Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        BİLİNENİ tekrarlamak, hiçbir konuda yaratıcı fikir öne sürmemek, senden bekleneni en düz biçimde yazmak, sadece sana alkış tutacak cemaatinin beğeneceği türde yazılar yazmak, bu ülkede aydın ve demokrat sayılmak için yetebiliyor.

        Toplum genelde vasatlaşıyor ama aydınların vasatlaşması yıllardır sürüyordu. Sadece bazı sembollerle yaşayabilen, sadece belirli kalıplar içinde kalarak konuşabilen, bunu başardığı takdirde cemaatinin diğer üyelerinden alkış ve destek bulanlara aydın deniliyor bu ülkede. Aslında ikiye de ayrılıyorlar: Körler ve sağırlar grubu bir; körler ve sağırlar grubu iki. Her grup birbirini ağırlıyor, kendilerinden çok mutlular, kalıp halindeki düşünceleri yeniden duyduklarında çok mutlu oluyorlar, birbirlerini alkışlıyorlar.

        Çok genelleme yaptığımı düşünüyorsanız şöyle ifade edeyim meseleyi: Bu aydın cemaati, olduğundan büyük görünecek kadar ses çıkardığı için hakkında böyle genellemelerle yazılmayı hak ediyor.

        BİR YARIŞMA OLSA

        Şimdi bu ülkede Acun Ilıcalı "Aydın Sizsiniz" adlı bir yarışma düzenlese, en aydın, en demokrat olanın seçilmesi için sadece tek bir soruya evet denilmesi yeterli olacaktı.

        Seçilen kişi, acaba Nedim Şener ve Ahmet Şık hakkında yeterince duyarlı tavır alabilmiş midir? Belirleyici, ayırıcı, kategorize edici en önemli soru bu.

        Gerçek Türk aydını sayılmak için Nedim Şener, Ahmet Şık konusunda duyarlı olmak yeterli ve tek önkoşul gibidir. Bu konulardaki yazılar için birbirlerini alkışlarlar, desteklerler, internette hareketler, övgüler örgütlerler. Sadece bu yüzden bile en sıradan, en bilinen lafları alt alta sıralayan bazı yazılar, daima konuşma konusu yapılmıştır.

        Herhangi bir kahvehanede, "Ne olacak bu Türkiye'nin hali" sohbetlerinde söylenen sıradan sözleri alt alta yazmaktan ibaret olan yazıların da "iyi yazı" diye damgalanıp alkış almasının örnekleri çoktur bu ülkede. Bu sözde aydın cemaati nedeniyle medya da son derce hızla vasatlaşıp sıradanlaşmıştır.

        CEMAATLERİ İSTİYOR DİYE TAVIR ALIRLAR

        Vasat aydınımız, Nedim Şener'in ve Ahmet Şık'ın tutuklanmalarına prensip itibarıyla karşı çıkmaz, o tutuklamaların ülkedeki adil işlemeyen adalet sisteminin bir sonucu olduğunu ve sadece basit bir gösteri yaptı diye hapishanede olan gençler bulunduğunu, Nedim ve Ahmet'ten başka yazarların da hapishanede olduğunu unutur.

        Nedim Şener ile Ahmet Şık'ın tutukluluk haline prensip gereği değil, tutukluların sadece onlar olması nedeniyle karşı çıkar. Çünkü onlar bir şekilde "aydın sembolü" haline gelmişlerdir. Ait olmak isteyen her kişi içten olduğu için değil, cemaati böyle istiyor diye tavır koyar.

        Bu aydın cemaatinin ruh halini çok iyi bilen ve onların ruhunu arada bir okşamayı çok iyi beceren Ruşen Çakır da özellikle Nedim Şener ve Ahmet Şık'ın tutukluluklarının AKP'yi zorladığını anlatan yazı yazdı sonunda.

        VE HASAN CEMAL...

        Şu anda Hasan Cemal'in Nedim Şener ve Ahmet Şık hakkında yazı yazıp yazmadığını hatırlamıyorum, ama yazmadıysa bunu ona yakıştıramam. Çünkü ortalamayı tatmin etmek ve vasatı en iyi tutturmak konusunda ondan daha başarılı olabilen yoktur. Hatta bir gün Acun Ilıcalı, hakikaten "Aydın Sizsiniz" yarışması düzenlese, jüride Hasan Cemal'in mutlaka olması gerekir.

        Kendisi o derece mükemmel düzeyde vasat bir Türk aydınıdır. Diğer jüri üyeliklerine benim adayım Ruşen Çakır ile iyi kavga çıkaracağından ve mükemmel bir stres faktörü olacağından, Ahmet Şık ve Nedim Şener hakkındaki olumlu düşünceleriyle de Türk aydını olma yeterlilik sınavını çoktan veren Nagehan Alçı'dır.

        HAYDİ İDDİAYA GİRELİM

        Şimdi var mısınız bir iddiaya? Bu yıl gazeteci dernekleri, en iyi köşe yazısı ödülünü mutlaka Nedim Şener ve Ahmet Şık veya Hrant Dink hakkında yazılmış bir yazıya verecekler. Bu lafımı unutmayın ve yazın bir kenara. Haklı çıkarsam bu yazıyı hatırlarsınız. Çünkü bu cemiyetler de vasatı tutturmuş Türk aydınını koruma ve kollama cemiyetleri gibi çalışıyorlar.

        Vasat aydın çevresinin bir başka âdeti de kendisi için önemli olan konularda mümkün olduğunca gürültü çıkarmaktır ve bu gürültüyü senkronize biçimde çıkarırlar. Herkes birbirinin aynı şeyleri söylemek zorunda olduklarından o konuda çıkarılan ses hep sanki sayıları çokmuş izlenimini verir.

        Bunu bildiğimden bu yazıya karşı da sanki Ahmet Şık ve Nedim Şener'in tutuklanmasına destek veriyormuşum gibi siyaseten doğrucu laflarla duygu sömürüsü yapacaklarına eminim. Vasatlaşmış aydının bir diğer özelliği de siyaseten doğrucu cümleleri çok iyi bir saldırı aracı olarak kullanmasıdır.

        Bu yüzden çoğunluğun beğenmeyeceğine emin oldukları her fikir ve yazıdan çok rahatsız olmuşçasına hilekâr tavırlar alıp size siyaseten en doğrucu, en sıradan cümlelerle saldırırlar. Bu yazıları da cemaatlerinden alkış alır. Birinin kızdığına diğerleri de zorunlu olarak kızar; yine körler ile sağırlar birbirini ağırlar.

        Bu yazım da onların duygularını rencide edeceğinden, yine siyaseten doğrucu yalanlarla saldırmaya çalışacaklarına eminim.

        Onların bu konuda da diyebilecekleri yine yalanlardan ibaret olacak. Çünkü ben kanunda yazıldığı nedenlerle tutuklu kalmasına gerek olmayan hiçbir insanın tutuklu kalmasını istemiyorum. O kişi ister ticari bir olaydan tutuklu olsun, isterse üniversite kampusunda gösteri yaptı diye tutuklanan öğrenci olsun, isterse de yazısı nedeniyle tutuklansın ve adı ister Nedim isterse Ahmet olsun, hepsinin haklarını bir prensip gereği savunurum.

        Bu işte mücadelemi, kalıpların gereği olsun diye yapmam, kişiye özel duygularım yok. En büyük düşmanım da haksız yere tutuklansa bile, bir prensip için onun da hakkını korumaya çalışırım. Ait olmaya çalıştığım, arzuladığım bir cemaat yok. O cemaatteki insanlar, aydın olmanın önkoşulunu bir tavra endeksliyor diye o tavrı alacak da değilim.

        Yani ben bir toplumda âdet yerini bulsun diye, sadece bir kulübe kabul edilmek için aydın tavrının gereği bu diye tavrını yüksek sesle alanlara karşıyım.

        Benim âdet olsun diye değil adalet olsun diye aldığım tavır onlarınkiyle çakışsa bile, yine de onlardan biri gibi kabul edilmek istemem, onların cemaatinden utanıyorum çünkü.

        Bunlardan gerçekten hiç hoşlanmıyorum ve hepsini de olağanüstü samimiyetsiz buluyorum.

        Tinker Tailor Soldier Spy

        JOHN LeCarre'nin bu güzel kitabının filmi başladı. Yıllar önce tek kanallı dönemde TRT bu romanın siyah-beyaz dizisini yayınlamıştı. O da olağanüstüydü. Romanın başkahramanı Smiley'i o dizide Alec Guinness oynuyordu.

        O kadar iyi oynamıştı ki o günlerden beri beynimde Smiley karakteriyle hep Sir Alec özdeşleşti. Daha sonra romanlarını okurken Smiley'i hep Alec Guinness görünümüyle düşündüm. Bakalım romanın filmini bu kez nasıl yapmışlar? Gary Oldman bakalım rolünün hakkını verebiliyor mu?

        Tanıtımdan gördüğüm kadarıyla siyah-beyaz dizi, romanın ruhunu çok daha güzel yansıtabilmiş. Yeni film de modern izleyiciyi tatmin etmek için çalışılmış ama soğuk savaşın ruhunu iyi bilen seyirci ihmal edilmiş gibi geldi bana. Asıl eleştiriyi filmi izledikten sonra yapacağım.

        Stieg Larsson

        MİLLENNİUM üçlemesini üçüncüden başlayarak okumaya başladım. Birincisini en son okuyacağım. Size daha sonra sonuçları yazabilmek için bu deneyi yapıyorum.

        Eğer bir yazarın okuyucuları için saçlarını süpürge yapması diye bir şey varsa bu hayatta, işte bu da odur.

        Diğer Yazılar