Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Profesör Doktor Celal Şengör'ün bir Zoom toplantısında söyledikleri sosyal medyada trending topic oldu...

Şöyle diyor Şengör: ”O kadar kızdırdı ki, Saniye’nin eteğini kaldırdım. Kıçına bir tokat attım. Bu dehşete düştü. Baktım böyle bakıyor bana. Bana bak dedim, baban bunu yaptı mı dedim. Bana babam bile bunu yapmadı dedi. Heh dedim eksik kalmış, şimdi tamamlandı.”

Bu açıklamaya İTÜ Kadın Dayanışması, Koç Üniversitesi Dayanışması, KADEM gibi farklı görüşlerdeki birçok platform, kuruluş tepki gösterdi haklı olarak.

Şengör çok iyi bir bilim adamı olabilir ama mesleğinin dışındaki konularda yaptığı açıklamalar her zaman toplumsal duyarlıkları sarsma, rencide etme potansiyeline sahip maalesef...

Daha önce de 12 Eylül darbecilerini övme, Diyarbakır zindanlarındaki militarist/faşist bir uygulama olan dışkı yedirme iğrençliğini hoş gösterme vesaire gibi inanılmaz açıklamaları olmuştu.

Bu son açıklaması ile de bunlara bir yenisini eklemiş oldu ama kendisi sanırım bu açıklamalarında anormal bir yön görmüyor o nedenle tepkilere de aldırmıyor.

Umarım, son açıklamasına gelen haklı tepkilerden sonra;

Baba/kız “terbiye” konusunda, çağdışı bir örnek verdiğinin...

Hoca/öğrenci ilişkisi bağlamında açıkça, "insan ve öğrenci haklarını” çiğnediğinin...

Bilim adamı/topluma örneklik bağlamında sorumsuzluk sergilediğinin...

Toplumsal cinsiyet bağlamında da açıkça cinsiyetçi davrandığının artık farkına varır ve bu tip açıklamalarla saygın bilim adamı kimliğini daha fazla zedelemez..

Dün Antalya’da toplumda adeta infiale neden olan Elmalı Davası’nın duruşması vardı.

Mahkeme, iki küçük çocuğa cinsel istismarda bulunduğu iddia edilen anne Merve Akman ve üvey baba Rahmi Akman’ın adli kontrol şartıyla tutuksuz yargılanmalarının devam edilmesine karar vererek, duruşmayı 15 Kasım'a erteledi.

Konuyu en başından ele alan gazeteci olarak elbette ki ilgiyle takip ettim dün mahkeme salonunda neler olduğunu.

Tarafların hepsi oradaydı.

Yani cinsel istismarda bulundukları iddia edilen sanık anne ve üvey baba da…

Bu iddiayı ortaya atan suçlamada bulunan baba Gürhan Genç ve babaanne Günay Soytok da…

Bakın değerli okurlarım…

Ben bu aileyi hiç tanımam.

Ne suçlananları ne de suçlayanları.

Ben de bu davadan hepiniz gibi medyaya yansıyınca haber oldum.

Ancak o ilkyazımda da dediğim gibi…

Benim gazeteci olarak bir sorumluluğum var ve bu yüzden de yorum yapmadan önce meseleyi enine boyuna araştırmam gerekiyordu.

Ve araştırdım.

Davayla ilgili tüm dosyaya, belgelere, kanıtlara ve tanıkların ifadelerine, çocukların babaanne yanında kaldıkları dönemde 3 ay boyunca gözlem yapan Sosyal Hizmetler’e bağlı psikolog Deniz Karasapan’ın raporuna ulaştıktan sonra da tüm gerçekleri yazdım.

Ve dedim ki; “Olay kamuoyuna yansıtıldığı biçimde kesinlikle değil!”

Üstelik asıl istismarı yapanın anne ve üvey babayı suçlayan baba Gürhan Genç olduğunu, şu an 10 yaşında olan erkek çocuk E.G’nin savcılıkta, poliste verdiği ifadelerle kanıtladım.

Bırakmadım işin ucunu ve daha sonra da devam ettim takibe.

Ve ettikçe de işin içinde, derinliklerinde bambaşka hikayelerin olduğunu gördüm.

İstismarla mücadele ettiğini iddia eden UCİM adlı derneğin kamuoyunda anne ve üveye babanın gerçekten istismarı yaptıkları yönünde algı oluşmasını sağlamak adına ciddi bir çaba içerisinde olduğunu tespit ettim.

UCİM’in peşine düştüm.

İnanılmaz bir tabloyla karşılaştım sonucunda.

Kamuoyunda adı Saadet Öğretmen olarak bilinen ancak öğretmenlikle uzaktan yakından alakası olmayan Başkan Saadet Özkan ve kariyerini manavlıktan cinsel istismarla mücadeleye kadar uzatan yardımcısı Yücel Ceylan’la ilgili birkaç yazı daha yazdım.

Çocuk istismarıyla mücadele adı altında dernek faaliyeti gösteren Mersin merkezli UCİM adlı derneğin halktan aldığı yüksek bağışların kullanıldığı yerlerde sorunlar olduğunu ve bunun hesabını vermeleri gerektiğini de açık açık yazdım.

Hiç beklemedikleri bir yerden beklemedikleri sorular çıkınca çok zora düştü tabii UCİM.

Çakma öğretmen ve yardımcısı artistlik yapıp; “Vereceğiz hesabını!” dediler.

Ama yaptıkları toplantıda tek bir kalem harcama sayamadan; “Oldubitti” ile konuyu kapatma yolunu seçtiler.

Bunun üzerine; “İnceleme yapın şu derneğin hesaplarında” diyerek İçişleri Bakanlığı Dernekler Masası’na çağrıda bulundum.

Niye bilmiyorum yapmadılar.

Ve UCİM istismarla mücadele ediyoruz adı altında devam etti faaliyetlerine.

Elmalı Davası onlar için en büyük prestij kaybı olduğu için de yapabilecekleri her şeyi yapmayı ihmal etmediler.

Dün de aynı yöntemlerine devam ettiler.

Şaka gibi ama bağışlarının dahi nereye, nasıl harcandığının hesabını veremeyen bir dernek kamuoyunda oluşturdukları ilk yalan algının karşılık bulması için 20’den fazla avukat ile duruşmaya girip, mahkeme heyetine baskı kurup adeta bir tahakküm oluşturmaya çalıştı.

Mahkeme tutuksuz yargılama kararını devam ettirince de çıldırdılar.

Ve UCİM her zaman yaptığını yapıp duruşmanın hemen sonrası Elmalı Adalet Sarayı’nın önünde pankart açıp alenen mahkeme heyetini suçlayan ifadelerle, yalanlarla şovlarını sürdürdüler.

Amaç, kamuoyunda istismar üzerinden mahkeme heyetine baskıyı devam ettirmek.

Eninde sonunda adalet gelecek biliyorum.

Geç de olsa o iki insanın masum olduğu elbette ortaya çıkacak.

Ancak geç gelen adalet, adalet midir?

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00