31 Mart’ta yapılacak yerel seçimler kesinlikle çok önemli, kritik bir seçim.

Ancak bu kritiklikten sakın ola bir beka sorununun olduğunu filan kastettiğim anlaşılmasın. Ben böyle bir endişe taşımıyorum…

Bence önceki yerel seçimlerde olduğu gibi bu seçimde de çok farklı bir yol ve yöntem izlemeyecek vatandaş.

İddia ediyorum… (Güneydoğu’daki bazı iller hariç ama… Çünkü oradaki seçmen meseleye bu defa da ideolojik yaklaşabilir.)

Mutlaka bir kısım seçmen siyasi görüşüne göre oyunu kullanacak ama sonuçları kim yaşadığı kenti yönetmeye daha fazla layık ise ondan yana tercihini kullanacak olan seçmen belirleyecek.

Yakından takip ettiklerimden örnek vermem gerekirse… Mesela başta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayları Binali Yıldırım ve Ekrem İmamoğlu olmak üzere, Ankara adayları Mehmet Özhaseki ve Mansur Yavaş… İzmir Adayı Nihat Zeybekci, Tunç Soyer… Antalya adayları Menderes Türel, Muhittin Böcek’i yürekten kutluyorum.

Çünkü gördüğüm kadarıyla bu isimler seçimin sonucunu en nihayetinde; “Yaşadığım kenti en iyi kim yönetir, en iyi kim bana hizmet verir”ci anlayışında olan seçmenin belirleyeceğinin farkındalar.

O nedenle de mümkün olduğunca siyasetten uzak bir dil kullanıyorlar ve vatandaşın karşısında proje odaklı konuşmalar yapmayı uygun görüyorlar.

Misal Cumhur İttifakı’nın İBB adayı Binali Yıldırım…

Bağlı olduğu ittifakın liderlerinin 31 Mart seçimlerine dair kullandıkları ifadeleri kullanmamaya ve verdiği söyleşilerin tamamında da İstanbul ve düşündüğü projeler dışına çıkmamaya çok özen gösteriyor.

Ve bunu da bir araya geldiği gazetecilere; “Bana İstanbul’u ilgilendiren sorularla gelin” diyerek açık açık ifade ediyor zaten…

Aynı şekilde Millet İttifakı’nın Ankara adayı Mansur Yavaş…

O da Yıldırım’la aynı politikayı izliyor ve kesinlikle Ankara’ya dair düşüncelerinin dışında sorulan sorulara yanıt vermemeye çalışıyor ve ısrarla içine çekilmeye çalışılsa da genel siyaset üzerinden polemiklere girmiyor.

Dikkat ediyorum… Sayın Yavaş, bağlı olduğu ittifakın liderleri Akşener’in ve Kılıçdaroğlu’nun genel siyasette takındıkları tavra aykırı bir profil çiziyor.

Uzlaşmacı ve tüm Ankaralıları kucaklayan bir profil… 

Bu arada hakkını teslim etmem gerekiyor ki; bu hususta en çok takdir edilmesi gereken isim Cumhur İttifakı’nın İzmir adayı Nihat Zeybekci’dir.

Farkında mısınız bilmiyorum ama Nihat Bey rakibi Tunç Soyer’in babası üzerinden başlatılan 12 Eylül tartışması ve onun devamında yaşanan sert tartışmalardan hep uzak durdu.

Sorulduğunda da yumuşak ifadelerle geçiştirmeye çalıştı rakibiyle ilgili polemiği…

Kazanma olasılığı en zayıf halkalardan biri olan İzmir gibi bir yerde inanılmaz bir profille seçmenin karşısına çıktı ve hâlâ da o şekilde var olmaya çalışıyor.

Ayrıca şunu da eklemek istiyorum…

Muhafazakar kesim tarafından eleştiriliyor, muhalifler tarafından küçümsenerek alaya alınıyor olsa da şahsen Zeybekci’nin şarapla ilgili yapmış olduğu; “Haramdır ama belediye başkan adayı olarak benim böyle bir tartışmaya girmem doğru olmaz. İzmir’de bir marka çalışması olduğunda bunu desteklemem mümkündür. Ben lafını evirip çeviren bir adam değilim. İçimden geçenleri söyledim. Kimse kimseye dini terbiye vermeye kalkışmasın!” açıklamalarını çok samimi ve gerçekçi buldum.

Doğru demiyor mu?

Evet. Şarap İslamiyet’e göre haram ama bir kent yöneticisinin işi midir böyle bir tartışmaya dahil olmak!

Kaldı ki bu ülkenin kentlerinde sadece Müslümanlar mı yaşıyor?

Başka dine mensup insanlar yok mu? Bırakın bir dine mensup olmayı dinsiz olanlar yok mu?

Zeybekci ya da diğer tüm isimler sadece şarabın haram sayıldığı İslamiyet’e mensup insanlara kent hizmeti vermek için mi adaylar?

Özetle değerli okurlarım…

Katılır ya da katılmazsınız bilmiyorum ama 31 Mart seçimlerine giderken… Sahada sadece mevcut adaylar olsa… Yani kentleri bizzat yönetmeye talip olanların kendisi… Bence Türkiye ilk kez bir seçime giderken bambaşka bir atmosfere bürünür.

Haksız mıyım?

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!