Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        OLACAĞI ameliyatta babamın yanında bulunmak için Ankara'ya varmamın üzerinden 15 dakika bile geçmeden bu kararımın çok yanlış olduğunu dehşet içinde fark ettim.

        Çünkü otobüsten indikten 10 dakika sonra, babamın her gün aynı saatlerde oturduğu Big Chefs bistrosunda sadece ona ayrılmış bulunan masadaydım. O her gün aynı saatte, aynı masaya gelip aynı sandalyeye oturuyor, aynı zamanlamayla aynı içkilerini içiyor ve aynı zamanda ayrılıp evine gidiyor. Ve gördüğüm kadarıyla hep aynı kadınları, aynı zamanlarda taciz ediyor.

        Bu rutin her gün aynen hiç aksamadan yaşanıyor.

        Bana kadınların anlattığı olayları burada size tekrarlayamam; çünkü hepsi de çok ayıp ve utanç verici. Şöyle düşünün, eğer ben bile bir hareketten utanç duyabiliyorsam, o hareket gerçekten utanç vericidir ve halkın gazetede okuması için uygun değildir.

        ONLARI DİNLERKEN TAHRİK OLDUM

        Kadınlar olan bitenleri hiç sansüre uğratmadan net biçimde anlatıyorlardı. Her şey o kadar canlıydı ki bir tanesine artık dayanamadım ve "Ben de yaşlı görünebilirim ama henüz 56 yaşındayım ve eğer çok konsantre olursam, hele de bir hap alırsam, harekete geçtiğim zaman beni babam gibi yarıda durduramazsın. Hem ben de en az babam kadar sapık ruhluyumdur, hikâyeyi anlatmayı kessen iyi olacak" dedim.

        Uyarımı anladı ama son olarak bana, "Ne ben ne de diğer kadınlar babanı durdurmadık. Biz söylemedik, kendisi aniden yarıda kesti, hatta durmamasını bile söyledik ona" dedi. Babama, "Neden böyle yaptın, bu davranış sana hiç yakışmamış" dedim. Kendisinin kadınları bir prensip gereği ellediğini, aslında hepsinden de sıkıldığını anlattı.

        Ben 85 yaşındaki bir adamın bu kadar aktif bir biçimde tacizci olabilmesini anlayamayacağımı düşünürken, babam kendisini biraz anlayabilmem için bana maalesef gençliğini anlattı. Anlatırken de masaya gelen kadınlarla öpüşmesini sürdürüyordu. Babam orada konsomasyona çıkmış bir adam gibiydi, sadece içkileri o ısmarlıyordu.

        Babam eskiden Ankara'da Samanpazarı ile Kale arasında oturuyormuş.

        Ben bir ara, "Acaba genelevde mi doğdu" diye panikledim ama değilmiş, oraya yakınmışlar. Orada doğmamasını bu yazı açısından bir şanssızlık olarak görüyorum.

        Gençliğinin önemli bölümünü Niğde Şarabevi'nde geçirdiğini söyledi.

        "O yer neredeydi?" diye sordum. "Bunu bilmeyecek ne var canım; gayet tabii ki Acem'in meyhanesinin 100 metre ilerisinde soldaydı" diye cevap verdi.

        Ben, "Peki Acem'in meyhanesi nerede?" diye tam soracaktım ki bundan son anda vazgeçtim. Çünkü birden anladım ki babam için bütün adresler meyhane ve barlara göre ayarlanmıştı. Ameliyatına giderken bile yolu şoföre, "Şu meyhaneden sola dön, şu barın yan sokağına gir" diye tarif etti. Babam için Ankara'da başka bir şey yoktu.

        Niğde Şarabevi'ni neden tercih ettiğine gelince; bu yerde eskiden şarapların içine sigara külü koyarlarmış ve bu da iyi kafa yaparmış. O yerin babam dışındaki müdavimleri hamallar, esrarkeşler ve katillermiş.

        Babam o yıllarda içkilerin yanı sıra günde 10 adet de Mogadon içtiğini söyledi. Bu Mogadon, daha sonra yasaklanan bir uyuşturucudur. Bir tanesi bile iri ve güçlü bir mandayı uyuşturacak kadar güçlüydü.

        Babam o şarabevinde, serseriler arasında her gün 16 kadeh şarap içerek felsefe kitapları okuyormuş.

        O yerin sahibi çok da sosyal sorumluluk sahibi bir insanmış; çünkü babam 17'nci kadehi istediğinde katiyen vermiyormuş. Bu da adamın sosyal sorumluluğunun bir kanıtıymış. Babamın sosyal sorumluluk nosyonu bundan ibaret.

        Bir gün babamın sessizce kitap okuyarak şarap içmesine sinirlenen bir adam, kalkmış yanı başına gelmiş ve cebinden çıkardığı tabancayı babamın kafasına dayamış. Emniyeti de açmış, "Neden durmadan okuyup duruyorsun, o okuduğun kitapta ne anlatılıyor" diye sormuş.

        Babam okuduğu felsefe kitabını adama anlatmış ve o arada şarabını da yudumlamayı sürdürüyormuş. Onu dikkatle dinleyen adam silahı indirmeden öyle duruyormuş, ama bir süre sonra silahını cebine sokup babamın karşısına oturmuş ve yüksek sesle ağlamaya başlamış.

        Hayatın ne kadar da anlamsız olduğunu söylüyormuş durmadan, sonra babamla birlikte içmelerini sürdürmüşler. O günden sonra orada hiç kimse babama bulaşmamış, herkes uzak durmuş ondan.

        GÖRGÜ KURALLARI

        Sonra babam, ailesinin kendisini çok iyi yetiştirdiğini ve bütün görgü kurallarını onlardan öğrendiğini anlattı.

        Bir gün dedem, babamın içmekte olduğu meyhaneye gelmiş ve ona "Rakı mı içiyorsun?" diye sormuş. "Evet" cevabını alınca "Aferin çocuğum" dedikten sonra devam etmiş: "Bir daha rakını susuz içtiğini görürsem seni öldürünceye kadar pataklarım." Ayrıca "Bir daha benim içtiğim meyhanede seni görmek istemiyorum, anlaşıldı mı? Haydi şimdi s....r git başka meyhaneye" diyerek sözünü bitirmiş.

        Babam benzer görgü dersini bir de İstanbul'da amcasından almış. O günlerde amcam her akşamüstü boğaz vapuruna biner ve her durulan iskelede bir tek ata ata Çengelköy'e gelip orada iskele meyhanesinde içmesini sürdürürmüş.

        Bir gün babam da o meyhaneye gitmiş ve içeriye girer girmez amcam, "Benim içtiğim yerde sen içemezsin" diyerek babamı kovmuş. Babam da karşıdaki meyhaneye gitmiş. Babam iskele meyhanesine korkudan bir daha gidemedi, 60 yıl sonra ancak benimle gidebildi oraya.

        Babamın ailesinden aldığı tek görgü dersi bundan ibaret. Bu onun düzgün yaşaması için yeterli olabiliyor.

        Bu nedenle birkaç yıl sonra 90 yaşına girecek olmasına rağmen kendisi hâlâ çok tehlikeli ve bence yakında tutuklanması gerekecek.

        Otoriteler, kadınlardan bir şikâyet gelmesini hiç boşuna beklemesinler; gördüğüm kadarıyla bu şikâyet hiç gelmeyecek.

        Tutuklanmasında bir kamu yararı varsa bence şikâyet beklenmeden hemen tutuklanması gerekiyor.

        Dün yolda dönerken

        OTOBÜSTE babamı aradım "Nasılsın" diye sormak için, o da "Masamdayım ve viski içiyorum" dedi. Saat sabah 11.20 idi, bilmem anlatabiliyor muyum?

        Günün geri kalan bölümünü, Ankara polisinden gelecek telefonu bekleyerek geçirdim.

        İnce planlar

        RANA'nın yaptığı ince planlar ve müthiş zamanlama nedeniyle biz aile olarak havada felaket yaşandığı her zaman seyahate çıkmak zorundayız.

        Bizim aileyi 10 santim kar kesmez, "İlla en az iki metre kar olmalı" der gibi yaşıyoruz son zamanlarda.

        Benim gibi kardan hoşlanmayan, kara karşı romantik tek duygu beslemeyen bir

        adam için hayli acıklı bir durum bu; hayatımın diğer acılarının yanına bunu da

        yazdım.

        Bu arada "Acılarım" başlıklı liste de hayli uzadı; bir gün "Acılarım Top 10"

        listesini yayınlamayı da düşünüyorum.

        Diğer Yazılar