrarengiz füze ve yüzyılın komplosu
NEWYork'taki son gecemde yatakta uzanmış, "Neyse bu defa olaysız, heyecansız bitiriyorum geziyi, rahat döneceğim" diye düşünürken televizyonda California sahilinden atılmış olan esrarengiz füzeyle ilgili haberi gördüm. Üstelik bir amatör, olayı baştan aşağıya
görüntülemişti. Füzenin kimin tarafından atıldığı belli değildi. Askerler füzeye "Bizim değil" demekle birlikte bunun bir füze olmadığını da söyleyemiyorlardı. Hemen hükümetin bu gibi durumlarda kullanmak üzere kadrosunda tuttuğu "tarafsız bilim adamları" devreye girdi ve bunun füze olmadığını, sadece yükselen bir uçağın yarattığı göz aldatması olduğunu anlatmaya başladılar.
Yatağımda doğruldum. Gözümün önünde bir operasyon yapılıyordu. Bir olayın üstünün kapanmaya çalışıldığı kesindi. "Bırak gitsin hiç bulaşma. Bulaşırsan çıkman zor da" dedim ama merakımı bastıramıyordum. GRUP'u mutlaka görmeliydim. Onlar bu gece mutat yerlerinde mutlaka toplanıyorlardır. Acele edersem ben de katılabilirdim ve olaysız biteceğini düşündüğüm seyahatimin artık bir hayal olduğunu gördüm. Saat henüz 19.00 olmamıştı. ABD'de gece ana haberleri, üç ana kanalda da saat 18.30'da başlar. GRUP'a mutlaka ulaşmalıydım.
GRUP'UN TOPLANTISI
Tam zamanını bilmiyorum, bu GRUP ile yıllar önce tamamen tesadüfen sık yaptığım New York ziyaretlerinden bir tanesinde tanıştım. GRUP, hükümetin ve derin devletin yaptığına inandıkları gizli operasyonları açıklamak ve deşifre etmek amacıyla kurulmuş bir sivil inisiyatifti. Radikal görüşlere sahip olan insanların başını çektiği GRUP, açıklanamayan önemli bir olay olduğunda daima aynı yerde akşam saatlerinde toplanıp komplo teorileri oluştururdu.
SQUARE PARK
Toplantılarına paranoyak bir hava hâkim olan GRUP'un içinde doktora düzeyinde öğrenci ve akademisyen ağırlığı var. Hocaların çoğu New York ve New School for Social Research üniversitelerinden idiler. (Bu sonuncusu, benim master yaptığım eski okulumdur.)
Birden soğumuş olan, çok sevimsiz New York karanlığına attım kendimi. Toplantı yerinin adresi bende yok, ancak vardığımda çıkarabileceğim bir yerdeler. Bu yüzden eski gidiş yolumdan aynen gitmeliyim bu gidişime de. Grand Central'dan bindiğim tren ile 14. Sokak durağında indim. New School binasını tanımakta zorlandım, bazı değişiklikler olmuş ama binanın köşesinden Washington Square Park'a doğru yürümeye başladım. Park karanlıkta ürkütücü görünüyordu. Bir süre sonra önüme bildiri dağıtan öğrenciler çıktı.
GRUP örgütlenme işini büyütmüştü galiba. Sonra toplantının yapıldığı binanın önüne geldim. Soğuk havaya rağmen kapıya bir kahve masası koymuşlardı. İsteyene bedava kahve veriliyordu. Toplantıya gelenler yanında birkaç evsiz de kahve alıyordu. Kahvemi aldım, arzu edenin para bırakabileceği kutuya 5 dolar attıktan sonra içeriye girdim. Küçük salon tıklım tıklımdı. Kendime zor bela bir yer buldum. Çok heyecanlı bir hava vardı ve gündem maddesi de tekti, tam tahmin ettiğim gibi. O gün yaşanan esrarengiz füzeyi konuşacaklardı.
Hemen üzerinde anlaşma sağlanan birkaç tespiti aktarayım size:
1- Bu füzenin beklenmedik bir biçimde yanlış giden bir devlet operasyonu olduğu kesindi onlara göre.
2- Bu füze GRUP'a, yıllar önce yaşanan bir başka derin devlet operasyonunu hatırlatıyordu. Atlanta Olimpiyatı'nı izlemek için ABD'de bulunduğum için tesadüfen şahit olduğum bu operasyonda, JFK Havalimanı'ndan kalkan bir yolcu uçağı kalkışından hemen sonra bilinmeyen nedenlerle okyanusa düşmüş ve çok sayıda insan ölmüştü. GRUP bu olay üzerinde çalışma başlattı. Daha sonra bir Mısır uçağı da JFK'dan kalktıktan sonra kontrolden çıktı ve okyanusa çakıldı.
İKİZ KULELER'İN TATBİKATI YAPILDI
GRUP, derin devletin o hava koridorunda, uçakların kumandasını uzaktan devralma tatbikatı yaptığını iddia etmeye başladı. Birçok yazı yazıldı bu konuda. Çoğunuzun haberi yok bundan; çünkü merkez medya bu gibi şeyleri haber saymıyor. Oysa gizli merkezlerin yerleri, komutanların adları ve hükümetin tatbikata yeşil ışık veren emir zinciri ortaya çıkarılmıştı.
3- Bunların hepsinden sonra İkiz Kuleler'e saldırı olunca GRUP, bilin bakalım hangi önceki hazırlıkları hatırlayıp bunun derin devlet tarafından yapıldığını anlatmaya başladı. Daha önce yapılan uzaktan kumanda tatbikatlarının sonucu, İkiz Kuleler operasyonunda alınmıştı bunlara göre. Ben bu olayın konuşulduğu toplantıya katılmış ve "Bir hükümet bu kadar kendi vatandaşının katletildiği operasyonlar yapabilir mi?" diye bir soru da sormuştum. Herkes bana masum bir çocukmuşum gibi davranmıştı. Onlar bu gücün kesinlikle çok acımasız olduğuna emindiler.
BÜYÜK BİR YENİ OPERASYON GELİYOR
4- Son füze olayında bu tarih de hatırlatıldı; çünkü bunlara göre derin devlet çok daha büyük yeni bir operasyonun peşindeydi. Esrarengiz füzenin görülmesinden bir süre sonra bir yolcu gemisinin denizin ortasında bütün sistemleri aniden sıfırlanıp durması da bir derin devlet operasyonu olduğunu gösteriyordu. Yine bir bölgede bütün elektronik sistemlerin dondurulacağı bir günde bir füze saldırısı olacaktı onlara göre.
Sistemler durdurulacaktı; çünkü otomatik anti füze savunma sisteminin devreye girmesi istenmiyordu. Amerikan halkı, İkiz Kuleler saldırısından çok daha büyük bir komplonun içine çekilmek üzereydi. Başkan Obama'nın bu konudan katiyen haberi yoktu.
İÇİM ÜRPERDİ
Bu tür toplantılarda konuşanlar bilgili insanlar olduklarından, anlattıkları bir süre sonra size çok mantıklı gelmeye başlar. Doğrusu ben duyduklarımdan korkmuştum. Toplantıdan erken ayrıldım. Soğuk ve karanlığa çıktığımda kafamda paranoyak fikirler dolaşıyordu. Bir bar bulup girmek için Washington Square Park'tan Greeenwich Village'e doğru geçerken takip ediliyormuşum hissine kapıldım. Ve duyduklarımın bundan sonra yıllarca bazı çevrelerde tartışılacağını ve belki de yüzyılın komplo teorisi sürecine girmek üzere olduğumuzu düşündüm.
Soğuktan mı yoksa korkudan mı bilemiyorum ama titremeye başlamıştım.
Sonra asıl tehlike başladı
LK yazımda anlattığım toplantıdan sonra otel odama vardığımda içim rahatlamıştı. Tam sakinleşiyordum ki asıl tehlike başladı.
Çünkü artık tamamen delirmiş olduğuna inanmakta olduğum gezi arkadaşım Uğur Cebeci yanıma gelebilirdi. Nitekim maalesefgeldi de. Onu görünce bir insanın etrafına kendisini tamamen delirmiş, kafayı üşütmüş olarak kabul ettirmesinin ne kadar da büyük bir avantaj olduğunu görmeye başladım.
Çünkü o ne kadar tuhaf bir hareket yaparsa yapsın kimse ona şaşırmıyor ve sesini çıkaramıyor. Uğur aynen benim dedeme benziyor. Dedem elinde vesika taşıyan bir deliydi ve adam öldürmeye teşebbüs etse bile yakalanamıyordu. Bunu biliyorum; çünkü en azından üç adam öldürmeye tam teşebbüsü vardı ve hepsinden de vesikasını göstererek kurtuldu.
Uğur'un bir deli vesikası var mı bilmiyorum ama bir an önce edinse iyi olur. Çünkü o bu tür vesikayı çoktan hak ediyor ve kısa sürede bir adam öldüreceği de kesin, vesika işe yarayabilir yani.
Bu gezimizden benim öğrendiğim büyük bir ders var. Deliler bence çok yaratıcı küfür edebiliyorlar. Babam, babasının da öyle olduğunu söylüyordu, Uğur da öyle. 100 cümle konuşsa bunların daima 99'unda yaratıcı ve aslında çok da komik olan bir küfür bulunuyor. Bu yüzden onun hakkında sahte dinleme kayıtları çıkarılabilmesi mümkün olamıyor.
Çünkü sadece o bu kadar güzel küfür edebiliyor, bunu kimsenin taklit edebilmesi mümkün değil. Neyse onunla uçak seyahatini kazasız belasız atlattım da vardım ülkeye. Onunla neredeyse 10 saat boyunca aynı kapalı alanda kalmayı akıllı insan yapmaz ama ben yaparım; çünkü akıllı olmak gibi bir iddiam yok. Delinin arkadaşı da deli olursa sonuç eğlenceli olabiliyor, bu da kesin artık.
Alain de Botton
BU kez aldığım kitaplar arasında Alain de Botton'un son "A Week at the Airport' kitabını büyük heyecanla okumaya başladım. Yazar bir hafta boyunca havaalanında yaşıyor ve yazısını da oradan ayrılmadan yolcular arasında yazıyor. Sonuç çok güzel, çok eğlenceli olmuş. Bu da bana aynı şeyi uçaklarda denemeyi düşündürüyor.
Son zamanlarda olağanüstü fazla seyahat etmeye başladım. Deli kadar olmasa da uçuşlar hakkında bilgi sahibi oldum, uçuş ri-tüellerini biliyorum artık. Yolcu davranışı gözlemlerini de rahat yapıyorum. Yazımı da uçuş anında yazacağım. Botton'unki ile aynı türde bir kitabı ben de "Uçaklarda Geçen Zaman" adı altında denemeye karar verdim. Kitabımı da Uğur Cebeci'ye atfedeceğim; umarım onu daha da delirtir de sonunda tımarhaneye kapatırlar, biz de rahat ederiz biraz.