Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Aklın yolu birdir.

Evet dilimde tüy bitti; “Vazgeçin şu yeşil nokta/simge işinden” diye diye ama değdi.

Çünkü projenin mimarı AK Parti Tanıtımdan ve Medyadan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal sonunda; “Yeşil Küre” adını verdiği kampanyayı sonlandırdıklarını açıkladı.

Dün bakındım biraz.

Onun çağrısıyla iştahla, hevesle kampanyaya destek veren birçok milletvekili, AK Parti taraftarı Yeşil Nokta’yı kaldırmıştı hesaplarından.

Ancak niye bilmiyorum; "1 Mayıs 2020 tarihinde başlattığımız 'Etik Farkındalık', 'Dijital Farkındalık' çalışmamız 10 Haziran 2020’de sona ermiştir" ifadelerini kullanarak kampanyanın sona erdiğini açıkça deklare eden Mahir Ünal, profilinde o simgeyi tutmaya devam etti.

Bu proje dolayısıyla çok üzerine gelindi anlıyorum Mahir Bey’i…

Bırakın muhalifleri falan.

Kendi partisinden de çok eleştiri aldı kutuplaşmış toplumu iyice kutuplaştıran bir hale dönüştüğü için projesi.

Ancak bitti yani.

Bittiğini de kendisi bildirdi.

O halde niye bu inat?

Niye ısrarla o yeşil küreyi hesabın tepesinde öylece tutmak?

Anlamadım gerçekten…

Ben kendisini hain FETÖ’nün 17/25 Aralık’ta hükümeti yargı ve emniyet gücüyle devirme girişimi sonrası tanıdım.

Yani nereden baksanız 6 yılı geçmiş.

O vakitler henüz Emniyet Müdürü Yardımcısıydı ama hainlere karşı cengaverce çarpışan bir polis şefiydi Mustafa Çalışkan.

Selami Altınok Ankara’ya gittikten sonra oturduğu koltukta çok başarıyla görev yaptı.

15 Temmuz’un İstanbul’da geri püskürtülmesinde en başlardaydı yine.

Soyadı gibi çok çalışkan, işini hakkıyla yapan dört dörtlük bir devlet adamıydı.

İstanbul gibi dev ve kozmopolit bir metropolde yüklendiği sorumluluğun farkında olan bir polis şefiydi.

Biz gazetecilerle ayrım yapmadan hep aynı mesafede ve son derece kibar iletişim kurdu.

Tam bir beyefendi ve görev insanı olarak tanıdım kendisini.

Önceki gün görev yeri değişti.

Emniyet Genel Müdür Yardımcısı olarak bir üst düzey görev için yola çıktı.

Şahsen bir İstanbullu olarak, bir gazeteci olarak ben çok memnundum kendisinden ve çalışmalarından.

O yüzden teşekkür etmek istiyorum.

Yolunuz açık olsun.

Sizin gittiğiniz yerde de verilen görevi yine hakkıyla yerine getireceğinize sonsuz güvenim var.

Güle güle Mustafa Müdürüm…

İstanbul’a güzellik kattınız duruşunuzla…

Dün Sağlık Bakanı Fahrettin Koca koronavirüs ve yol açtığı Covid-19 hastalığı ile ilgili kamuoyunu çok aydınlatıcı bilgiler paylaştı.

Epeyce uzun bir açıklama olduğu için tamamını alıntılamam mümkün değil tabii…

O yüzden de haberin linkini veriyorum.

Mutlaka okuyun, gerçekten çok fayda elde edeceğiniz bilgiler içeriyor Bakan Koca’nın açıklamaları.

Benim o açıklamada takıldığım nokta Sayın Koca’nın gazetecilerin, “Sürü bağışıklığı” ile alakalı sorduğu sorulara verdiği yanıtlar.

Malumunuz… 1 Haziran itibarı ile adına; “yeni normal” denilen bir hayat düzenine geçiş yaptık.

Bilim adamlarının birçoğu neredeyse tüm kısıtlamaların kalktığı bu yeni normal olarak tanımlanan dönemle aslında; “sürü bağışıklığına” geçildiğini ve böyle bir düzende de vaka sayısında artışın olmasının gayet doğal olduğunu defalarca dile getirdiler.

Ancak virüs Türkiye’ye ayak bastığı günden itibaren sürece yön veren Sağlık Bakanlığı ve birlikte çalıştığı Bilim Kurulu üyeleri tarafından bu yönde bir açıklama yapılmadı...

Tabii özenle “yeni normal hayat” tanımı kullanılmaya ve buna bağlı olarak da vatandaştan sosyal mesafe, hijyen ve maske kullanma kurallarına dikkat edilmesi yönünde uyarılar yapılmaya devam edilince…

Vatandaşın beklentileri farklı oldu.

”Eyvah yine kısıtlı hayat günlerine mi döneceğiz? Yine mi evlerimize kapanacağız!” soruları sorulmaya başlandı.

Tabii ki evlerimize yeniden kapanmayacağız.

Tabii ki 1 Haziran öncesine asla dönmeyeceğiz bir daha.

Çünkü buradan dönüş pandemi nedeniyle zaten sarsılmış olan ekonomimizi yerin dibine sokar.

Olacak belli…

Kaçarı göçeri yok; virüsü alan alacak!

(Ki ben bunu zaten geçtiğimiz hafta uygun bir lisanla dile getirmiştim…)

Klişe deyimle; “Bir gün korona ile herkes tanışacak!”

Ancak gerçek bu olmasına rağmen Sayın Bakan niye bilmiyorum bunu telaffuz etmiyor ve hatta aksine; "Sürü bağışıklığı kolay bir şey değil. Toplumun yüzde 60-65'inin bu koruyuculuğunun sağlanması gerekiyor. Bunun için 45 misli daha güçlü benzer salgını görmemiz gerekiyor. Bu anlamda sürü bağışıklığı anlamlı değil, buradan söyleyebiliriz!” diyor…

Elbette ki kolay değil ve riskli ama İngilizce'de "herd immunity" olarak adlandırılan sürü bağışıklık yönteminde amaç, hastalığa çok sayıda insanın yakalanmasına izin verilmesi ve bu sayede hastalığa karşı toplumun bağışıklık geliştirmesinin sağlanmasıdır.

Bu şekilde virüs kısa süre içerisinde topluma yayılsa da, toplumun çoğunluğu aynı zamanda bağışıklık kazanmış olacağı için yayılımın da doğal olarak duracağına inanılıyor.

Dünyadaki birçok ülke salgın ilk başladığı anda baskılamak için bu yöntemi tercih etti.

Sonradan İngiltere vazgeçti bu kararından ama hatırlarsanız yaklaşık bir 15 gün bu yöntemle yönetmeye çalıştı salgını.

İlk anda bu düzene geçilmesi doğru değildi. Çünkü hastalık tanınmıyordu ve tedavisi konusunda hiçbir deneyim yoktu.

Ancak şu an tüm dünya tanıyor ve hemen her ülke tedavide uygulanan belli protokoller ile hastalığın hasarını en aza indirgemeyi başarıyor.

Ki Türkiye olağanüstü bir başarı sergiledi bu konuda.

Bence biz birçok ülkenin çok çok ilerisindeyiz pandemi ile mücadalede ve avantajdayız…

O nedenle de bizim için zaten en güzel olanı “sürü bağışıklığı” düzeni idi.

Naçizane fikrim…

Bu konuda daha açık olunması hayra olur.

Vatandaşa yeni dönemin esasında ne manaya geldiği ve gelecekte neyin beklediği açık bir şekilde anlatılsa bence süreç daha kolay aşılır.

Yani en azından vatandaş bu gerçeklikten hareketle vaka ve yoğun bakım/entübe hasta sayısındaki artışlar karşısında endişelenmez... Sokağa her çıktığında “Virüs kaptım mı kapmadım mı” stresiyle boğuşmak durumunda kalmaz!

Haksız mıyım?

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00