Geçtiğimiz hafta, “Hiçbir ankete güvenmiyorum” başlıklı bir yazı kaleme almıştım hani…

Tesadüf işte… Bu yazımın birkaç gün sonrasında da Cumhurbaşkanı Erdoğan katıldığı bir televizyon programında benzer şeyler söyledi.

Peki böyle düşünen yani kamuoyu araştırmalarına güven duymayan sadece ben ve Erdoğan mı?

Elbette ki değil…

Komik bulacaksınız belki ama aslında siyasi liderlerin, aktif siyaset yapanların hiçbiri güvenmiyor anketlere.

Buna ana muhalefet partisi CHP’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da dahil.

Ve CHP’de öyle durumda ki, bu güvensizlik işi…

Mesela bir anketin doğru olup olmadığını test için üç farklı şirkete daha anket yaptırılıyormuş.

Ve doğru sonucu en azından ortalama olarak tespit edebilmek için de tüm anketler harmanlanıyormuş falan.

Kendisi de zaten açıkladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise, genel başkanı olduğu AK Parti’nin yetkililerinden, CHP ve diğer partilerin yaşadığı bu hengameyi yaşamaması için başka bir formül bulmasını istemiş.

Onlar da 31 Mart seçimleri için bugüne değin çalışılan tüm firmalarla ilişkilerini askıya alıp, adı sanı hiç duyulmamış ve hatta sahada çok yeni olan bir başka firma ile çalışmaya karar kılmışlar.

İsabetli mi olmuş verdikleri bu karar bilemiyorum…

Zira kamuoyu araştırmalarında da tecrübe çok mühim bir kriter.

Ama tabii o tecrübeli bilinen, koca koca markalar geçmiş seçimlerde o kadar büyük yanılgıya düştüler ki yaptıkları anketlerde…

Herhalde, “Nasıl olsa onlar da yanılıyor… Bari kendi kurdurduğumuz bu şirket yanılsa da bizim yanılgımız der teselli buluruz” diye düşündüler.

O yüzden de böyle bir yönteme başvurdular.

Peki gelelim sadede…

Özellikle batılı ülkelerin kamuoyunun nabzını tutmak için vazgeçemediği bir yöntem olan halk anketlerinin Türkiye'de neden bu kadar itibar kaybına uğradığı meselesine…

Yöntem mi doğru değil yoksa yapanlar mı?

Bunun yanıtını adını açıklamamı istemeyen bir akademisyen arkadaşım verdi.

”Biz öğrencilerimize okulda kamuoyu araştırmalarının önemini anlatırken Cumhurbaşkanı Erdoğan başta olmak üzere toplumda anketlerle ilgili yapılan bu olumsuz açıklamalar akademisyen olarak bizleri de zora düşürüyor” diyor ve şunu ekliyor;

“Eğer bir kamuoyu araştırması bilimsel dayanaklara ve kurallara uygun bir biçimde yapılıyorsa o anket sonucu şaşma, sapma olasılığı artı/eksi 2’den fazla olamaz!

Türkiye'de son yıllarda kamuoyu araştırmalarında yanılgının temel sebebi maalesef bilimsellikten uzak ve rastgele yapılıyor olmasından.

Mesela akademi dünyası telefonla yapılan siyasi kamuoyu araştırmalarını asla sağlıklı bulmuyor.

Ve duyuyoruz ki daha ekonomik ve kolay olduğu için birkaçı hariç şirketlerin son zamanlarda kullandığı yöntem bu olmuş.

Bu, yanılgının bir nedeni.

Diğer nedeni ise sokakta yapılan işin hem çok emek hem de çok büyük bütçe istiyor olmasından.

Tespitlerimize göre… Sağlıklı, bilimsel temellere dayanan ve sonucun sapma olasılığı artı/eksi 2’den fazla olmayan bir araştırma için minimum gereken bütçe 450 bin Türk Lirası.

Bu bütçe siyasi partiler için büyük para gibi görünmüyor olabilir ama hemen her hafta…

Hatta seçim günü yaklaştıkça gün aşırı anket yaptırma isteğinden dolayı yöntemin dejenere olması gibi bir sorun ortaya çıkıyor.

İddia ediyorum… Dört dörtlük bir araştırma ne bu bütçenin altında yapılabilir ne de sıklıkta! “

Evet. Akademisyen dostum böyle bir tespitte bulundu son zamanlarda yapılan anketlerin neden güven vermediği ile ilgili.

Bence haklı.

Saydığı gerekçelerin tamamı doğru ama onun söylemediği ya da söyleyemediği eksik bir şey var.

O da şu; “Toplumda istenilen algıyı yaratmak için manipülasyon amaçlı anket yapan şirketler!”

Bence esas güven kaybının nedeni bu hokkabazlar oldu.

Sokağa dahi çıkmadan, sırf angaje olduğu siyasi partinin toplumda kazanabileceği yönünde algı oluşturma amaçlı anket yapan şirketler.

Onlar sarstı bu bilim dalının itibarını.

Ki…

Bunların içerisinde marka sayılan, saygın diye bilinen birkaç şirket de var.

Mesela ben… Birini ifşa etmiştim Sabah Gazetesi’nde yazdığım zamanlar..

Açık açık, iş yaptığı partiden parayı alıp o partinin oy oranını yüksek göstermek amaçlı manipülasyon yapan şirketin rezilliğini belgesiyle yazmıştım.

Ha… Yazdım da ne oldu? Rezilliği ispatıyla koydum da ne oldu?

O şirket yaptığından utanıp da dükkanını mı kapattı?

Ya da özür dileyip kenara mı çekildi?

Tabi ki hayır!

Aynen devam etti yoluna fütursuzca…

Ve komediye bakın… O seçimde markasını X partinin adına utanmadan çarçur eden o şirket, sonraki seçimde de aynı şeyi bir başka parti için yaptı!

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • Nazım Karaman_655536388235973 9 ay önce Aynen katılıyorum teşk ediyorum
    CEVAPLA