BİLİYORSUNUZ benim muhafazakâr kesimden birçok arkadaşım var. Bu bir ölçüde benim kendi önyargılarımı yıkmak ve ötekini anlamak çabamla alakalı olsa da o arkadaşlar da bana önyargısız davrandılar, kendilerine "öteki" gibi geleni öğrenmek istediler. Böylece aramızda güzel bir diyalog, stressiz bir konuşma ortamı oluştu. İtiraf etmeliyim ki bu konuda ben belki biraz şanslıyımdır. Çünkü benim dünyamda benim gibi duruşu olan insan sayısı fazla değildir, bunu biliyorum ama muhafazakâr kesimde de, benim konuştuklarım kadar önyargısız ve anlamaya çalışanların fazla olmadığını biliyorum.

TÜRKİYE DEĞİŞİYOR
Bunları söylemekle birlikte şunu da eklemeliyim.Türkiye'de büyük bir değişim yaşanıyor. Siyasetimiz, ekonomimiz değişiyor tabii ki ama kültürümüz ve gündelik yaşam biçimlerimiz de değişiyor. Her sınıf her katman ya bu değişime ayak uydurup değişecekler ya da tasfiye olup tarihe gömülecekler. Her sınıf, her grup değişirken diğer sınıf ve gruplarla ilişkileri de değişecek. Yani Türk sosyal hayatının başlıca çatışma alanını oluşturan grupların, yeni mıhafazakârların ve modern kesimin birbirleriyle olan ilşkilerinin de değişmesi gerekiyor.

YENİ YÜKSELEN DEĞER
Şurası bir gerçek, Türkiye'de yeni muhafazakâr kesim yükselen değeri oluşturuyor. Modern kesimler ise düşüşe geçen değeri temsil ediyor artık. Hatta eskinin öteki Türkiye'si olan muhafazakâr kesimin yerini yeni öteki Türkiye olarak modern kesimin aldığı söylenebilir.

TEORİ-GERÇEK İLİŞKİSİ
Tabii meseleyi teorik düzeyde ele alabilmek için fazla soyutlama, genelleme yapabiliyorum ama gerçek hayatta bu iki kesim arasındaki farklılıkların o kadar da kesin olmadığı bellidir. Örneğin yeni muhafazakârlar şimdilerde aynen modernlerin tüketim biçimini benimsemiş gibi gözüküyorlar (içki hariç tabii ki). Öte yandan modern kesimde dini duyguların hiç de azımsanmayacak kadar yaygın olduğu söylenebilir, yani bu da yeni muhafazakâr kesime özgü bir şey değil.
Bunları bilmekle birlikte yeni dinamikleri anlatmak için soyutlama yapmayı ve iki kesim arasındaki çizginin keskin olduğunu varsaymayı sürdüreceğim.

MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE HAKLI
Ertuğrul Özkök ile tetiklemiş olduğu bir yazısında Mümtaz'er Türköne, "Türkiye'nin elitlerinin değişmekte olduğunu" söylüyor. Eskinin elitlerinin buna alışması gerektiği ve tiyatro sanatçılarının eskinin elit kesimine hizmet vermeye alışık olduklarını, bunun da değişeceğini ve şehir tiyatroları hakkındaki tartışmanın temelinde bu sürecin yattığını söylüyor Türköne.
Özkök'e bunun hoş gelmemesini anlamakla birlikte Türköne'nin yaptığı tespitte çok da haksız olmadığını söylemek gerekiyor.
Ben sadece tek bir noktada ayrılıyorum Türköne'den; evet Türkiye'de elit değişimi olması için bir enerji vardır. Ama değişim ihtiyacının olması bunun hemen olacağını göstermez.

'ARTIK BİZİM ZAMANIMIZ'
Yazının girişinde söylediğim gibi yeni muhafazakâr çevrelerde bulunduğum bir gün adını vermeyeceğim bir kişi etrafa söyler gibi ama aslında bana "Türkiye değişti. Artık bizim zamanımız geldi. Artık sıra bizde" dedi. Ben tam buna "Ne yani sizden öncekilerin size yaptığını siz de bize mi yapacaksınız, siz de bizi ötekileştirip orada tutup ezecek misiniz?" diye soracaktım, ama bunun uygun olmayan biçimde kavgacı ve huzursuzluk yaratıcı olduğunu düşünerek sustum. Ama o sözler beynimin bir yerine de yazıldı. Bunların "Hayatın sunduğu imkânlardan yararlanma sırası bize geldi" diye de yorumlanması ihtimali de vardı.
O kişinin kötü yorumdaki tepkisi benim muhafazakâr arkadaşlarla kurmaya çalıştığım, diyaloglara açık, ortada bir yerde buluşmacı tavırlara ne kadar uzak ve ne kadar da tatsız bir tavırdı.
Tabii ki geçmişin bazı acılarının öyle kolay silinmeyeceğini ve bazılarının öç alma duygularıyla kaplanabileceğini biliyorum ve bu insani tepkiyi de anlıyorum. ("Ben insanım ve insana dair hiçbir şey bana yabancı değil" diyen Terentius)

BİR TEHLİKE
Evet şimdi yükselen değerler değişti, şimdi ötekiler de değişti ama yeni yükselen değer olan yeni muhafazakâr kesim bir tehlikenin içinde bulunuyor. Topluma damgasını vuran ve geleceğini belirleyecek kesim olarak ortaya çıkan yeni muhafazakâr kesim, bunun gereği de olan toplumun hâkim, belirleyici kültürünü ve modern yaşam biçimiyle de çatışmayan hayat tarzını kurmaya hazır gibi görünmüyor. Siz dini sadece onun şartlarına uygun yaşamak gibi anlayıp onun temeline sağlam hayat felsefenizi ve hayatı kucaklayış biçimini koymazsanız siz isteseniz de istemeseniz de ortaya hoş olmayan bir durum çıkabilir. Herkes böyle demiyorum tabii ki, ama çoğunluk böyle ve bundan da sadece vasatlık çıkıyor, toplumun rengi ortadan kalkıyor ve tonlar grileşiyor.

ELİT OLUŞMAZ
Mümtaz'er Türköne de bu meselenin farkında olmalı, çünkü yukarıda bahsettiğim yazısında yeni elitlerin kendi estetiklerini de zamanla yaratacaklarını söylemiş. Doğrudur yaratacaklardır, yaratıyorlar da. Ben Türköne'den farklı olarak bunu yaratanların elitler değil henüz arayış içinde olan halk olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu ortamın yeni bir elit oluşturmak için elverişli olmadığını biliyorum. Tabii ki bu kesim içinde daha eğitimli, kültürlü ve daha zengin olanlar var, ama bunların hiçbirisi bir insanın elit olması için yetmeyebilir.
Elit olabilmek için topluma yön verecek yeni fikirler, tavırlar ortaya atmak ve bunların altını da fikirlerle, kültürle doldurmak gerekiyor. Bugün vasatı, gri tonu destekleyen toplumsal dinamiğin yeni bir elit yaratabileceğini sanmıyorum, çünkü elit, vasatın hâkim olduğu yerde yaşayamaz.

 

Emine Erdoğan

UZAKTAN izliyorum da yeni muhafazakâr çevreler Başbakan'ın eşi Emine Erdoğan'a hayranlar; onu izliyor ve seçimlerine, zevkine bakıp kendilerine rol modeli seçiyorlar. Bu Emine Hanım'a aslında belki de kocasınınkinden bile daha büyük bir güç veriyor. Başbakan emirle, yönetmelikle zevk oluşturamaz, Emine Hanım isterse rol modeli olarak bunu yapabilir. İşte bu büyük bir güç ve üstelik biliyorsunuz bütün büyük değişimler kadınlardan başlar.
Emine Hanım'ın kendi hayat görüşüne uygun zevkler ve tercihler oluşturma çabasının farkındayım, onu takdir ve ilgiyle de izliyorum. Ancak bir sorun var, bunu da vurgulamalıyım.
Emine Hanım bu zorlu çabasında eleştirinin gücünden yoksun kaldı, yolunda tek başına ilerliyor.
Herkes Emine Hanım'dan da Başbakan'dan da çok korkuyor. Haklılar da bu korkularında çünkü yanlış anlaşılabilecek tek bir söz bile insanın hayatının kararmasına yol açabiliyor. Bunun geçmişte çok örnekleri görüldü.
Ama yeni bir estetik yaratmaya uğraşan ve belki de toplumun yeni elitlerinin kültürünü oluşturacak Emine Hanım bu korku yüzünden hiç kimseden eleştiri desteği alamıyor.
Kültürlü bir insan olan Emine Hanım umarım iyi niyetli, eleştirinin insanı olumlu etkileyen gücünü kabul ediyordur. Eleştiri gelmezse insanın yanlış yapma ihtimali artar.
Örneğin diyelim bir gün Emine Hanım kurmaya çalıştığı esetetik anlayışına pek de uygun olmayan tercihler yaptı, bunu ona şu anda söyleyebilecek hiçbir kesimden tek bir insan bile yok.
Bu hoş ve gelecek için ümit veren bir ortam değil. Ben yeni Türkiye'ye inanıyorum, bu toplumun yeni kültürüne uygun elitlerde çıkaracağını biliyorum, süreçler zorlu olsa da bu zamanla başarılacak. Dediğim gibi bu süreçte Emine Hanım'ın çok önemli rolü olacağına da eminim, umarım özellikle yeni muhafazakâr çevrelerden insanlar bazı korkularından çıkıp yeni Türkiye'nin daha güzel olması için olumlu eleştirilerini yönlendirmeye başlarlar.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!