Bir yandan elimdeki Ajda bardağı ile çayımı yudumluyorum, öbür yandan Ajda Pekkan‘ı dinliyorum; 2011 yazını yakıp geçen CD’sini ve kendisini, aynı anda... 1977 yılında dönemin gazete patronlarından Erol Simavi‘nin kendisine yakıştırdığı ve kamuoyuna da mal olan “Süperstar” isminin arka bahçesine giriyoruz...

Ekonomi basınından bir grup kadın meslektaşımla birlikte, Gümüşsuyu’ndaki Topaz Restaurant’ta hazırlanan 5 çayı masasındayız... Bundan iki ay önce moda ve tasarım dünyasına e-ticaret üzerinden girdi. Süperstar’ın tasarladığı ve fason olarak üretilen hazır giyim ile aksesuvarlarının satıldığı internet sitesinde, “Ajda’nın Kadınları” vitrine çıktı. Sipariş eden herkes üzerine bir Ajda geçirebilecek. Şeffaf ve danteller ile kadınsı dokunuşlar kondurulan 48 model günlük giysi ve 24 farklı aksesuvar 40 ile 140 lira arasında değişen fiyatlarla satılıyor.

‘HERKES BENİ SEVSİN İSTEDİM’

“Hep manken olmak istemiştim, ama geç kaldım. 15 yaşında baleye başlamak isterdim. Sahnede her ikisini birleştiriyorum. Sahnedeki tasarımlardan yola çıkarak içimdeki canavarı çıkardım. Kedi gibi yavaş yavaş insanların içine sokuldum. İnsanlarla empati kurmaya çalışırım; sahnede onların sevdiği tarzı bulmaya çaba harcadım“ diyor. Bana göre hayata dair mottosu şu cümlesinde yatıyor: “İnsan sevilmez; insan kendini sevdirir...“ Yarım yüzyıl boyunca; sürekli yenilenen çıtır sahne erbabı arasından sıyrılan müzikal başarı; kendini sevdirmek için verdiği mücadelenin bir sonucu gibi duruyor...

Açık açık söylüyor: “Herkes beni sevsin istedim.” Bu yaz da hayranlarına kendini yine çok sevdireceğini umut ettiği bir haberi bizimle paylaşıyor: “Gençliğimde kimse destek olmak gibi bir tavır içine girmedi ama ben gençlerin başarısını desteklemek istiyorum. Gülşen‘den çok güzel bir şarkı aldık, bu yaza hazırlıyoruz. Müthiş bir şarkı, dansını çalışıyorum. Şarkı yavaş yavaş yükseliyor.”

Bu yazın şarkısının adını da bu vesileyle öğremiş oluyoruz: Ara sıcak! Ana yemekten önce, antreden sonra...

‘ETRAFIMDA LÜMPENLER VARDI; ZEKİ MÜREN HARİÇ’

Moda’da büyüyen bir genç kızken kendini 17 yaşında “lümpen” bir dünyanın içinde bulduğunu anlatırken, Zeki Müren‘i istisna olarak anıyor. Markalaşma serüvenine giden yollar, 1990 yılında ayrıldığı işadamı Ali Bars‘ın isteği üzerine sahne almadığı o 6 yılın içinden geçiyor. Maçka’da altın takı tasarımlarının satıldığı kuyumcu mağazası ve “Ajda bardakları” öyküsü de bu döneme ait. Beykoz’da yürüyüş yaparken girdiği Paşabahçe’ye ısmarladığı özel tasarım çay bardakları öylesine tutmuş ki; bugüne kadar 60 milyon dolarlık ciro yapmış. Marka tescili yaptırmadığı için kimseye hesap soramamış.

Arada yöneltiğimiz soruları bir tarafa bırakırsam, içinden şöylesi cümleler döküldü: “Eşim işadamıydı, beni uyarmadı; markanın değerini bilmiyorduk. Bir tek beni taklit edemezler, en iyisi ben... Bazen beni klonlasalar diye düşünüyorum. Ajda‘nın peşinden koşuyorum. O yıllarda ne ikon İçimdeki duygu buraya geldi. Şarkı söylemek bana yetmiyor, ben dursam beynim durmuyor. Beste yapıp söz yazabilirdim ama en yakın olduğum alan moda. İçimde birden çok kadın var, matruşka gibi... Naif-kuvvetli; ikisi arasında ben neyim, çözmek çok zor; psikoloğa gidip kendimi açamazdım. Kendime friendly (dostça) değilim, psikoloğumla nasıl olurum...” Yıllarca benzemek istediği kadın siluetleri çiziyor; elmacık kemikleri çıkık yanaklar, küçük ve dolgun kiraz gibi dudaklar... Bu çizgiler artık Ajda’nın Kadınları için üretilen tişörtlerde...

‘HAYATIM ELİMDEN GİDİYORDU’

“Modeller çiziyordum, onlarda kafa yoktu. Konsantrasyon sağlamakta güçlük çekiyordum. Hayatım elimden gidiyor, yakalamam gerekiyordu“ dedikten sonra, e-ticaret alanında kurduğu ortaklık sürecini anlatıyor: “Önüme gelen kumaşları seçiyorum, modelleri tarif ediyorum. İleride bir butik açmak istiyorum. Orada sahnedeki Ajda’yı daha çok yansıtacağız. İnternette herkesin giyebileceği parçaları yapıyorum.”

Benden son olarak iki soru geliyor: Tesettür giysileri tasarlar mısınız? İnternetten alışveriş yapar mısınız? Sorunun birinci bölümünü “Asla yapmayacağım. Ben reformist bir sanatçıyım. Bugüne kadar nasıl göründüysem, onu yaparım. Asker kızı olarak tarzımdan farklı bir şey yapamam. Ben Türkiye’yim, polemiklere girmem“ diye; ikinci bölümünü de “İnternetten yalnızca bitki çayı demlemek için cam bir çaydanlık aldım, çünkü piyasada yoktu” sözleriyle yanıtlıyor. Evde mağaza büyüklüğünde bir giyinme odası olduğunu, evine her gün 30 yıldır aynı terzinin geldiğini ve üzerindeki siyah-beyaz puantiyeli eteğinin de dolapta bekleyen tuvaletinden üretildiğini öğreniyoruz. Marka, Ajda‘nın içinden fırlamış... Türkiye’nin en cesur ve yenilikçi sanatçısı, umarım artık yarım yüzyıllık emeğinin karşılığını alır!

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!