Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

 

Bir ülke daralabilir, işsizlik oranları artabilir. Döviz kurları alıp başını gidebilir, faiz oranları yükselebilir. Kurumları sallanabilir. Hatta bazıları batabilir bile. Ancak hepsinin aynı anda oluşması ve kamunun borçlarını sürdüremez hale gelmesidir krizin kendisi. Eğer kamu, borçlarını ödeyebiliyor, bütçesini dengeli ve öngörülebilir seviyelerde tutuyorsa, emeklinin ve kamu çalışanlarının maaşını ödüyorsa, kriz beklentisi pek isabetli bir beklenti değildir.

Birkaç veriye dikkat çekelim:

2002 yılında vergi gelirlerinin yüzde 85.7’si faiz ödemelerine giderken, şimdi bu oran yüzde 14’ler civarında...

2002 yılında kamu faiz harcamalarının GSYH’ye oranı yüzde 14.8 iken, şimdi yüzde 2.8’lerde...

Kamu net borcu 2002 yılında 215 milyar TL iken, şimdi 190 milyarlar civarında... (Brüt borç stokundan bahsetmiyorum.)

2002 yılında borçlanma ortalama vadesi sadece 9.4 ay iken, şimdi vade 74 aya ulaştı.

2002 yılında Eurobond ihracında dolar cinsinden 7 yıl vadeyle, şimdi ise 28 yıl vadeyle borçlanabiliyoruz.

Nakit iç borç stokunun vadeye kalan süresi 2002 yılında 12.8 ay iken, şimdi 56 aylarda dolaşıyor.

Geçmişte bütçe açığının GSYH’ye oranı yüzde 15’lerdeydi, şimdi yüzde 1.5’larda...

Türkiye 2002 yılında dolar cinsinden ortalama yüzde 10.7 oranında borç bulurken, şimdi yüzde 5 civarında borçlanabiliyor...

Durumu Türkiye açısından özetlersek, (hukuk ve demokrasi standartlarını bir kenara alırsanız) enseyi karartmaya gerek yok.

Bardağın boş taraflarını dile getirelim. Döviz kurlarındaki aşırı oynaklığın risklerine dikkat çekelim. Özel sektörün döviz pozisyon açıklarının bela yaratacağı tespitlerini paylaşalım, işsizliğin yakıcı sorun olacağını dilimize dolayalım, küçülmeye devam edersek ülkenin toplam borç stokunun sorun oluşturabileceği uyarısında bulunalım, ama 2000 yıllarına benzer bir kriz endişesine kapılmayalım.

 

YÜKSEK FAİZ BEKLEYENLER...

Devlete para satan yerli-yabancı tüzel veya gerçek kişiler sizce faiz yükseldiğinde kâr mı eder, zarar mı? Kestirmeden yazayım: Elinde devletin sabit faizli borçlanma kâğıtları bulunan herkes, faiz yükseldiğinde zarar eder. Faiz düştüğünde ise kabullendikleri orandan yüksek faiz geliri elde eder. Çünkü getiri sabittir. Eğer faiz düşerse ellerindeki değerli kâğıtları, vade sonunu beklemeden o günün daha düşük faizine denk gelecek şekilde primli satarlar. Faiz yükseldiğinde ise ikinci el satışında iskonto ederek yani zarar ederek satmak zorundadırlar.

Yatırımcılar ne zaman yüksek faiz isterler ve nazlanırlar? Enflasyon beklentisi yükseldiğinde. Örneğin, siz yıl sonu enflasyonunun yüzde 15 olacağına inanırsanız, paranızı yüzde 10 ile ya da yüzde 13 ile bankaya da yatırmazsınız, devlete de vermezsiniz. Bir ülkede daha fazla yüksek faiz isteyen varsa lobi olduklarından değil, devletin enflasyonu düşürme becerisinin olmamasından kaynaklanır.

 

AH KEŞKE...

Muhalefetin “Faiz lobisini araştıralım” önerisini çok sevdim. Keşke iktidar bu öneriye sıcak baksaydı. Madem bu kadar etkili bir lobi var, madem pek çok kötülüğün altından bu lobi çıkıyor, madem kahvelerde doları artıranlar bu lobinin üyeleriymiş diye konuşuluyor, madem yetkili sözcüler bu öcüye ateş püskürüyor, o zaman neden duruyoruz ki?

Kuralım komisyon, isimleriyle tek tek lobiciler açıklansın! Komisyona gelip hesap versinler. “Bu lobi hayali” diyenlerin de ağızlarına biber sürmenin keyfini çıkaralım. Onları maskara edelim... Ne olur kurun şu komisyonu!.. Kurun da lobi var mı yok mu anlayalım. Öyle askıda kalmasın...

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!