PARİS

Sene 2009, yine böyle bir temmuz günüydü. Paris’te Fransız ve dünya sinemasının hafızası Sinematek’in önemli bir konuğu vardı:

Hırsız, Mohikanların Sonuncusu, Köstebek, Miami Vice, Halk Düşmanları gibi filmlerin ABD’li yönetmeni Michael Mann.

Filmi gösterildikten sonra izleyicilerle soru cevaba geçildiğinde, 37 yaşında biri tercüme eşliğinde uzun uzun konuştu:

“Acaba filmlerinizle gangsterlere ilham verdiğinizin farkında mısınız? Çünkü bu benim başıma geldi. Ben zırhlı para nakliye aracı, kuyumcu soymuş bir gangsterim. Gazeteciler bana sormuştu, ‘Kendi kendini mi yetiştirdin’ diye. Onlara şu cevabı vermiştim: Hayır, danışmanım, fakülte hocam, mentorum olan birisi vardı: Michael Mann. Onun filmlerini arkadaşlarımla belgesel gibi izledik. Karım ondan nefret ediyor olmalı. Dün karıma dedim ki, ‘Yarın 20 yıldır hayatımın parçası olan birisini göreceğim.’ Sordu, ‘Beyonce mi?’ diye. Hayır dedim, Michael Mann.”

- İşte Sinematek'teki o meşhur soru -

“Gangster” bir röportajda da, Al Pacino’lu Scarface filmine hayranlığını, ve esas, Mann’in Robert de Niro ve Al Pacino’lu soygun filmi  “Heat – Büyük Hesaplaşma”yı sinema salonlarında en az 7, DVD’den belki 100 kere izlediğini, soygun yöntemlerini ezberlediğini söyleyecekti.

Ama her soygunun bir kaçışı, bir firarı olmalıydı ya; orada da Steve McQueen filmleri ilham vericiydi!

TÖVBE DEMİŞTİ

Sinematek’teki o temmuz buluşmasına gelirken, Zidane gibi Kabili asıllı bir Cezayirli olarak Fransa’da doğmuş Redoine Faid, ya da Rıdvan Faid, hakikaten soygunlardan 30 yıla yakın hüküm giymiş, iyi halden dolayı 10 sene sonra şartlı tahliye edilmişti.

1997’de 25 yaşında yaptığı önemli bir soygun sonrası 3 yıl kadar İsrail ve İsviçre’de saklanmış, İsrail’de “Ortodoks Yahudi” kimliğiyle kalmış, İbranice ve bir askerden silah kullanmayı iyice öğrenmiş, sonra Paris’e gelişinde, Noel alışverişi yapanlar arasında yakalanmıştı.

Sinematek günü artık “tövbekar”dı. Çok kitap okuduğu cezaevinde kendisine “Yazar” lakabını kazandıran kitabı çıkmak üzereydi.

9 YIL SONRA YİNE TEMMUZ

İşte o temmuzdan tam 9 yıl sonra, 1 Temmuz 2018’de, Rıdvan Faid efsanesi zirveye vardı.

Bir kez daha cezaevinden kaçmıştı. Yeniden hapse girdikten 5 yıl, 25 yıla mahkum olduktan 2,5 ay sonra.

Cezaevi avlusuna inen bir helikopterden çıkan 3 silahlı adam onu da alıp havalanmışlar, gasp ettikleri helikopter ve pilotunu havaalanı yakınına bırakıp iki araçla kaçmış, birini sonra yakmışlardı.

Fransızların hayranlık ve öfkesi birbirine karışmıştı.

Bu ikinci firarıydı, kitaplı bir efsaneydi… Ama aynı zamanda bir katildi. Böyle biri hem de ikinci kez nasıl firar edebiliyordu!

KADIN POLİS ÖLDÜRÜLDÜ

Michael Mann’ı şaşırtan ve “Ne diyebilirim”den başka bir cevap bulamadığı o konuşmanın ertesi senesi, 2010’da, “tövbekâr” Faid, bir kez daha, “Büyük Kapışma” filminden ilhamla, “zırhlı para nakliye aracı” soygununa girişmişti. Biri kardeşi, 9 kişilik bir çeteyle.

Yaylım ateş açtılar, yoldan geçen araçlarda yaralananlar oldu. Ama daha kötüsü, bir “Zabıta” aracında, genç bir kadını, 26 yaşındaki “Belediye Polisi” Aurelie Fouquet’yi öldürdüler. 3 yaşında bir çocuğu vardı!

Faid’in kaçışı bu kez çok sürmedi. Soygunu yapamamıştı. 2011’de yakalandı. Cezaevine kondu… Efsane asıl şimdi başlıyordu!

Çetesi yakalanmıştı, “soyguna katılmadığını, silaha sadece kuzeninin evinde dokunduğunu” söylese de 25 yıl yiyen Rabia dahil. Ama Rıdvan durmayacaktı.

İLK FİRARDAN SON FİRARA

Faid, polis cinayetinden kesin hüküm bile giymeden önce, 13 Nisan 2013’de, bir şekilde içeri sokulmuş veya imal edilmiş patlayıcılarla önce 4 gardiyanı rehin aldı, sonra peş peşe 5 kapıyı havaya uçurdu. Ve soygunda Robert de Niro iken şimdi tüm filmlerdeki firariydi o.

46 gün sürdü firar. Ucuz bir otel odasında sabaha karşı yakalandı.

Tekrar cezaevine atıldığında, kimsenin aklına bir daha firar edebileceği gelmemişti.

Bu sene nisanda yediği 25 yıl, Cezayir’e kaçan kardeşinin orada giydiği 20 yıllık hüküm ardından, ağabeyinin de işin içinde olduğu bir organizasyonla, “Helikopterli firariler tarihi”ne adını yazdırdı.

Bir ay oldu, firar sürüyor. Interpol de arıyor ama o Fransa içinde. Geçenlerde kılpayı kurtuldu. Bir benzin istasyonunda kameraya yakalandı; sonra aracı polis gelmeden terk edip kaçtılar. DNA’dan tespit edildi. Ağabeyi Raşid de. Araçta plastik patlayıcılar vardı. Kar maskesi ve silah dolu bir çanta ise daha önce ormanda bulunmuştu.

KONTRGERİLADAN HALK DÜŞMANLIĞINA

Polis halkı ve medyayı uyarmak zorunda kalıyordu: “Faid’in karizmasına, havasına aldanmayın. O tehlikeli bir katildir!”

Firari Rıdvan’ın karizmasına hayran olduğu kişilerse sadece filmlerde “rol” yapanlar değildi. Asıl hayranlığı gerçek bir ustasına, “1 Numaralı Halk Düşmanı” Jacques Mesrine’ydi.

Rıdvan’ın aksine, o filmlerden etkilenmemiş, kendisi film haline gelmişti.

Soygun, cinayet ve cezaevi firarı ortak yönleriydi; bir de yazdıkları otobiyografiler.

Ama hayattaki yolculuklarında, Rıdvan Cezayir kökenli bir göçmen iken, Mesrine Cezayir’in bağımsızlık savaşında Cezayirlileri, hatta mahkumları bile öldürmüş paraşütçü komando, bir kontgerilla mensubuydu. De Gaulle’ün elinden aldığı madalyasıyla!

Öldürürken ruhu ve zihni de kararmıştı; Fransa’ya dönüşte bu kez, De Gaulle’e suikast hazırlığı da yapan, Cezayir’in gitmesini hazmedemeyen eski askerlerden kurulu darbeci OAS örgütüne katıldı bir süre.

Cezayirlilerin Paris’te Seine Nehri’ne atılan cesetlerine tanık oldu.

Ama kime sorsanız, Mesrine’in hayatı filmdi zaten: Soygun, adam kaçırma ve firarları, bu arada metresleri Fransa’da kalmamış, ABD ve Kanada’ya da uzanmıştı. Bazen aşçı olarak sakin bir hayata karışsa bile.

Mesrine, halefi Faid’in 46 yaşını da görememişti. 1979’da üzerine sıkılan 20 polis mermisinden 15’iyle delik deşik olarak, yaralı sevgilisinin yanında, köpeğiyle birlikte can verdi.

Geriye efsanesi, “polisin uyarmadan yaylım ateşi açtığı”na dair şüpheler ve bir de Monica Belluci’nin eski kocası Vincent Cassel’in onu canlandırdığı, “iki filmli film”, “Ölüm Güdüsü ile 1 Numaralı Halk Düşmanı” kaldı!

“1 Numaralı Devlet Katili” iken “1 Numaralı Halk Düşmanı!”

O 15 mermili polis baskını yeni “Halk Düşmanı” ilan edilmiş Rıdvan’ın gözünün önünden de gitmiyordu muhtemelen. Bir yandan “Heat” filminden ilham alırken, bir yandan da Mesrine filminin sonundan ürküyor olmalıydı!

 

 

   

       

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!