Kardeşim Kamil, senin anlayamadığın belki de şu:

Adaletsizlik hüküm sürüyorsa, onu da vurur seni de vurur.

İkinizi vuran aynıdır.

İkinize vuran aynendir.

Sen ötekini karşıt sansan da, ikinize çarpan aynı yolun yolcusu, aynı hanın hancısıdır!

 

***

 

Zannediyorsun ki…

O ne kadar ezilirse, sen o kadar büyüdün.

O ne kadar esirse, sen o kadar vezirsin.

Değilsin.

Biliyorsun ama anlamıyorsun.

Sanıyorsun ki…

Ona haksızlık yapan, zulmeden, onu kıran ve döken ayrı…

Seni istismar eden, perişan eden, hırpalayıp hor gören ayrı.

Oysa ötekini ezmek için senden aldığı güçle…

Ötekini ezdikçe daha da güçlenip…

O gücüyle seni de eziyor.

Zor mu oldu üç satırda bunu anlamak.

O vakit kendin iki satırda bak.

Kendini iki satıra bırak.

Üçüncü satır bana kalsın!

 

***

 

Bakıyorum, bir cümlende kendine yapılan cümle haksızlıklardan, verilmeyen haklarından, bizatihi kendinin, kişiliğinin, kimliğinin aşağılanmasından bahsetmişsin.

Sonra sanki bizzat kendi üstüne de basıp bir başkasının hakkının tanınmaması, kimliğinin, kişiliğinin aşağılanması için tepinmişsin.

Ah Kamil…

Sanıyorsun ki sen böylece üste çıktın…

Öylece üstün çıktın…

Rezil iken vezir, mağdur iken mağrur oldun.

Sanıyorsun ki…

Mazlum iken zalimle de zalim olursan…

Hayatın, çoluk çocuğun kurtulacak, şişmiş gururlanmanla kimliğin, kişiliğin, haysiyetin yücelecek.

Oldu mu öyle!

Bak olmuyor.

Sen yine altta, yine aşağıdasın; baş başa kaldığınızda, yani o başta sen altta kaldığında Kamil, buyuranların dilinde yine aşağılanacaksın, buyurganların gözünde yine aşağıdasın!

Oysa mazlum iken zalim olmaya onca iştahın ve sonsuz hevesinle, ancak zalimin elinde sopa, dilinde küfür, kalbinde kibir, buyurganlığında payanda olursun.

Onu döver, şuna söver… sonra mutlaka sana da döner.

 

***

 

Böyle düşünmek hoşuna gitmiyor…

Zulmü, adaletsizliği, aşağılamaları, kibri, baskıyı, haksızlıkları yekpare görebilmek seni bozuyor.

Hayatının dengesi sanki kendin için yanmak, yanıp yakılmak ile başkasının yangınına körük olmak, kömür atmak sayesinde kurulmuş.

Senin denge sandığın, senin de asılı olduğun çengel oysa.

Ona engel neyse, senin çengel de o işte.

Bir de şöyle düşün, tabii çok zahmet olmazsa:

Belki de o yandığı için…

Belki o da yandığı için…

Büyüktür, büyümektedir senin yangının.

Körükledikçe onunkini…

Söndü mü sanki seninki!

 

***

 

Anlayamayarak anlıyorum seni Kamil!

Bir elinle zulme odun taşıyorsun…

Bir elinle kendi ateşine su derdindesin.

Bir elini sallıyorsun, körük olsun diye ötekinin alevlerine…

Bir elini sallıyorsun, yangınımı söndürün diye.

 

Allah iyiliğini versin!

 

 

Kır zincirlerini…

 

Başlık, “… Mavi Marmara” diye devam ediyor.

Dilek Yaraş, titiz bir gazetecinin emeği ve sabrıyla, Mavi Marmara’da Gazze’yi yaşamış olanlarla konuşarak, hep referans olacak bir kitap hazırladı (Haber Ajanda Yayınları).

Orada, Mavi Marmara’da öldürülenlerin de, yakınlarının anlattıklarıyla yaşadıklarını göreceksiniz.

Bir başka kadın gazeteci, Mediha Olgun da “güverteden” tanık olduklarını “Mavi Marmara’da neler oldu?” başlığıyla kitaplaştırmıştı (Turkuvaz Kitap).

Fakat sorarsanız “Ona ne oldu?” diye…

Mavi Marmara’da ölümden kurtulup işinde mobbingden kurtulamadı; ayrılmak zorunda kaldı.

Herhalde, İsrail baskınından ziyade, “muhafazakâr ahlak”ın mobbing ağalarına nasıl sessiz kalabildiğine şaşırmıştır o da!

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!