90 yıl sonra, yine Rusya!
Önce şunu söylemeli:
(Zaten doğrudan istihdam edilenler bir yana…)
Kim kendini…
İster sağdan ister soldan…
Yerli ya da yabancı…
Devletlere, güvenlik ve istihbarat örgütlerine kullandırıyorsa…
Böylece insanların katline vesile, aracı, tetikçi oluyorsa zaten canidir de…
Kansız halinde bile lanet olsun!
İster şu örgütten bu örgütten; ister medyadan!
***
Şimdi “biz” ABD yolundayız.
Stratejik derinliğimiz ister istemez oraya taşıyor!
Fakat Suriye sahnesinde temel aktör sayılan ABD, İngiltere ve hatta İsrail ise Moskova’ya taşınıyor.
Hatay katliamında suçluyu bulmuş olabiliriz; Suriye rejimi de olabilir.
Ama “Suriye meselesi”ne artık, “iki tarafın da katliam yaptığı”, BM’nin önemli gözlemcisi İsviçreli Carla del Ponte’ye göre “Daha ziyade muhaliflerin kimyasal silah kullandığına dair delil bulunduğu”, rejimin dirençli çıktığı durum diye bakılıyor.
Çözüm, bu iki arada (belki bir derede), bir uzlaşmada aranıyor.
Anlaşıldığı kadarıyla, Rusya’nın stratejik derinliği de önemli!
***
Counterpunch’ta Patrick Cockburn, 90 yıl önceki “paylaşım”ı hatırlatıyordu:
1. Osmanlı topraklarını paylaşanlar bugün aynı sorunlarla yine bocalıyor.
2. İngilizler Basra ve Bağdat’ı kendilerine ayırmış; Musul, Suriye ve Anadolu’nun güneydoğusunu Fransızlara bırakmıştı.
3. Anadolu’nun doğusu Çarlık Rusya’sına verilecekti; İngilizler Rus ordusuyla aralarında Fransızların tampon olmasını planlamıştı.
4. 1917 Sovyet Devrimi hesabı bozdu. Bolşevikler, Çarlık ile İngiltere ve Fransa anlaşmasını açıkladı.
Sovyet Devrimi’nin o günlerine (sonrasını bırakın dahi öcü gibi bakanlar, tarihin o anında Türkiye’nin kaderinin de başka türlü şekillenme imkanı yakaladığını pek düşünüp anlatmaz.
“İstiklal Savaşı”nın, elbet içerideki iradeyle, ama dışarıdaki iklim değişikliğiyle de daha mümkün hale geldiğini konuşmaktan utanırız.
Esas önemlisi, bölge halklarının içine eden sömürgecilik ve emperyalizm yanında “çözüm” aramaktan yıllardır utanmayız!
Tabii Suriyeliler, Iraklılar ve ötekiler de birbirini, bir ötekini katlederken hiç sıkılmaz!
Astlar kendilerini astılar!
Araştırmalar sürüyor.
Hükümet ilgileniyor mu, bilmiyorum ama Genelkurmay ve komutanlıklar devamlı araştırıyor.
Sanki kendi başına yaşadı, kendi başına bunaldı, kendi başındakiler yüzünden değil sadece kendi başı yüzünden öldü!
Askeri savcıların, kısa sürede toplamı 15’e çıkara en son astsubay intiharı için yine “Araştırma sürüyor” demesinden birkaç gün sonra bir uzman çavuş intihar etti.
Çok sayıda er, bazen sivil memurlar!
“Savaş süreci”nde “şehit sayısından daha fazla intihar eden asker”…
“Barış süreci”nde hayat savaşını kaybeden, teslim olan, yenilgisini ilan eden, şakağına dayadığı tabanca, çenesine yasladığı tüfek, boynuna geçirdiği iple kayıp giden sıvasız hane çocukları.
Gölcük’te uzman çavuş Sinan Birinci hem de Donanma Askeri Mahkemesi’nde kendini astı. Sanki bir şey anlatmak istercesine.
Oysa iki gün sonraki Fenerbahçe-Galatasaray maçına bileti bile varmış.
Hem de iki çocuğundan biri yeni ilik nakli olmuş ve hayata dönmüşken.
Emuzder Başkanı Merdoğlu’nun deyişiyle, “Yaşamak için sebebi varmış. Ölmek için sebebi ne olabilir o zaman?”
Geçen gün, görev için cep telefonuyla konuşurken yarbayın yakaladığı; üstlerinin kendisini hehp o hattan aradığını kanıtlasa da 10 gün hapse mahkum edilen astsubayın eşinin Genelkurmay Başkanı’na mektubunu aktarmıştım. Hukuk mücadelesi veriyor ama psikolojik tedavi de görüyordu; çünkü intihardan korkuyordu!
Bir sonraki yazıda bir babanın mektubunu aktaracağım.
“Araştırmacılar” belki biraz da bu açıdan bakar diye.
Vicdani retçileri avlayan, astları Disiplin kanunu ile haklayan devletin, hükümetin, Genelkurmay’ın… “askeri askerlikten ve esas hayattan soğutma suçu” üzerine de belki bir diyeceği olur diye!