Hani huzursuzluğu görmüş kimse huzuru bulduğu zaman bir daha onu yitirmek istemez ya!

Diyarbakır, Van ve Mardin büyükşehir belediyelerine kayyum atandığı haberi gündeme düştüğünden beri öyle bir ruh halindeyim ben de...

Tam, “Çok şükür tüm seçim tantanaları bitti. En az bir 4 yıl memleket sandık mandık düşünmeden işine gücüne bakacak” diye heves ederken yeni toplumsal bir karmaşanın kapısını aralayan kayyum kararı yalan yok çok canımı sıktı.

O can sıkıntısı ile oturdum bilgisayarımın başına...

Ama tabii yazarken parmaklarım bir ileri gidiyorsa üç geri geliyor.

Çünkü konu hassas... Eskilerin deyimiyle yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal işi gibi.

Hele dün kayyum atamalarına tepkisini sosyal medyada gösteren önceki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yorumuna dair yazılanları gördükten sonra off dedim... Off!

Uzatmayayım ve ben ne düşünüyorum bu konuda açık açık yazayım...

Bir kere şok oldum onu söyleyeyim...

Çünkü İçişleri Bakanlığı’ndan bu dönemde kayyum ataması kararı beklemiyordum.

Evet bu usül bilmediğimiz, yabancı olduğumuz bir usül değil.

Tam tersine aşinayız biz bu konuya.

Zira geçtiğimiz dönem HDP’nin 2014’te kazanmış olduğu belediyelerin tamamında o usül kullanıldı.

İçişleri Bakanlığı kayyum atayarak HDP’li belediyelerin yönetimine el koydu.

Koydu ama tabii o zaman bambaşka bir ortam vardı ülkede… Özellikle de Güneydoğu Bölgesi’nde...

Bugünkünden çok farklıydı her şey.

Kabul etmeyecek biliyorum HDP’li siyasetçiler ve onların fanatik sempatizanları ama hiç kusura bakmasınlar o dönem yaşanan olumsuz havanın en büyük müsebbibi yine kendileriydi.

Her şey çok güzeldi 7 Haziran 2015’e kadar. “Biz Türkiye partisiyiz artık” iddiasında bulunan ve bu iddiasını da söylemlerine yansıtan HDP milyonlarca insanın barış ve kardeşlik heyecanına umut olmuştu.

Ancak beklenen olmadı... HDP’nin o süreçte izlediği yanlış, berbat, anlamsız politikalar neticesinde insanların umutları da, inançları da bölgedeki belediyelerin verdiği lojistik destekler sayesinde açılan çukurlara, hendeklere gömüldü.

Ve kah sahip olduğu araç gereçleri kah bütçesini kullanarak belediyeleri PKK terör örgütünün bölgedeki sinsi, hain emellerine araç kılanlar bunun bedelini çok ağır ödediler...

2014 yılında kazanılan belediyelerin amaçları dışında kullanıldığı bariz ortada olduğu için devlet kayyum atamak zorunda kaldı.

Özetle değerli okurlarım... O dönem yapılan kayyum atamalarında karar vericilerin çok haklı gerekçeleri vardı.

Ancak dün sabah yapılan atamalara dair şahsen ben ortada böyle bir gerekçe göremiyorum.

Deniliyor ki; “Terörle iltisaklı oldukları için görevden alındılar ve bu yüzden de kayyum atandı!”

Bir kere hepi topu 4 ay evvel seçilmiş bu başkanların “terörle iltisaklı” oldukları meselesi kafamı karıştırıyor.

Bunlar yani bu üç başkan 31 Mart’tan sonra mı teröre bulaştı?

Aksi olamaz çünkü eğer terör örgütü ile ondan önce bir bağlantıları olmuş olsaydı aday olamazlardı zaten.

İkincisi ise şu; hadi diyelim bu insanlarla ilgili iddialar doğru. Yani terörle iltisaklılar ve görevden de alınmaları gerekiyor.

İyi de yerlerine neden kayyum atanıyor?

Neden diğer seçilmiş meclis üyelerinin içinden biri o koltuğa oturtulmuyor?

Dün bu konuda Güneydoğu halkı nezdinde etkin olduğu bilinen Hüdapar’ın yaptığı çok güzel bir açıklama vardı.

Söz konusu açıklamada aynen şöyle denilmişti; “Merkezi idarenin yerel yönetimler üzerindeki vesayetinin kaldırılması veya en azından zayıflatılması beklenirken 2016 yılında 5395 sayılı Belediye Kanunu'nda yapılan değişiklik ile mevcut vesayet güçlendirilmiştir. Seçilmiş olmak hiç kimseye suç işleme imtiyazı vermez ancak suç işlediği iddiasıyla görevinden uzaklaştırılan seçilmiş bir kişinin yerine bakanlık veya valilik tarafından geçici de olsa atama yapılması 2016 yılında yapılan değişiklik ile 'kanuni' hale getirilmiş ise de 'hukuki' değildir. Hukuka aykırı uygulamalarla çözüm aramak doğru değil. Kayyum atama usulünün olağan dönemlerde uygulanmasının hukuka ve siyaset kurumuna olan güveni daha da zedeleyecektir!”

Tamamının altına imzamı atıyorum ama son cümlenin altını özellikle kalın kalın çiziyorum...

Ve bir kez daha soruyorum; “Niye görevden alınan başkanın yerine valiler atanıyor da belediye meclisinden birinin seçilmesine izin verilmiyor?”

Görevden alınan başkanlar terörle iltisaklı anladık!

Peki tüm meclis üyeleri de mi öyle!

Öyleyse de zaten “vay halimize”!

Çünkü bu durum YSK’nın yani Yüksek Seçim Kurulu’nun işini doğru yapmadığını, göz göre göre tüm teröristlerin aday olmasına göz yumdukları sonucunu çıkarıyor.

Böyle mi peki?

Elbette ki değil!

Ben İçişleri Bakanlığı’nın bu kararının ardında başka nedenler olduğunu düşünüyorum.

Büyük bir ihtimalle Kuzey Suriye’deki muhtemel gelişmeler ile bağlantılı bu karar.

Devlet aslında o bölgede adı konulmamış OHAL uygulamasına ihtiyaç duyuyor güvenlik açısından.

O sebeple de (hangi sebeple olursa olsun) hiçbir güvenlik riski taşımak istemiyor.

Belediyelerin o bölgede kendi kontrolünde olmasını zaruri görüyor.

Tabii ki bu güvenlikçi yaklaşım da hukuka ve demokrasiye uygun olmayan, aykırı ve kafaları allak bullak eden manzaralar çıkmasına neden oluyor...

Yanılıyor muyum?

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!