Örgüt bildirisi!
Bizim örgütün 4 bine yakın üyesi var.
Hepsi aynı örgüte üye ama farklı farklı görüşlerde.
Örgüt yönetimi, öyle ya da böyle, seçimle geliyor. Üyeler de örgütün temel ilkelerini kabul etmiş sayılıyor.
Her faaliyetine, beyanların her kelimesine katılmasan dahi; örgüt özellikle “basın özgürlüğü” üstüne bildiri yayınladığında, üyelerini de kapsıyor.
Evet ama yetmez!
Bir sonraki aşama şudur:
Üye, örgüt beyanını benimsiyorsa, sahip çıkabilir. Beğenmemişse, eleştirebilir.
Özellikle bizler, “sütun gibi köşesi” olanlar. Bir şey diyebilmeliyiz!
Üyesi olduğum, bir zaman yönetimine seçildiğim Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin son bildirisini yayınlıyorum. Diğer üyeler, özellikle köşe yazarları, yöneticiler de bir düşünsün. Karşı olan çıkabilir elbet. Ama üyeler bu konuda tek kelime etmeden onca yazı yazıyorsa, ayıp olur!
50 “şöhretli” yazar, bu bildiriyi paylaşsa ama samimiyetle, yani işine, kendi tarafına geldiğinde yapılan türden değil, bir seda olur bu gökkubede.
***
“Türkiye; basın, düşünce ve ifade özgürlüğü açısından çağdaş demokrasilerde rastlanmayan korkutma, sindirme dönemine girmiştir.
İktidara muhalif gazete ve yazarlara, sosyalist basına ağır baskılar uygulanmakta. Sansür ve otosansür gazetecilerin ayrılmaz parçası haline getirilmek istenmekte.
İktidar yetkililerinin inkarı, cezaevinde 60'ı aşkın gazeteci bulunması gerçeğini eğiştirmekten uzak.
TGC olarak, iktidar ve muhalefeti, salt gazeteciliğin gelişebilmesi için, ceza yasası ve terörle mücadele yasasının 6 ve 7. maddelerinin değiştirilmesi için ivedi çaba göstermeye çağırıyoruz.
İnsanlar üzerinde sindirme ve korku iklimi yaratmanın ülkenin dirliğine hiçbir yararı olamayacağı açıktır.
Baskıların, gözaltı furyalarının biran önce sona erdirilmesini istiyor, yanlıştan dönmenin de erdem olduğunu hatırlatıyoruz.”
***
“Bizim örgüt” çok sayıda başka meslek örgütünün de katıldığı Gazetecilere Özgürlük Platformu dönem başkanı. O bildiriyi de aktarıyorum:
“Özgür basın sindirilmeye çalışılıyor.2010 gazeteciler için basın özgürlüğü açısından karanlık bir yıl oldu. 2011’in de 2010'dan daha kötü olduğunu gördük.
Cezaevinde 66 gazeteci tutuklu. Gazetecilere yönelik yüzlerce yılı bulan dava ve ölüm tehditleri devam ediyor.
Gazetecilerin mesleğini yapabilmesi için yasaların değiştirilmesi ve ölüm tehdidi yapanların gün ışığına çıkarılması gerekiyor. Tehditlerin kaynağının ortaya çıkarılamaması, hükümetin rahatsızlık duymadığı izlenimi vermekte, tehditlere seyirci kalındığını düşündürmektedir. Gazetecilere yönelik gözaltılar, tutuklamalar ve davalar fikir suçlarını hortlatmıştır.
En endişe verici yan, araştırmacı gazetecilerin özgürce görev yapmalarının adeta bir kampanya halinde engellenmeye çalışılmasıdır. Araştırmacı gazeteciliğin önünün kesilmesi, Türkiye'nin de imzasının bulunduğu Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tavsiye kararlarına aykırıdır. Halkın doğru ve yansız haber alma hakkının ve basın özgürlüğünün korunması herkes için gereklidir. Demokrasinin tahammül etme sanatı olduğunu hatırlatıyor, gazetecilere, halkın gerçekleri öğrenme hakkına baskılara artık dur denmesini istiyoruz.
Özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasını, TMK ve TCK'da basın ve ifade özgürlüğünü
kısıtlayan maddelerin değiştirilmesini, meslektaşlarımızın serbest bırakılmasını talep ediyoruz.
Parlamentoyu duyarlı olmaya ve ivedilikle harekete geçmeye çağırıyoruz.”
***
Tamam. Haber spikerlerinin de dilinin dönmediği bol sıfatlı ifadeyle, “Sözde Ermeni soykırımı iddiasının reddine ceza” için Fransa’ya öfkelenmekte haklıyız! Çünkü, “basın, düşünce ve ifade özgürlüğü”ne temelden aykırı bir baskı ve ceza.
Fakat kendimize neden Fransız kalıyoruz o zaman!
Gak diyene ceza, guk diyene eza ile!